İçeriğe geç

Lanet Olsun

Bölüm 32 · 2 dk okuma

Lanet Olsun

Bölüm 32

Hesap zamanı

Muzan Efendi’nin huzuruna açılan o devasa kapının önünde durduğumuzda, koridorun havası bir anda ağırlaştı. Douma’nın o az önceki laubali tavrı, yerini kusursuz ama bir o kadar da boş bir itaate bırakmıştı. Kapılar kendiliğinden iki yana açıldığında, salonun ortasında sırtı bize dönük duran o figürü gördük.

Muzan, elindeki antik bir kitabı inceliyordu. Arkasını dönmedi, ancak yaydığı baskı kemiklerimi sızlatmaya yetmişti.

-"Bir kaçak," dedi Muzan, sesi fısıltı kadar alçak ama bir fırtına kadar yıkıcıydı. "Ve iki Üst Ay. Sonuç: Bir yer cücesi tarafından maskara edilmiş bir gurur ve eli boş dönen iki sadık hizmetkar."

Dizlerimin üzerine çöktüm, başımı yere eğdim. Douma da yanımda aynı hızla diz çökmüştü; yüzünde hala o silinmesi imkansız, hafif gülümseme vardı.

— "Affınıza sığınıyorum Efendimiz," dedim, sesimi titretmemeye çalışarak. "O tuhaf yaratığın müdahalesi beklenmedikti, ancak Hashira ile olan çarpışmamız..."

— "Hashira ile olan çarpışman beni ilgilendirmiyor," diyerek sözümü kesti Muzan. Bir anda yanımızda belirdi. Ayakkabılarının çıkardığı o tok ses tam önümde durdu. "Beni ilgilendiren, dikkatinizin ne kadar çabuk dağıldığı."

Muzan’ın parmakları çenemi kavrayıp başımı yukarı kaldırdı. Gözlerindeki o dikey pupil (gözbebeği) doğrudan ruhuma bakıyordu. Sonra bakışlarını yanımda duran Douma’ya çevirdi.

— "Ve sen Douma... Bir dahaki sefere 'evlatlık edinme' planlarını, benim emirlerimin önüne koyarsan, o çok sevdiğin buzdan sarayını senin mezarın yaparım."

Douma, "Anlaşıldı, Efendimiz. Ne kadar da düşüncelisiniz," diye mırıldandı. Muzan elini üzerimden çekti ve karanlığın içinde kaybolurken son emrini verdi

— "Şimdi gidin ve kendinizi temizleyin. O küçük mahlukatın kokusu hala üzerinizde. Yarın gece, o kaçak iblisin kellesi burada olmazsa, her ikinizin de acı eşiğini bizzat test edeceğim."

Muzan’ın odasından çıktığımızda, ciğerlerime dolan hava bile buz gibiydi. Douma, ayağa kalktığında üzerindeki tozu silkeledi ve hiçbir şey olmamış gibi bana döndü.

— "Gördün mü? Efendimiz bile senin biraz 'kirlendiğini' düşünüyor. Gel, sarayın arka bahçesindeki o gizli gölete gidelim. Hem belki orada o cüceden daha tatlı şeyler buluruz."

Ona doğru bir adım attım, göğsüne hafifçe vurdum. "Hala şaka yapabiliyorsun, değil mi? Ölümün kıyısından döndük!"

Douma, bir anda bileğimi kavradı ve beni kendine çekti. Az önceki Muzan korkusundan eser yoktu; o tekinsiz parıltı tekrar gözlerine yerleşmişti.

— "Ölüm zaten her nefesimizde yanımızda değil mi? Ama Muzan Efendi haklıydı, üzerindeki o koku... Karadeniz fırtınası gibi kokuyorsun. Gel, seni o 'terbiye' etme uzmanı olduğun sulara götüreyim. Bakalım, göletin soğuk suyunda da bu kadar öfkeli kalabilecek misin?"

Onu itmek yerine, bu sefer gülümseme sırası bendeydi. "Öfkem soğukta sönmez Douma, sadece donar ve daha keskin bir hale gelir. Dikkat et de, seni o suyun altında boğmayayım."

Birlikte, ay ışığının vurduğu bahçeye doğru ilerlerken, ormanda bıraktığımız o küçük yer cücesinin ve Sanemi’nin öfkesinin sadece başlangıç olduğunu biliyordum. Ama şimdilik, Douma ile olan bu tehlikeli oyun, Muzan’ın gazabından daha cazip geliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.