Jungkook, diz çökmüş haldeki Taehyung’un gümüşi-siyah saçlarını kavradı. Başını geriye doğru çekerek Vampir Lordu’nun gözlerinin içine baktı. Gözlerindeki Akantha alevi, Taehyung’un zihnini ve bedenini anında etki altına aldı.
"Kalk," dedi Jungkook emredici bir tonda.
Taehyung, bir büyü altındaymışçasına ayağa kalktı. Jungkook onu belinden tuttuğu gibi sunağın ortasındaki siyah obsidyen masanın üzerine sırtüstü yatırdı. Taehyung’un geniş göğsü, güçlü kollar ve kaslı uylukları masanın üzerinde tamamen savunmasız kaldı.
Jungkook, sunağın kenarındaki altından yapılmış mistik kan kadehini aldı. Kadehteki koyu kırmızı sıvıyı Taehyung’un geniş göğsüne, karnına ve kasıklarına yavaşça döktü. Sıvı, Taehyung’un sıcak tenine değdiği an cızırdayarak buharlaşmaya ve cildi üzerinde parıldayan rünler çizmeye başladı.
"Bana dokunmayacaksın," dedi Jungkook, Taehyung’un masaya dayalı ellerinin üzerine kendi dondurucu ellerini koyarak. "Ben seni tamamen bitirene kadar ellerin bu taş zeminden kalkmayacak."
Jungkook, Taehyung’un üzerine tırmandı. Bacaklarını adamın belinin iki yanına bastırarak doğrulttu. Altındaki ipek kumaşı bir kenara çekerek, Taehyung’un dikleşmiş, damarlı ve dondurucu sıcaklıktaki organını tamamen açığa çıkardı.
Jungkook, kadehteki kan özünü kendi eline döküp Taehyung’un sertliğini kökten uca doğru yavaşça sıvazladı. Başparmağıyla baş kısmındaki o en hassas noktaya sertçe bastırıp döndürdü.
"AH!" Taehyung masada kasıldı. Elleri obsidyen taşı kavradı, parmak boğumları beyazlaştı. "Jungkook... Kahretsin, bu sıvı yakıyor!"
"Yansın," dedi Jungkook, yüzünde tehlikeli bir tebessümle. "Ruhun benimle eriyene kadar yanacaksın."
Jungkook daha fazla beklemedi. Kalçasını kaldırıp Taehyung’un devasa sertliğini kendi sıcak, arzulayan ve Kan Ayı’nın etkisiyle alev alan girişine dayadı. Tek bir milim bile duraksamadan, tek bir vahşi ve son derece derin hamlede kendini aşağıya attı!
"AHHHHHHHHHHH!"
Taehyung’un çığlığı sunağın sütunlarını sarsarken, gökyüzündeki Kan Ayı tutulması tam evresine ulaştı. Jungkook’un içine giren devasa boyut, genç adamın mühür noktasını acımasızca ezerken, iki bedenden çıkan mistik alev dalgası tüm mağarayı aydınlattı.
Jungkook, Taehyung’un üzerinde durmaksızın zıplamaya başladı. Ritmi o kadar vahşi ve hızlıydı ki, kalçaları her aşağı düştüğünde obsidyen masadan tok ve ıslak sesler yükseliyordu. Jungkook sırtını geriye doğru büktü; kraliçelik mührü altın ve kızıl ışıklar saçarak tüm mağarayı kapladı.
"Taehyung! Hisset!" diye haykırdı Jungkook. "Seni tamamen emiyorum! İradeni bana ver!"
"Seninim!" diye kükredi Taehyung. Gözleri bağlı olmamasına rağmen, Jungkook’un gözlerindeki o tanrısal dominasyon karşısında hareket edemiyor, sadece alttan kalçasını yukarı vurarak karşılık verebiliyordu. "Her şeyimle seninim kraliçem!"
Jungkook zıplama temposunu bir adım daha öteye taşıdı. Taehyung’un kucağında yukarı kalkıyor, en tepe noktada bir saniye durup ağırlığını son gücüyle aşağıya bırakıyordu. Her bir düşüş, Taehyung’un aklını başından alıyor, dondurucu vampir bedenini alevler içinde yakıyordu.
Jungkook ellerini kendi göğsüne götürdü, altın zincirleri yırtarak açtı. Çıplak göğsünü Taehyung’un yüzüne doğru eğdi. "Em beni Taehyung! Benim kanımla beslenirken bana itaat et!"
Taehyung doğrulmaya çalışmadan, başını yukarı uzatarak Jungkook’un göğsünü ve boyun girintisini hırsla emmeye başladı. Sivri dişlerini hafifçe geçirdi; kan dudaklarından akarken hamlelerin ve ritmin hazzı iki katına çıktı.
"Geliyorum..." dedi Jungkook hıçkırarak. Kalçasını en dip noktada kilitledi, dairesel hareketlerle Taehyung’un sertliğini ezdi. "Ritüel tamamlanıyor!"
"Birlikte!" diye kükredi Taehyung.
Jungkook, çığlık atarak kendi sıcak tohumlarını Taehyung’un göğsüne ve karnına fışkırttı. İç duvarlarının şiddetle kasılması, Taehyung’un tohumlarını da tazyikle en derinlerine çekmesini sağladı.
Kan Ayı Tutulması’nın en tepe noktasında, iki beden arasında devasa bir ışık patlaması yaşandı. İki ruh, ebedi ve sarsılmaz tek bir iradede birleşti...