İçeriğe geç

lamia

Bölüm 6 · 2 dk okuma

lamia

Bölüm 6

KANLI MÜHÜR

Ertesi sabah—daha doğrusu şatonun hiç bitmeyen alacakaranlığında—Jungkook gözlerini açtığında bedenindeki her bir noktanın sızladığını hissetti. Özellikle bacaklarının arası ve kasıkları yakıcı bir doluluk hissiyle doluydu.

Hafızası bir gece önceki tutkulu, vahşi görüntüleri zihnine getirdiğinde yanakları al al oldu. Taehyung ona tamamen sahip olmuş, bedenini ve zihnini ele geçirmişti.

Gözlerini çevirdiğinde Taehyung’un yanında olmadığını gördü. Yatağın kenarında temiz bir kıyafet ve sıcak bir fincan çay duruyordu.

Jungkook zorlukla doğruldu. Üzerine siyah, ipek bir ropşambır giydi. Aynanın karşısına geçtiğinde boynundaki morlukları, mühürleri ve diş izlerini gördü. Taehyung onu kendi damgasıyla işaretlemişti.

Tam o sırada odanın kapısı vurulmadan açıldı. İçeri giren Kim Seokjin’di. Elindeki gümüş tepside tıbbi malzemeler vardı.

"Günaydın Jungkook," dedi Seokjin, genç adama bakıp hafifçe tebessüm ederek. "Görünen o ki Taehyung gece boyunca pek merhametli davranmamış."

Jungkook utançla başını öne eğdi, ropşambırının yakasını kapattı. "Neden buradasın?"

"Seni muayene etmek ve kanındaki değişimleri kontrol etmek için," dedi Seokjin masaya yaklaşarak. "Taehyung seni mühürledi. Artık onun kanı senin damarlarında akıyor. Bu da demek oluyor ki bedeninde hızlı bir iyileşme ve güç uyanışı başlayacak."

"Ben bir vampir mi oluyorum?" dedi Jungkook korkuyla.

"Henüz değil," dedi Seokjin. "Tam dönüşüm için son damla kanını verip onun kanını tamamen tüketmelisin. Ama şimdilik yarı-mühürlü bir durumdasın. Ve bu, insan krallığı için seni tam bir hedef haline getiriyor."

O sırada odaya Namjoon girdi. Yüzü son derece ciddiydi.

"Seokjin, Taehyung aşağıda seni bekliyor. Durum kritik," dedi Namjoon. Ardından Jungkook’a döndü. "Muhafız Komutanı Jung Hoseok, insani sınır hattını geçti. Yanında kalabalık bir ordu ve kadim vampir avcıları var. Şatoya doğru ilerliyorlar."

Jungkook’un kalbi tekledi. "Hoseok mu? O... beni kurtarmak için mi geliyor?"

Namjoon soğuk bir tebessüm etti. "Seni kurtarmak için mi, yoksa kanındaki gücü Taehyung’a kaptırmamak için seni öldürmek için mi? İnsanlar düşündüğün kadar masum değildir Jungkook. Hoseok senin çocukluk arkadaşın olabilir ama o artık krallığın bir piyonu."

O sırada koridordan gelen ağır, yankılı ayak sesleriyle oda tekrar buz kesti.

Taehyung içeri girdi. Üzerinde savaşa hazır bir zırh, belinde antik, gümüş işlemeli devasa bir kılıç vardı. Pelerini arkasında bir gölge gibi dalgalanıyordu. Gözleri doğrudan Jungkook’a kilitlendi.

"Taehyung..." dedi Jungkook istemsizce.

Taehyung ağır adımlarla Jungkook’un yanına geldi. Genç adamın yüzünü iki elinin arasına aldı. Parmakları soğuktu ama bakışlarındaki kor alev hala yanıyordu.

"Şatoda kalacaksın," dedi Taehyung emredici bir sesle. "Bura güvende. Dışarıdaki insan çöplüğünü temizleyip hemen döneceğim."

"Taehyung, Hoseok... ona zarar verme," dedi Jungkook, ne hissettiğini tam anlamadan.

Taehyung’un gözlerinde kıskançlık ve öfke çaktı. Jungkook’un belini kavrayıp kendine çekti, dudaklarını sertçe gencin dudaklarına bastırdı. "Seni benden almaya gelen herkesi geberteceğim Jungkook. O senin arkadaşın olsa bile."

Taehyung arkasını döndü ve kılıcını çekerek odadan çıktı. Namjoon ve Seokjin de peşinden gitti.

Şatoda büyük bir savaşın tam ortasında kalan Jungkook, pencereye doğru koştu. Aşağıda, sisli vadide yaklaşan meşaleler ve kılıç sesleri duyuluyordu. Karanlık Lord ile İnsan Komutanı karşı karşıya gelmek üzereydi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.