Sarayın koridorlarında yankılanan topuk seslerim, içimdeki öfkenin ritmini tutuyordu. Akaza, arkamızdan söylenerek kendi odasına çekilirken, Douma sanki az önce ölümcül bir Hashira ile çarpışmamışız ve ben o "yer cücesi" yüzünden rezil olmamışım gibi neşeyle yanımda süzülüyordu.
-"Hala o çirkin şeyi savunduğuna inanamıyorum," dedim, sesim sarayın soğuk taş duvarlarında buz gibi bir yankı bıraktı. Üzerimdeki pembe elbisenin çamur ve toz içinde kalmış olması sinirlerimi daha da bozuyordu.
- "Yüzüme yapıştı Douma! Görüşümü kapattı! Bir Hashira’nın karşısında düştüğüm durumun farkında mısın?"
Douma, ellerini ensesinde birleştirip o sinir bozucu, çocuksu gülümsemesiyle bana döndü.
-"Ama itiraf etmelisin, tepkilerin çok eğlenceliydi. Hem, Sanemi o cüceye 'Laz Ziya' mı ne diyordu... Karadenizli bir evcil hayvanımız olması fena olmazdı."
Durup ona döndüğümde, sırtımdaki gerginlik bir yayın boşanması gibi boşaldı. Hızla yakasına yapışıp onu duvara yasladım. Az önce ormanda yarım kalan o karanlık auram, şimdi sarayın loş ışığında daha da baskın çıkıyordu.
-"Eğlence bitti, Douma."
Gözlerindeki o gökkuşağı parıltısı, benim bakışlarımdaki ciddiyetle çarpıştı. Parmaklarımı tekrar çenesine doladım, bu sefer tırnaklarımı etine daha derin geçirdim.
-"Dışarıdaki o karmaşa seni gevşetmiş olabilir ama burası benim bölgem. O cüceyi evlatlık edinme hayallerini, o buzdan kalbinle birlikte derinlere göm. Şimdi," dedim, yüzümü onun soğuk tenine yaklaştırarak. "Sana ormanda yarım kalan dersini vereceğim. Pişmanlık demiştim, hatırlıyor musun?"
Douma’nın yüzündeki o donuk maske hafifçe çatladı; altından heyecan mı yoksa gerçek bir ürperti mi geçtiğini anlamak imkansızdı. Belimi kavrayan elleri, kaçmak için değil, beni daha da yakına çekmek için oradaydı.
-"Öğretmenim sen olduktan sonra," diye fısıldadı, sesi bu sefer her zamankinden daha kısık ve tekinsizdi. "Hangi acıyı öğreteceğin tamamen senin zevkine kalmış."
Tam o sırada, koridorun sonundaki büyük kapı gıcırdayarak aralandı. İçeriden gelen o ağır, baskıcı baskı dalgası ikimizin de nefesini kesti. Muzan Efendi bizi bekliyordu ve başarısız görevimizin hesabı, Douma’nın oyunlarından çok daha ağır olacaktı.
Elini yavaşça üzerimden çekti ve üstünü düzeltti. "Görünüşe bakılırsa dersimiz biraz ertelenecek," dedi, o sahte nezaketi geri gelmişti. "Önce Efendimizi sakinleştirelim, sonra bana istediğin tüm o... ağır kelimeleri öğretebilirsin."