Ertesi sabah, kule odasındaki tutkulu gecenin izleri henüz silinmemişken, Obelisk Sarayı’nın savaş meclisi toplandı.
Jungkook, başındaki altın kraliçelik tacı ve üzerindeki siyah zırhıyla harita masasının başında duruyordu. Taehyung ise hemen yanında, kılıcı belinde savaşa hazır bir şekilde bekliyordu.
"Lordum, Kraliçem," dedi Namjoon haritadaki Kuzey bölgesini göstererek. "Kutsal Dağ’daki mühür kırıldı. Malakor ve mürted vampirler, İlk Vampir’in Kalbi’ni uyandırmak üzere. Eğer o kalp tamamen uyanırsa, ordularımızın kanını uzaktan emerek hepsini kurutabilir."
"O zaman ordunun gelmesini beklemeyeceğiz," dedi Jungkook. Sesi tüm mecliste buz gibi bir etki yarattı. "Ben, Taehyung, Namjoon ve Seokjin önden gideceğiz. Akantha kanım o kalbin gücünü nötralize edebilir."
"Bu bir intihar olur kraliçem!" dedi Muhafız Komutanı Hoseok. "Kutsal Dağ’ın fırtınası safkanları bile dondurur!"
Taehyung adım öne çıktı. Kızıl irisleri tehlikeyle parıldadı. "Benim olduğum yerde hiçbir fırtına kraliçeme dokunamaz. Hazırlanın... Kuzeye yürüyoruz!"