İçeriğe geç

Lanetin Varisi

Bölüm 12 · 7 dk okuma

Lanetin Varisi

Bölüm 12

Geçmişten Kalan Kılıç

Lanetin Varisi

Bölüm 12: Geçmişten Gelen Kılıç

Aether Vadisi’nde savaşın izleri hâlâ tazeydi.

Gökyüzü yeniden maviye dönmüş, meleklerin açtığı kapı tamamen kapanmıştı. Fakat vadinin üzerine çöken sessizlik, yaşananların sona erdiğini göstermiyordu.

Aksine…

Bu sessizlik yaklaşan fırtınanın habercisiydi.

Arkan, Kael’i kucağında taşıyarak evin önüne geldi.

Çocuk hâlâ baygındı.

Lyra birkaç adım geriden onu takip ediyordu.

Arkan, Kael’i yatağına yatırdıktan sonra uzun süre başında bekledi.

Lyra kapının yanında sessizce durdu.

“Ne kadar zamandır böyle?”

Arkan cevap vermedi.

Lyra tekrar sordu.

“Kael’i ne zamandır tanıyorsun?”

“Yedi yıldır.”

Lyra’nın bakışları çocuğa çevrildi.

“Ve bana hiç söylemedin.”

“Seni korumaya çalışıyordum.”

Lyra kısa bir kahkaha attı.

“Beni mi?”

“Öğrencimi.”

“Ben artık çocuk değilim.”

Arkan ona döndü.

“Benim gözümde hâlâ öğrencimsin.”

Lyra’nın yüzündeki sert ifade bir anlığına yumuşadı.

Sonra tekrar ciddileşti.

“Az önce gördüğüm şey…”

Arkan başını eğdi.

“Ben de gördüm.”

“Hayır.”

Lyra’nın sesi daha ciddiydi.

“Ben yalnızca karanlığı görmedim.”

Arkan ona baktı.

“Ne gördün?”

Lyra birkaç saniye sustu.

“Kael’in arkasında duran gölge…”

“Azrath değildi.”

Arkan’ın yüzü değişti.

“Ne?”

“Onun siluetiydi.”

“Fakat yüzü…”

Lyra başını salladı.

“Yüzünü görmedim.”

Arkan sessiz kaldı.

Lyra devam etti.

“Belki de yıllardır yanlış şeyi araştırıyoruz.”

Arkan pencerenin önüne yürüdü.

“Ne demek istiyorsun?”

“Belki Kael, Azrath’ın dönüşü değil.”

“Belki…”

Lyra gözlerini Kael’e çevirdi.

“…Azrath’ın da korktuğu şey.”

Kael gece yarısına kadar uyanmadı.

Uyandığında odada yalnızdı.

Başının ağırlaştığını hissediyordu.

Elini göğsüne götürdü.

Mühür hâlâ oradaydı.

Fakat bu kez farklıydı.

Siyah çizgilerin arasında çok küçük altın bir çizgi belirmişti.

Kael parmağıyla ona dokundu.

Acı hissetti.

“Ah!”

Kapı hemen açıldı.

Arkan içeri girdi.

“Uyandın.”

Kael doğruldu.

“Usta…”

“Nasıl hissediyorsun?”

“Yorgunum.”

Arkan yatağın kenarına oturdu.

“Başın dönüyor mu?”

“Biraz.”

“Kalbin?”

Kael düşündü.

“Normal.”

Arkan rahat bir nefes aldı.

Kael bir süre sessiz kaldı.

Sonra sordu:

“Bugün ne oldu?”

Arkan ona dikkatle baktı.

“Hatırlamıyor musun?”

“Bir kısmını.”

“Ne hatırlıyorsun?”

“Melekleri.”

Arkan başını salladı.

“Sonra?”

“İçimdeki şey…”

Kael’in sesi titredi.

“…yine ortaya çıktı.”

Arkan elini çocuğun omzuna koydu.

“Onu kontrol etmeyi öğreneceğiz.”

“Ya edemezsem?”

