İçeriğe geç

lamia

Bölüm 26 · 2 dk okuma

lamia

Bölüm 26

TUZAĞIN İÇİNDEKİ MÜHÜR (+18)

Savaşın kızıştığı anlarda Lucius, fırsattan istifade ederek Jungkook’un arkasında belirdi. Elindeki büyülü, kutsal suyla yıkanmış gümüş mızrağı tek bir hamlede Jungkook’un omzuna sapladı!

"AHHH!"

Jungkook’un acı dolu çığlığı vadide yankılandı. Gümüşün yakıcı etkisi genç adamın bedenini sarsarken, Lucius sinsi bir tebessümle mızrağı daha da derinleştirdi. "Seni yakaladım, küçük kraliçe... Kanın artık benim!"

Ancak Lucius’un hesaba katmadığı bir şey vardı.

Jungkook başını yavaşça arkaya çevirdi. Gözlerindeki kızıl alev yerini mutlak bir karartıya bırakmıştı. Yarasına saplı duran gümüş mızrağı çıplak eliyle kavradı ve acıyı hiçe sayarak mızrağı kendi omzundan söküp çıkardı! Yarası, Akantha kanının yakıcı gücüyle saniyeler içinde kendi kendine kapandı.

"Sen sadece bir fosilsin Lucius," dedi Jungkook dondurucu bir sesle.

Jungkook, Lucius’un boğazını kavradı. Onu havaya kaldırarak vadinin ortasındaki devasa siyah kayaya sertçe çarptı. Yaşlı lordun zırhı parçalandı, kan tükürdü.

Tam o sırada Taehyung bir yıldırım gibi yanlarında belirdi. Kılıcını Lucius’un göğsüne saplayarak onu kayaya çiviledi.

"Bu krallık benim," dedi Taehyung, Lucius’un kulağına eğilerek. "Ve bu kraliçe sadece benim!"

Taehyung kılıcını tek bir hamlede yukarı doğru çekerek Lucius’u ikiye böldü. Kadim Lord Lucius’un cansız bedeni vadinin çamurlu toprağına yığıldı. Liderlerinin öldüğünü gören kalan düşman birlikleri ve kan kurtları korku içinde vadiyi terk ederek kaçmaya başladı. Savaş kazanılmıştı.

Savaşın ardından vadinin tepesindeki bir mağarada, zaferin ve dökülen kanın yarattığı o vahşi atmosfer iki hükümdarı etkisi altına almıştı. Mağaranın içindeki şömine ateşi ikisinin terli, kanlı bedenlerini aydınlatıyordu.

Taehyung, zırhını çıkarıp yere attı. Jungkook’u mağaranın taş duvarına sertçe yasladı. İkisinin de bedenindeki vampir kanı, savaşın adrenalininden ve zaferin sarhoşluğundan alev alev yanıyordu.

"Beni korkuttun..." dedi Taehyung hırlayarak. Jungkook’un vurulduğu omzunu tutkuyla öperek ısırık izleri bıraktı. "O gümüş mızrağın sana değdiğini gördüğüm an dünyayı yakmak istedim!"

"Ben iyiyim Taehyung," dedi Jungkook nefes nefese. Elleriyle Taehyung’un kaslı göğsünü kavradı, onu kendine çekti. "Bedenim senin kanınla korundu. Şimdi... Bu zaferi benim bedenimde kutla."

Taehyung bir saniye bile beklemedi. Jungkook’un altındaki deri pantolonu yırtarak çıkardı. Mağaranın taş zeminindeki deri kaplamaların üzerine genç adamı yatırdı. Hiçbir hazırlık yapmadan, savaşın getirdiği o amansız vahşetle kendi devasa sertliğini hazırladı ve tek bir derin, sert hamlede Jungkook’un içine tamamen gömüldü!

"AHHHHHHH!"

Jungkook’un çığlığı mağaranın taş duvarlarında yankılandı. İçine giren devasa doluluk ve yakıcı sıcaklık, savaşın ardından gelen bu vahşi muameleyle birleştiğinde zihnini tamamen durdurdu. Jungkook bacaklarını Taehyung’un beline sımsıkı doladı.

Taehyung durmaksızın, kalçalarını mağara duvarlarını sarsacak bir hızla vurmaya başladı. Her bir hamlesi derin, acımasız ve tutku doluydu.

"Taehyung... ahhh! Çok sert... Mağara sallanıyor!"

"Sallansın!" diye kükredi Taehyung. Jungkook’un bacaklarını omzuna kadar kaldırdı, içindeki o mühür noktasına acımasızca vurmaya devam etti. "Sen benim zaferimsin! Benim kraliçemsin!"

Jungkook hazdan hıçkırıyor, kalçalarını Taehyung’un sert hamlelerine doğru kaldırıyordu. Bedenleri birbirine çarptıkça çıkan sesler mağaradaki şömine cızırtısını bastırıyordu. Taehyung eğilip Jungkook’un dudaklarını vahşice öptü, diliyle genç adamın ağzını fethetti.

Taehyung hamlelerini en yüksek hıza çıkardı. Zirveye ulaştıkları an sivri dişlerini Jungkook’un boynuna sertçe geçirdi! Kan tekrar ağzına dolarken, kendi sıcak tohumlarını Jungkook’un rahmine benzeyen en derin noktasına tazyikle boşalttı.

Jungkook da aynı anda çığlık atarak kendi tohumlarını ikisinin üzerine fışkırttı. Mağaranın içinde iki hükümdarın haz dolu iniltileri ve kan kokusu birbirine karıştı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.