Göz kapakları ağırlaşmış, zihni sisli bir rüyanın kıyısında salınan Jungkook, burnuna dolan yoğun vanilya ve koyu şarap kokusuyla yavaşça uyandı. Kulaklarında dinmeyen rüzgarın uğultusu ve ahşap tavan kirişlerinden süzülen soluk mum ışığı vardı.
Derin bir nefes alarak doğrulmaya çalıştı ama bedenindeki her bir kas, fırtınalı gecenin dehşetini hatırlatırcasına sızlıyordu. Yattığı yer bir araba minderi değil, devasa bir kavis oluşturan, koyu kırmızı ipek çarşaflarla kaplanmış, oymalı maun ağacından dev bir yatak tı.
Jungkook titreyen elleriyle çarşafı göğsüne çekti. Üzerindeki çamurlu, ıslak giysiler çıkarılmış; yerine pamuklu, bol ve beyaz bir gece gömleği giydirilmişti. Kalbi aniden amansız bir hızla çarpmaya başladı. Bunu bana kim giydirmişti?
"Uyanmışsın, küçük kuş."
Karanlık bir köşeden gelen o pes, pürüzsüz sesle Jungkook irkildi. Yatağın tam karşısındaki devasa şöminenin yanında, yüksek arkalıklı deri bir koltukta oturan figür belirdi.
Kim Taehyung...
Üzerinde altın nakışlı, siyah kadife bir ropşambır vardı. Göğüs kısmı hafifçe aralıktı; pürüzsüz, mermer kadar beyaz cildi şöminenin turuncu alevlerinin dans eden gölgeleriyle aydınlanıyordu. Elinde kristal bir kadeh tutuyordu. Kadehin içindeki koyu kırmızı sıvı, adamın hareketleriyle yavaşça çalkalanıyordu.
"Neresi... burası?" dedi Jungkook. Sesi pürüzlü ve kısıktı. Boğazı kurumuştu. "Beni neden getirdin buraya? Ormandaki adamlarım... muhafızlarım nerede?"
Taehyung kadehinden küçük bir yudum aldı. Kızıl gözleri şöminenin ışığında tehlikeli bir ışıltıyla parladı. Ağır adımlarla koltuktan kalktı. Boyu son derece uzundu, omuzları genişti ve attığı her adımda etrafa yayılan baskıcı aura, odadaki havayı ağırlaştırıyordu.
"Şatoma hoş geldin Jeon Jungkook," dedi Taehyung, yatağın kenarına gelip dururken. "Kutsal Kan Kalesi artık senin yeni evin. Ormandaki adamlara gelince... Onlar dağ wolves'ına ve gecenin mahlukatına yem oldu. Ama sen... Sen benim ilgimi çektin."
Jungkook geriye doğru kaymaya çalıştı, ama yatak başlığına sırtı çarptı. Kaçacak bir yeri yoktu. "Ben bir tutsak mıyım?"
Taehyung hafifçe gülümsedi. Bu teberrüzde hem büyüleyici bir zarafet hem de ürpertici bir sahiplenme arzusu vardı. Yatağa doğru eğildi, tek dizini yatağın kenarına dayayarak Jungkook’un üzerine doğru kapandı.
"Tutsak mı? Çok kaba bir sözcük," diye fısıldadı Taehyung. Uzun, zarif parmaklarını Jungkook’un şakaklarına uzattı, nemli saç tellerini geriye doğru taradı. Dokunuşu buz gibiydi ama Jungkook’un teninde bir yangın başlatmaya yetti. "Sana 'özel bir misafir' demeyi tercih ederim. Tabii kurallarıma uyduğun sürece."
"Ben senin kurallarına uymak zorunda değilim!" dedi Jungkook, içindeki korkuyu bastırmaya çalışan bir öfkeyle. Taehyung'un elini itmek için göğsüne bastırdı. Ama Taehyung'un bedeni bir kaya parçası kadar sert ve kımıldatılamazdı.
Taehyung, Jungkook'un bu cüretkar direnişine karşılık derin bir kıkırdama koyuverdi. Bir anda hareket etti—öyle hızlıydı ki Jungkook ne olduğunu anlayamadı—ve genç adamın bileklerini yakalayıp başının üzerinde yatak başlığına sabitledi.
"Şşt..." dedi Taehyung. Yüzü Jungkook’un yüzüne yalnızca birkaç santim uzaklıktaydı. Sıcak, mistik ve karanlık nefesi Jungkook’un dudaklarına çarptı. "Bana karşı koymaya çalışma, Jungkook. Bu şatoda tek bir irade vardır, o da benimki. Senin o küçük, masum yüreğin ve çaresiz çırpınışların sadece arzumu körüklüyor."
