İçeriğe geç

lamia

Bölüm 1 · 3 dk okuma

lamia

Bölüm 1

SİSLİ GECE

Karanlık, Doğu Karpatlar’ın sarp kayalıklarına bir kurbanın üzerine çöken siyah kadife bir örtü gibi çökmüştü. Yağmur, yoldaki çamurları söküp götürürken at arabasının tahta tekerlekleri gıcırdayarak ilerlemeye çalışıyordu.

Jeon Jungkook, arabanın dar penceresinden dışarı bakarken kalbinin göğüs kafesini delercesine çarptığını hissediyordu. Gece simsiyah ve donducuydu. Dışarıdaki ulu çam ağaçlarının gölgeleri, devasa yaratıkların uzanan elleri gibi görünüyordu.

"Efendim Jeon," dedi köşede oturan yaşlı muhafız sesini titreterek. "Bu ormanlar gece vakti tekinsizdir. Karapınar Geçidi'ni gece yarısından önce aşmalıydık. Lord Taehyung'un topraklarına adım attık..."

"Lord Taehyung mu?" diye fısıldadı Jungkook. Dudaklarından dökülen bu isim, genzinde metalik bir tat bırakmış gibi soğuktu.

Bölge halkının fısıltıyla konuştuğu, adını anmaktan bile korktuğu o aristokrat... Yüzyıllardır bu dağlardaki görkemli Kutsal Kan Kalesi'nde yaşadığı, insan yüzü görmediği söylenirdi. Kimilerine göre o bir azizdi; kimilerine göre ise gecenin karanlığını besleyen acımasız bir canavar.

Tam o anda, şiddetli bir şimşek gökyüzünü yardı. Ardından kulakları sağır eden bir uluma sesi yükseldi.

Atlar kişnedi, araba büyük bir gürültüyle savruldu. Dışarıdan çığlıklar, kılıç şakırtıları ve vahşi böğürmeler yükselmeye başladı. Jungkook ne olduğunu anlayamadan arabanın kapısı büyük bir güçle yerinden söküldü! Yağmur damlaları ve rüzgar içeri dolarken, Jungkook geriye doğru çekildi, gözleri dehşetle açılmıştı.

Dışarıda, kan gölüne dönmüş çamurların üzerinde gölgeler süzülüyordu. Ve o gölgelerin tam ortasında, yağmura rağmen tek bir damla bile ıslanmamış gibi duran, siyah kadife pelerini rüzgarda dalgalanan devasa bir figür duruyordu.

Kim Taehyung.

Şimşek bir kez daha çaktığında, Jungkook onun yüzünü net bir şekilde gördü. Büyüleyici derecede keskin çene hattı, mermer kadar pürüzsüz ve soluk bir cilt, hafifçe aralanmış dudaklarının arasından parlayan sivri dişler... Ve hepsinden önemlisi, karanlıkta kızıl bir kor gibi parıldayan o derin, dominant gözler.

Taehyung, ağır ve kendinden emin adımlarla arabaya doğru yaklaştı. Çamurlu toprağa bastığı halde tek bir ses çıkarmıyordu. Gözleri doğrudan Jungkook’un titreyen bedenine kilitlenmişti.

"Şehrime izinsiz giren bir av..." diye konuştu Taehyung. Sesi, kadife kadar yumuşak ama bir fırtına kadar yıkıcı ve bas bir tondaydı. "Ve böylesine tatlı bir koku..."

Jungkook nefesini tuttu. Çenesinin titremesini engelleyemiyordu. Taehyung arabaya eğildi, uzun ve zarif parmaklarını Jungkook’un çenesine koydu. Parmakların teması dondurucu bir soğukluk gibiydi ama Jungkook’un bedeninden aşağı elektrik çarpmış gibi bir sıcaklık yayıldı.

Taehyung, genç adamın çenesini yukarı kaldırarak gözlerinin içine baktı. Gözlerindeki kızıl parıltı derinleşti. Jungkook, adamın yoğun aura ve baskısı altında ezildiğini, dizlerinin bağının çözüldüğünü hissetti. İçindeki tüm direnç, bu adamın tek bir bakışıyla yok olup gidiyordu.

"Sen..." diye fısıldadı Taehyung, Jungkook'un boynundaki atardamarın ritmik atışını izlerken. "Benim şatoma renk katacaksın, küçük kuşum."

Jungkook bir şey söylemeye çalıştı ama dudakları kımıldamadı. Taehyung onu belinden tutarak tek bir harekette kucağına aldı. Jungkook’un bedeni, adamın sert ve geniş göğsüne çarptı.

"Bırak... beni..." diye inleyebildi Jungkook, ama sesi Taehyung'un derin kıkırdaması arasında kayboldu.

"Bırakmak mı?" dedi Taehyung, eğilip Jungkook’un kulağına doğru fısıldayarak. Sıcak ve buz gibi nefesi genç adamın tenini ürpertti. "Buranın kuralı şudur Jeon: Benim alanıma giren hiçbir şey, ben izin vermeden dışarı çıkamaz. Hele ki kanı bu kadar büyüleyici kokan bir şey..."

Taehyung, kucağındaki genç adamla birlikte gecenin karanlığına, yüksek kayalıkların üzerine kurulmuş devasa gotik şatoya doğru süzüldü. Jungkook, bilincini kaybetmeden önce gördüğü son şeyin, bu karanlık lordun dudaklarında beliren tehlikeli ve tutkulu bir tebessüm olduğunu biliyordu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.