Zirvenin hemen altındaki bir mağaraya sığındıklarında dışarıda kıyamet kopuyordu. Çığlar büyük bir gürültüyle vadiye düşüyor, mağara duvarları sarsılıyordu.
Jungkook, soğuktan ve kalbindeki şiddetli sızıdan dolayı dizlerinin üzerine düştü. Göğsü hızla kalkıp iniyor, dudakları titriyordu. Sırtındaki Akantha Mührü kızıl bir alev gibi parıldıyor, dondurucu mağarayı aydınlatıyordu.
"Jungkook!" Taehyung anında yanına çöktü. Jungkook’un buz tutmuş yüzünü ellerinin arasına aldı. "Bedenin çok sıcak... Kanın çıldırmış gibi akıyor!"
"Taehyung..." dedi Jungkook, yaşlı gözlerini zorlukla açarak. "Kalp... Kalp kanımı emmeye çalışıyor. Eğer... Eğer zihnimi ve bedenimi senin tutkunla doldurmazsan, bilincimi kaybedip o kalbin kölesi olacağım! Beni kendi kanınla kilitle! Şimdi!"
Ölümün ve lanetin eşiğindeki bu dehşet, ikisinin damarlarındaki arzuyu vahşi bir patlamaya dönüştürdü.
Taehyung, Jungkook’un üzerindeki kalın pelerini ve zırh kayışlarını hırsla söküp attı. Genç adamın fildişi bedenini dondurucu kayaların üzerine serdi. Kendi zırhını da sabırsızca fırlattı.
"Seni hiçbir güce yar etmem!" dedi Taehyung hırlayarak. Kızıl gözleri bir canavarın açlığıyla yanıyordu.
Taehyung, Jungkook’un bacaklarını omzuna kadar kaldırdı. Hiçbir ön hazırlık yapmadan, dondurucu soğukta alev alev yanan devasa sertliğini Jungkook’un dar ve yakıcı girişine tek bir acımasız hamlede sonuna kadar gömüldü!
"AHHHHHHHHHHH!"
Jungkook’un çığlığı mağarada yankılandı. İçine giren devasa boyut ve yakıcı doluluk, kalbindeki o lanetli sızıyı anında bıçak gibi kesti. Bedenindeki Akantha gücü, Taehyung’un dominant varlığıyla çakışarak muazzam bir enerji patlaması yarattı.
Taehyung durmadı. Mağarayı sarsan dışarıdaki çığ fırtınasına nispet yapar gibi, son derece hızlı, derin ve acımasız vurmaya başladı. Her bir hamlesi Jungkook’un sırtını soğuk kayalara vuruyor, birleşen bedenlerinden çıkan ıslak ve tok sesler mağarada çınlıyordu.
"Taehyung... ahhh! Çok sert... İçimi yakıyorsun!"
"Seninim!" dedi Taehyung. Jungkook’un ellerini başının üzerinde sabitledi, tepesinden ona kapandı. Dudaklarını Jungkook’un dudaklarına gömdü. İkisinin dili tutkuyla çarpışırken, Taehyung kalçasını dip noktada dairesel hareketlerle çevirerek mühür noktasını ezdi.
Jungkook bacaklarını Taehyung’un beline doladı. Kalçasını yukarı doğru fırlatarak hamleleri daha da derinleştirdi. Zihnini kaplayan o çürümüş kalbin sesi tamamen yok olmuş, yerini sadece Taehyung’un nefesine ve hazzın yıkıcı gücüne bırakmıştı.
"Daha hızlı..." dedi Jungkook hıçkırarak. "Beni tamamen doldur Taehyung!"
Taehyung hamlelerini akılalmaz bir frekansa çıkardı. Yırtıcı bir canavar gibi vuruyor, Jungkook’un çığlıkları mağaradaki buz sarkıtlarını titretiyordu.
Zirve anında Taehyung sivri dişlerini Jungkook’un şah damarının tam üzerine sertçe sapladı! Kan tekrar ağzına dolarken, kendi sıcak tohumlarını tazyikle Jungkook’un en derin duvarlarına boşaltti.
Jungkook da aynı anda çığlık atarak kendi tohumlarını karın kaslarının üzerine fışkırttı. İç duvarlarının violent kasılması Taehyung’u kilitledi.