Jungkook nefes nefese kalmıştı. Taehyung’un baskınlığı, üzerindeki ağırlığı ve kokusu tüm benliğini sarıyordu. Korkması gerekiyordu, biliyordu. Ama içindeki bir yer—henüz anlamlandıramadığı karanlık bir arzu—bu tehlikeli adama doğru çekiliyordu.
Taehyung başını hafifçe yana eğdi ve burnunu Jungkook’un boyun girintisine sürttü. Derin bir nefes çekti.
"Tanrım..." diye mıldandı Taehyung, sesi arzudan boğuklaşmıştı. "Kanının kokusu... Hayatımda hiç bu kadar tatlı, bu kadar davetkar bir şey koklamamıştım. İdam sehpasındaki bir adamın son nefesi gibi damarlarıma işliyor."
Taehyung’un dudakları Jungkook’un hassas boyun derisine değdi. Sıcak ve buz gibi bir çelişki... Jungkook’un bedeninden bir titreme dalgası geçti. Genç adam gözlerini kapattı, ağzından iradesizce küçük bir inilti döküldü: "Taehyung... yapma..."
Taehyung, dişlerinin sivri uçlarını hafifçe Jungkook’un boyun derisine bastırdı. Tenini delmedi, ama o baskı bile Jungkook'un kasıklarına kadar ulaşan elektrikli bir sızı hissetmesine yetti. Vampir lordu, gencin bileklerini tutan kavrayışını daha da sıkılaştırdı, bedenini tamamen Jungkook'un üzerine ağırlığıyla bıraktı.
O sırada odanın kapısı iki kez vuruldu.
"Lordum," dedi dışarıdan gelen sakin ve kendinden emin bir ses. "Sizi rahatsız ettiğim için bağışlayın, ancak Konsey'den gelen mektup ulaştı. Kim Seokjin de simya laboratuvarında hazırlıkları tamamladı."
Taehyung duraksadı. Gözlerini Jungkook’un boynundan çekip yukarı baktı. Kızıl irisleri hala tutkuyla kararmıştı. Yavaşça geri çekildi, ama Jungkook’un bileklerini serbest bırakmadan önce eğilip dudaklarının kenarına minik, yakıcı bir öpücük kondurdu.
"Kurtuldun... şimdilik," dedi Taehyung pürüzsüz bir sesle.
Bileklerini bıraktı ve yataktan kalktı. Ropşambırını düzelterek kapıya doğru yürüdü. Kapıyı açtığında dışarıda duran boylu poslu, şık giyimli adama döndü.
"Girebilirsin Namjoon," dedi Taehyung. "Mektupta ne yazıyor?"
Kim Namjoon—Vampir Konseyi’nin baş diplomatı ve arşivcisi—içeri adım attı. Gözleri bir an yatakta nefes nefese yatan ve gömleğini düzeltmeye çalışan Jungkook’a kaydı. Namjoon’un yüzünde hafif, muzip bir tebessüm belirdi ama hemen ciddiyetini korudu.
"Konsey, Karapınar Geçidi'ndeki kervan saldırısından haberdar olmuş," dedi Namjoon, elindeki mühürlü parşömeni göstererek. "İnsan krallığının Muhafız Komutanı Jung Hoseok, kayıp genç soyluyu—yani arkandaki çocuğu—aramak için sınıra birlik yığıyor. Eğer çocuk burada bulunursa, insanlarla olan o kırılgan barış antlaşması tamamen çöker."
Taehyung alayla kıkırdadı. "Hoseok mu? O küçük insan komutanı şatoma adım atmaya cesaret edebilirse, onu kendi kılıcıyla beslerim. Bu çocuk artık benim. Konsey’e haber ver, bu toprakların tek hakimi benim ve ne istersem onu alırım."
"Peki ya Jin?" diye sordu Namjoon. "Seokjin, çocuğun kanındaki kadim soy izlerini araştırmak istiyor. Onun sıradan bir insan olmadığını sen de hissediyorsun, değil mi Taehyung?"
Taehyung bakışlarını tekrar yatakta toparlanmaya çalışan Jungkook’a çevirdi. Gözlerindeki karanlık sahiplenme hissi daha da derinleşmişti.
"Biliyorum," dedi Taehyung. "Onun kanında, yüzyıllardır aradığım o kayıp mühür var. Ve o mühür sadece bana ait olacak."