İçeriğe geç

lamia

Bölüm 24 · 3 dk okuma

lamia

Bölüm 24

SAVAŞ ÇANLARI

Obelisk Sarayı’nın çalışma odasında yankılanan ağır soluklar, tutkunun yakıcı izlerini taş zemin üzerine bir mühür gibi kazımıştı. Taehyung, Jungkook’un boynundaki sivri dişlerini yavaşça geri çektiğinde, yaradan süzülen son kan damlasını da diliyle tutkuyla yaladı. Vampir Lordu’nun dondurucu soğukluktaki teni, Jungkook’un alev alev yanan vücuduna temas ettikçe odadaki havayı karıncalandırıyordu.

Jungkook, duvara yaslı duran bedenini yavaşça çevirdi. İçindeki yoğun doluluk hissi ve damarlarında uğuldayan taze güçle birlikte gözlerini Taehyung’a dikti. Kızıl irisleri karanlıkta adeta birer kor gibi parıldıyordu.

"Lucius bu hakareti cezasız bırakmayacak," dedi Jungkook, sesi nefes nefese ama mutlak bir kararlılıkla doluydu. "Onun gözlerindeki o açgözlülüğü gördüm Taehyung. O sadece seni devirmek istemiyor, benim kanımı kendi klanının soysuz damarlarına akıtmak istiyor."

Taehyung, yerdeki yırtılmış ipek tuniği ve pelerini bir kenara iterek Jungkook’un belini kavradı. Onu tek bir hamlede kaldırıp çalışma masasının üzerine oturttu. İki elini masanın kenarlarına dayayarak genç adamı kendi gövdesi ile ahşap masa arasına sıkıştırdı.

"Bırak denesin," dedi Taehyung. Sesi, bir zindanın en derin katından yükselen dondurucu bir hırıltı gibiydi. "Lucius yüzyıllardır Konsey’in gölgesinde saklanan bir korkaktı. Park Jimin’in cesaret edemediği şeyleri başarmak için diğer Kadim Klanları arkasına almaya çalışacak. Ama bilmediği bir şey var..."

Taehyung eğilip dudaklarını Jungkook’un köprücük kemiğindeki taze mühür izine bastırdı. "Biz artık sadece bir ordudan ibaret değiliz. Sen ve ben, bu dünyada var olmuş en kadim bağı taşıyoruz. Senin kanın benim irademle birleştiği sürece, karşımıza çıkacak her klan sadece kendi mezarını kazar."

Tam o sırada çalışma odasının kapısına hızlı ve sert vuruldu. Kim Namjoon’un sesi ahşap panellerin arkasından aceleyle yükseldi.

"Lordum! Kraliçem! Derhal ana salona gelmelisiniz. Kuzey sınırından gelen gözcülerimiz feci haberlerle döndü!"

Taehyung ve Jungkook hızla üzerlerini düzelttiler. Jungkook, Taehyung’un getirdiği yeni, altın işlemeli siyah zırhını ve kraliçelik pelerinini sırtına geçirdi. İkili, sarayın koridorlarını birer gölge gibi aşarak kabul salonuna vardığında, Seokjin, Namjoon ve Hoseok devasa harita masasının etrafında toplanmıştı.

Namjoon haritanın üzerindeki kırmızı işaretleri göstererek konuştu: "Lucius salondan ayrıldıktan hemen sonra Doğu ve Kuzey’in kadim klan liderleriyle bir araya geldi. Vane ve Drakos klanları onunla ittifak kurdu. Şu an binlerce safkan vampir ve devasa kan kurtları güney kanyonuna doğru yürüyüşe geçti."

"Kan kurtları mı?" dedi Jungkook kaşlarını çatarak. "Vampirler kadim düşmanları olan kurtlarla nasıl aynı safta birleşebilir?"

Seokjin derin bir nefes alarak öne çıktı. "Akantha kanının çekiciliği Jungkook... Senin kanın sadece vampirler için değil, tüm mistik ırklar için mutlak evrim ve ölümsüzlük demek. Lucius onlara senin kanından pay vaat etti. Eğer kanyonu geçerlerse, Yeraltı Şehri iki ateş arasında kalacak."

Hoseok kılıcının kabzasını sıktı. "İnsan orduları sınırda konuşlandı ama bu büyüklükteki bir ittifaka karşı tek başımıza duramayız. Taehyung, savaşı Yeraltı Şehri’nde kabul edemeyiz. Buranın dar koridorları bizim için bir kapana dönüşür."

Taehyung haritaya doğru yaklaştı. Kızıl gözleri haritadaki Karakaya Vadisi üzerinde kilitlendi. Yüzünde soğuk, acımasız bir canavarın gülümsemesi belirdi.

"Savaşı şehre getirmeyeceğiz," dedi Taehyung emredici bir sesle. "Onları Karakaya Vadisi’nde karşılayacağız. Orası benim doğduğum, ilk kanımı akıttığım topraklar. Lucius ve onun kalleş ittifakı o vadide kendi kanlarında boğulacak."

Jungkook, Taehyung’un yanına adım attı. Elini Vampir Lordu’nun kılıç tutan elinin üzerine koydu. "Ben de orada olacağım. Kraliçeleri olarak ordunun en önünde duracağım. Kanımı isteyenler, önce o kanın gazabıyla yüzleşecek."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.