Karakaya Vadisi, yüzyıllardır güneş ışığı görmemiş, dik ve keskin siyah kayalıklarla çevrili devasa bir kanyondur. Vadinin zeminini kaplayan sis, yere düşen her bir damla yağmurla birlikte daha da yoğunlaşıyor, havayı dondurucu bir soğukla dolduruyordu.
Vadinin bir tarafında, Lucius’un önderlik ettiği Kadim Klanlar İttifakı konuşlanmıştı. Zırhlı binlerce safkan vampir, ellerindeki meşaleler ve devasa kan kurtlarının böğürtüleriyle vadiyi inletecek bir gövde gösterisi yapıyordu. Lucius, devasa bir kan kurdunun üzerinde durmuş, gümüşi saçları rüzgarda savrulurken alaycı bakışlarla karşı tepeyi izliyordu.
Karşı tepede ise yalnız ama mutlak bir güç duruyordu.
Taehyung, siyah zırhı ve elindeki antik gümüş kılıcıyla ordunun en önündeydi. Sağında Kraliçe Jungkook, solunda ise Namjoon, Seokjin ve Hoseok’un komutasındaki birleşik insan ve vampir birlikleri dizilmişti. Jungkook’un sırtındaki Akantha Mührü, zırhının altından dışarıya doğru kıpkırmızı bir büyü aurası yayıyor, vadideki sisin üzerine kızıl bir gölge düşürüyordu.
Lucius’un sesi büyülü bir yankıyla vadide çınladı: "Taehyung! Son bir şansın var! O insan kırması çocuğu ve Akantha kanını bize teslim et! Aksi takdirde bu gece soyun bu vadide tükenecek!"
Taehyung kılıcını havaya kaldırdı. Kızıl gözleri simsiyah bir geceye büründü. "Orduma saldırı emri vermiyorum Lucius! Çünkü bu gece sizin celladınız tek bir kişi olacak!"
Jungkook bir adım öne çıktı. Pelerinini serbest bıraktı; ipek kumaş vadinin rüzgarında dalgalanarak aşağıya düştü. Genç adamın bedeninden yayılan Akantha gücü, vadideki taşların yerden havalanmasına neden oldu.
"Kanımı mı istiyordunuz?" diye haykırdı Jungkook. Sesi vadideki tüm kayalıklarda yankılandı. "Gelin ve alın!"
Jungkook bir salisede tepeden aşağıya doğru fırladı. İnsan gözünün takip edemeyeceği bir hızla düşman ordusunun tam ortasına daldı!
İlk temas bir felaket gibi oldu. Jungkook’un ellerinden fırlayan kızıl büyü dalgası, önündeki onlarca düşman muhafızını tek bir anda küre dönüştürdü. Genç adam, uyanan vampir refleksleri ve durdurulamaz Akantha gücüyle bir kasırga gibi hareket ediyordu. Karşısına çıkan kan kurtlarının çenelerini çıplak elleriyle yarıyor, düşman lordlarının kafalarını tek bir hamlede koparıyordu.
Taehyung da arkasından vadiye daldı. İki hükümdar, düşman ordusunun ortasında adeta kanlı bir dans sergiliyordu. Taehyung’un kılıcı her savrulduğunda geceye kızıl bir hat çiziliyor, Jungkook’un büyülü hamleleri ise vadide cehennem alevleri yaratıyordu.
Seokjin ve Namjoon büyüleriyle düşman okçularını bertaraf ederken, Hoseok’un komutasındaki insan askerleri kan kurtlarını püskürtüyordu. Savaş, tarihin gördüğü en vahşi, en kanlı hesaplaşmaya dönüşmüştü.