“Edersin.”

“Ya bir gün sana zarar verirsem?”

Arkan gülümsedi.

“Sen izin vermediğin sürece vermez.”

Kael başını eğdi.

“Ya bir gün izin verirsem?”

Arkan cevap vermeden önce uzun süre düşündü.

“Öyle bir gün gelirse…”

Elini Kael’in başına koydu.

“…sana kendini hatırlatırım.”

Kael şaşırdı.

“Nasıl?”

Arkan gülümsedi.

“Ne kadar güçlenirsen güçlen, sen hâlâ sensin.”

Ertesi sabah…

Arkan, Lyra ve Kael vadinin kuzeyindeki ormanın derinliklerine doğru yola çıktılar.

Arkan’ın amacı belliydi.

Aether Vadisi artık güvenli değildi.

Melekler onların yerini öğrenmişti.

Gölge Avcıları hâlâ Kael’in peşindeydi.

Ve daha kötüsü…

Karanlık kalenin hükümdarı Kael’in varlığını biliyordu.

Arkan yürürken Lyra’ya baktı.

“Ne kadar ileride?”

“Yaklaşık iki gün.”

Kael şaşırdı.

“Nereye gidiyoruz?”

Lyra cevap verdi.

“Eski Kule.”

Kael meraklandı.

“Orası neresi?”

“Eskiden büyücülerin eğitim gördüğü bir yer.”

“Orada kimse yaşamıyor mu?”

“Yaşıyor.”

“Kim?”

Lyra hafifçe gülümsedi.

“Hayaletler.”

Kael’in yüzü düştü.

“Gerçekten mi?”

Arkan gülmeye başladı.

Lyra ona baktı.

“Şaka yapıyorum.”

Kael rahatladı.

Arkan başını iki yana salladı.

“Sen hâlâ insanları korkutmaktan vazgeçmemişsin.”

Lyra gülümsedi.

“Sen de hâlâ fazla ciddisin.”

Kael ikisine bakıyordu.

İlk kez…

Arkan’ın yanında başka birinin de onunla geçmişten gelen bir bağı olduğunu görüyordu.

İçinde garip bir his oluştu.

Kıskançlık mıydı?

Bilmiyordu.

Ama Lyra’nın Arkan’la geçmişi olması onu rahatsız etmişti.

Öğle saatlerinde ormanın derinliklerine ulaştılar.

Bir dere kenarında durup dinlenmeye karar verdiler.

Kael su içerken Lyra onu izliyordu.

Sonunda sordu:

“Kael.”

“Evet?”

“Bana kızgın mısın?”

“Neden?”

“Arkan’la geçmişim olduğu için.”

Kael şaşırdı.

“Hayır.”

Lyra gülümsedi.

“Yalan söylüyorsun.”

Kael’in yüzü kızardı.

“Ben…”

Lyra yanına oturdu.

“Merak etme.”

“Arkan’ı senden almaya gelmedim.”

Kael başını kaldırdı.

“Ben öyle düşünmedim.”

“Öyle mi?”

“Evet.”

Lyra güldü.

“Çok kötü yalan söylüyorsun.”

Kael de istemeden gülümsedi.

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra Lyra’nın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Kael.”

“Evet?”

“Bugün gördüğün şeyden korkuyor musun?”

Kael suya baktı.

“Evet.”

“Neden?”

“Çünkü…”

Elini göğsüne koydu.

“…içimde başka biri varmış gibi hissediyorum.”

Lyra başını salladı.

“Ben de bir zamanlar öyle hissettim.”

Kael şaşırdı.

“Sen de mi?”

“Evet.”

“Senin de lanetin var mıydı?”

Lyra bir süre cevap vermedi.

Sonra sağ elindeki eldiveni çıkardı.

Bileğinin üzerinde siyah bir sembol vardı.

Kael’in mührünün küçük bir benzeriydi.

Kael’in gözleri büyüdü.

“Bu ne?”

Lyra eldivenini yeniden taktı.

