İçeriğe geç

lamia

Bölüm 3 · 3 dk okuma

lamia

Bölüm 3

KANLI KADEH VE İLK TEMAS

Ertesi gün, şatonun devasa ve karanlık koridorlarında zaman kavramı yok olmuş gibiydi. Pencereler ağır, siyah kadife perdelerle kapatılmıştı; içeriye sadece soluk gündüz ışığından minik sızıntılar girebiliyordu.

Jungkook, kendisine tahsis edilen devasa odada bir aşağı bir yukarı yürüyordu. Kapı kilitli değildi, ama koridorlarda gezinen gölge benzeri muhafızlar ve şatonun yarattığı o labirentimsi atmosfer kaçmayı imkansız kılıyordu.

Tam o sırada oda kapısı açıldı ve içeri beyaz önlüklü, son derece yakışıklı ve narin duruşlu bir adam girdi. Elinde gümüş bir tepsi, üzerinde de kadehler ve çeşitli iksir şişeleri vardı.

"Günaydın, küçük misafir," dedi adam nazik bir sesle. "Ben Kim Seokjin. Şatonun baş simyacısı ve Taehyung'un dostuyum."

Jungkook savunma pozisyonu alarak geri çekildi. "Bana ne yapacaksınız? Beni yem olarak mı kullanıyorsunuz?"

Seokjin hafifçe gülümsede tepsiyi masaya bıraktı. "Yem mi? Ah, hayır. Taehyung seni bir yem olarak görseydi, şu an hayatta olmazdın. O, boğazını tek bir hamlede koparırdı. Ama seni buraya getirdi, kendi odasının yanındaki en lüks odaya yatırdı ve sana zarar verilmesini kesin bir dille yasakladı."

Seokjin, masadaki gümüş bir iğneyi alıp Jungkook’a doğru yaklaştı. "Şimdi, izin verirsen kanından küçük bir damla almam gerekiyor. Sadece bir test."

"Hayır! Bana dokunma!" dedi Jungkook gerileyerek.

"Ona dokunmamasını ben emrettim Seokjin."

Sessizce açılan kapıdan Taehyung içeri girdi. Üzerinde işlemeli siyah bir ceket, deri pantolon ve yüksek çizmeler vardı. Görünüşü öyle bir asalet ve güç yayıyordu ki oda bir anda buz kesti.

Seokjin iç çekti. "Taehyung, onun kanındaki gizemi çözmemiz lazım. İnsan krallığının ve Konsey'in neden bu çocuğun peşinde olduğunu öğrenmeliyiz."

"Bunu ben hallederim," dedi Taehyung soğuk bir sesle. Seokjin’e dışarı çıkması için bir işaret yaptı. Seokjin isteksizce başını salladı ve tepsisini alarak odadan çıktı, kapıyı arkasından kapattı.

Odamda yine sadece ikisi kalmıştı.

Taehyung, ağır adımlarla Jungkook’a doğru ilerledi. Jungkook arkasındaki masaya dayanmak zorunda kaldı. Kaçacak bir yeri yoktu. Vampir Lordu, genç adamın tam önünde durdu. Boy farkı ve baskın aurası, Jungkook’u tamamen gölgesinde bırakıyordu.

"Korkuyorsun," dedi Taehyung, parmağının tersiyle Jungkook’un elmacık kemiğini okşayarak. "Ama aynı zamanda bana çekiliyorsun. Kalbinin atışlarını duyabiliyorum Jungkook. Narin bir kuşun kanat çırpışları gibi... Ve o kalp, benim varlığımla daha hızlı atıyor."

"Senden... nefret ediyorum," diye yalan söyledi Jungkook. Sesi titriyordu.

Taehyung’un gözlerinde tehlikeli bir parıltı çaktı. Eğilip Jungkook’un belini sıkıca kavradı ve onu tek bir hareketle kaldırıp arkasındaki masanın üzerine oturttu. Jungkook şaşkınlıkla bir çığlık attı, ama Taehyung iki bacağının arasına girerek gövdesiyle onu masaya sabitledi.

"Yalan söylüyorsun," dedi Taehyung, sesi karanlık bir arzuyla titreşirken. "Benden nefret etmiyorsun. Bedenin bana teslim olmak için can atıyor."

Taehyung, cebinden küçük, altın kaplama bir neşter çıkardı. Kendi parmağının ucunu hafifçe çizdi. Parmağından tek bir damla koyu, koyu kırmızı kan süzüldü. Parıldayan o kan damlasını Jungkook’un aralıklı duran dudaklarına yaklaştırdı.

"İç," dedi Taehyung emredici bir sesle. "Vampir kanı bir insana güç verir... ve aramızdaki bağı mühürler."

"Yapmam..." dedi Jungkook başını çevirmeye çalışarak.

Ama Taehyung diğer eliyle Jungkook’un çenesini sertçe kavradı, başını sabitledi. Kanlı parmağını Jungkook’un alt dudağına sürttü. Kanın tadı Jungkook’un diline değdiği an, genç adamın zihninde patlamalar yaşandı. Bu tat sıradan bir kan değildi; metalik, tatlı, uyuşturucu ve karşı konulamaz bir şehvet taşıyordu.

Jungkook iradesizce gözlerini yumdu. Refleks olarak Taehyung’un parmağını emmeye, o bir damla kanı yutmaya başladı.

Taehyung’un boğazından hırıltılı, tatmin olmuş bir ses yükseldi. Jungkook’un emişi, vampir lordunun içindeki tüm canavarı uykusundan uyandırmıştı. Kanı emdikçe Jungkook’un yanaklarına al bir renk geldi, gözleri hafifçe puslandı.

"Aferin benim güzel geceme..." diye fısıldadı Taehyung.

Parmağını Jungkook’un ağzından çıkardı, ama durmadı. Jungkook'un ensesinden tutarak dudaklarını genç adamın dudaklarına gömdü.

Bu masum bir öpücük değildi. Bu, tam bir sahiplenme, bir vahşet ve dizginlenemez bir tutku öpücüğüydü. Taehyung, Jungkook'un ağzının içine hükmetti. Kendi kanının tadı ikisinin dudakları arasında karışırken, Jungkook inleyerek ellerini Taehyung’un geniş omuzlarına koydu. Onu itmek istiyordu ama parmakları istemsizce adamın ceketine tutundu, kumaşı sıktı.

Taehyung öpücüğü derinleştirdi, diliyle Jungkook’un ağzının her kuytusunu fethetti. Jungkook’un nefesi kesiliyor, başı dönüyordu. Vampirin kanı vücuduna yayıldıkça, damarlarında yakıcı bir sıcaklık hissetmeye başladı. Kasıkları karıncalanıyor, içindeki tüm savunma mekanizmaları yıkılıyordu.

Taehyung yavaşça ayrıldığında, ikisinin dudakları arasında ince bir tükürük ve kan ipliği uzandı. Jungkook nefes nefese kalmış, gözleri yarı kapalı, dudakları kızarmış ve şişmiş halde masada yatıyordu.

"Gördün mü?" dedi Taehyung, eğilip Jungkook’un kulağına şehvetle fısıldayarak. "Bedenin bana ait olduğunu biliyor. Ve çok yakında, tamamen benim olacaksın. Ruhunla, kanınla ve bedeninle..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.