“Benim geçmişim.”

Arkan uzaktan onları izliyordu.

Lyra’nın bileğindeki işareti gördüğünde yüzü sertleşti.

O sembolü tanıyordu.

Yıllar önce…

Lyra henüz on iki yaşındayken…

Köyü melekler tarafından yok edilmişti.

Köyde yaşayan herkes öldürülmüştü.

Lyra ise hayatta kalan tek kişiydi.

Arkan onu bulduğunda küçük kızın bileğinde o siyah işaret vardı.

Arkan yıllarca bunun basit bir büyü mührü olduğunu düşünmüştü.

Fakat artık bunun Kael’in mührüyle bağlantılı olabileceğini biliyordu.

Akşam olduğunda kamp kurdular.

Kael ateşin başında oturuyordu.

Arkan yiyecek hazırlıyor, Lyra ise kılıcını temizliyordu.

Bir süre sonra Kael dayanamadı.

“Lyra.”

“Evet?”

“Sen neden Arkan’ın öğrencisi oldun?”

Lyra kılıcını temizlemeyi bıraktı.

“Çünkü bana başka kimse yardım etmedi.”

“Usta seni nerede buldu?”

“Yıkılmış bir köyde.”

Kael sessizleşti.

“Anne ve baban?”

“Öldüler.”

Kael başını eğdi.

“Üzgünüm.”

Lyra hafifçe gülümsedi.

“Ben de uzun süre üzgündüm.”

“Sonra?”

“Sonra öfkelendim.”

Kael ona baktı.

“Ben de.”

Lyra’nın gözleri Kael’inkilerle buluştu.

“Öfke insanı güçlü yapar.”

Kael dikkatle dinliyordu.

“Ama aynı zamanda kör eder.”

“Sen ne yaptın?”

“Ben öfkemi kılıcıma koydum.”

“İşe yaradı mı?”

Lyra başını salladı.

“Bir süre.”

“Sonra?”

“Sonra anladım ki…”

Kılıcının kabzasını tuttu.

“…intikam için yaşarsan, sonunda intikamından başka hiçbir şeyin kalmaz.”

Kael sessizce ateşe baktı.

“Ben intikam almak istiyorum.”

Lyra ona baktı.

“Kimden?”

Kael cevap vermedi.

Çünkü henüz bilmiyordu.

Fakat içinde bir yemin şekillenmeye başlamıştı.

Bir gün…

Kendisini terk edenleri bulacaktı.

Kim olduğunu öğrenecekti.

Ve neden terk edildiğini anlayacaktı.

O gece herkes uyuduktan sonra…

Kael gözlerini açtı.

Kamp sessizdi.

Arkan uyuyordu.

Lyra nöbet tutuyordu.

Kael yavaşça ayağa kalktı.

Ormanın içine doğru yürüdü.

Bir süre sonra durdu.

Göğsündeki mühür yanmaya başladı.

“Yine mi?”

Fısıltı geldi.

“Beni çağırdın.”

“Hayır.”

“Yalan.”

Kael yumruklarını sıktı.

“Ben seni istemiyorum.”

“Fakat gücümü istiyorsun.”

Kael sustu.

“Ustana saldırdılar.”

“Onu koruyamadım.”

“Bir dahaki sefere koruyabilirsin.”

Kael gözlerini kapattı.

“Nasıl?”

“Bana izin ver.”

Kael’in önünde karanlık bir siluet oluştu.

Azrath’ın yüzü değildi.

Daha farklıydı.

Daha yaşlı…

Daha korkunç…

Sanki Kael’in kendi gölgesi şekil almıştı.

“Gücünü kabul et.”

Kael bir adım geri çekildi.

“Karşılığında ne istiyorsun?”

Siluet gülümsedi.

“Hiçbir şey.”

Kael şüpheyle baktı.

“Yalan.”

“Sadece bir gün…”

Gölge Kael’in kulağına yaklaştı.

“Benden neden korktuğunu anlayacaksın.”

Kael’in gözleri açıldı.

Bir anda arkasından ses geldi.

“Kael.”

Çocuk hızla döndü.

Lyra oradaydı.

Gölge kaybolmuştu.

Lyra Kael’e yaklaştı.

“Burada ne yapıyorsun?”

“Uyuyamadım.”

Lyra gözlerini kıstı.

“Yalan.”

Kael sustu.

Lyra onun yanına oturdu.

“Ben de ilk zamanlar geceleri yalnız kalamazdım.”

“Neden?”

“Çünkü rüyalarımda köyümü görürdüm.”

Kael başını eğdi.

“Ben de bir gün…”

“Ne?”

“…her şeyi hatırlamaktan korkuyorum.”

Lyra cevap vermedi.

Sonra elini Kael’in başına koydu.

“Hatırladığında yalnız olmayacaksın.”

Kael ona baktı.

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Ertesi gün…

Eski Kule’ye ulaşmalarına yalnızca birkaç saat kalmıştı.

Fakat ormanın diğer tarafında…

Onları izleyen biri vardı.

Siyah pelerinli bir adam.

Elinde küçük bir kristal tutuyordu.

Kristalin içinde Kael’in görüntüsü vardı.

Adam diz çöktü.

“Efendim.”

Kristalin içinden soğuk bir ses geldi.

“Konuş.”

“Çocuğu buldum.”

“Konum?”

“Eski Kule’ye gidiyorlar.”

Sessizlik oldu.

Sonra ses tekrar duyuldu.

“Onlara saldırma.”

Adam şaşırdı.

“Efendim?”

“Çocuğu takip et.”

“Neden?”

“Çünkü…”

Kristalin içindeki ses hafifçe güldü.

“…bizi asıl hedefimize götürecek.”

Adam başını eğdi.

“Emredersiniz.”

Kristal söndü.

Adam arkasını döndü.

Fakat arkasında başka biri duruyordu.

Uzun siyah saçlı…

Kırmızı gözlü…

Yüzünde eski yara izleri bulunan bir adam.

Adam şaşkınlıkla geri çekildi.

“Sen…”

Gelen kişi elini kaldırdı.

Siyah enerji adamın boğazını sardı.

“Efendine söyle…”

Sesi soğuktu.

“…Kael’e dokunmasın.”

Adam boğazını tutarak yere düştü.

“Sen kimsin?”

Yabancı eğildi.

“Onun geçmişinden gelen biri.”

Adamın gözleri büyüdü.

“Azrath…”

Yabancı gülümsedi.

“Hayır.”

“Ben…”

Karanlık enerji bütün ormanı kapladı.

“…Azrath’ın düşmanı değilim.”

“Ben onun…”

“…varisiyim.”

Aynı anda…

Kael, Arkan ve Lyra Eski Kule’nin kapısına ulaştılar.

Kulenin tepesi bulutların arasında kayboluyordu.

Kapının üzerinde eski bir yazı vardı:

“Gücünü arayan buraya girsin.”

Kael yazıya baktı.

Arkan kapıyı açtı.

İçeriden buz gibi bir rüzgâr çıktı.

Lyra kılıcını çekti.

“Burada bir şey var.”

Arkan başını salladı.

“Ben de hissediyorum.”

Kael bir adım attı.

Kapı arkasından kapandı.

Ve kulenin derinliklerinden…

Yüzyıllardır uyuyan bir ses yankılandı.

“Lanetin varisi…”

Kael’in gözleri büyüdü.

Ses tekrar duyuldu.

“Sonunda geldin.”

Arkan ve Lyra aynı anda Kael’e döndü.

Kulenin duvarlarındaki yüzlerce mühür…

Birer birer yanmaya başladı.

Ve en üst katta…

Kapısı mühürlenmiş eski bir oda açıldı.

İçeriden bir ışık yükseldi.

Kael’in göğsündeki mühür de aynı anda parladı.

Arkan fısıldadı:

“Burada…”

“…seni bekleyen biri var.”

Bölüm Sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.