Salonun kapıları kapandığı an, ortamdaki o resmi ve sert hava yerini anında yoğun, yakıcı bir şehvete bıraktı.
Taehyung, ağır adımlarla Jungkook’un tahtına doğru yürüdü. Her bir adımı taş zeminde bir yırtıcının sessizliğiyle yankılanıyordu. Jungkook tahtında geriye yaslandı, bacaklarını hafifçe aralayarak yukarıdan ona yaklaşan adama baktı. Dönüşümün getirdiği o sınırsız güç, genç adamın içindeki tüm çekingenliği söküp atmıştı. Bedenindeki her bir hücre, Taehyung’un dondurucu dokunuşunu ve amansız sahiplenmesini arzulu bir açlıkla bekliyordu.
Taehyung, Jungkook’un dizlerinin arasına girdi. İki elini tahtın arkalığına dayayarak genç adamın üzerine kapandı. Yüzü, Jungkook’un yüzüne birkaç milim uzaklıktaydı.
"Kraliçem..." diye fısıldadı Taehyung. Sesi arzudan tamamen boğuklaşmıştı. "Bu tahtta otururken nasıl da tehlikeli, nasıl da büyüleyici görünüyorsun."
Jungkook ellerini uzatıp Taehyung’un zırhının deri kayışlarını kavradı. Onu kendine doğru çekti, dudaklarını adamın çenesine sürttü. "Bu taht, bu saray, bu şehir... Hiçbiri umurumda değil Taehyung. Ben sadece senin bana nasıl dokunduğunu, içimde nasıl kaybolduğunu istiyorum."
Taehyung’un gözlerindeki kızıllık bir anda tamamen karardı. İçindeki canavar, Jungkook’un bu arsız ve davetkar sözleriyle tamamen kontrolden çıktı. Taehyung tek bir hamlede Jungkook’u belinden yakaladı, onu kucağına alarak tahttan kaldırdı. Salondan çıkıp sarayın en üst katındaki Kraliyet Odası’na doğru ilerlemeye başladı.
Kraliyet Odası, devasa maun sütunlar, koyu kırmızı ipek perdeler ve altın kaplama bir şömineyle donatılmıştı. Odadaki devasa yatak, siyah saten çarşaflarla kaplıydı.
Taehyung, Jungkook’u yatağın ortasına bıraktı ama bu kez nazik davranmadı. Üzerindeki ağır zırhı ve kılıcını yere fırlattı. Zırhın taş zeminde çıkardığı gürültü odada yankılanırken, Taehyung yatağa tırmandı. Jungkook’un tuniğini yakasından tutup tek bir hamlede aşağıya doğru yırttı. İpek kumaş parçaları yere saçılırken, genç adamın fildişi rengindeki kaslı göğsü, mühürleri ve dikleşmiş pembe göğüs uçları tamamen açığa çıktı.
"Taehyung..." diye inledi Jungkook, adamın geniş göğsüne ellerini dayayarak.
Taehyung cevap vermedi. Eğilip dudaklarını Jungkook’un boyun girintisine gömdü. Islak, sıcak öpücüklerle genç adamın tenini donatırken, sivri dişlerini hafifçe deri üzerinde gezdirdi. Jungkook’un vücudundan yayılan taze vampir kanı ve vanilya kokusu, Taehyung’un akıl almaz bir hızla sertleşmesine neden oluyordu.
Taehyung aşağı kaydı. Diliyle Jungkook’un karnını, kalça kemiklerini ve uyluklarının iç kısımlarını taradı. Genç adamın altındaki ipek pantolonu da saniyeler içinde çıkarıp attı. Jungkook yatakta tamamen çıplak kalmıştı. Dönüşümle birlikte bedeni daha pürüzsüz, kas hatları daha belirginleşmişti.
"Bana bak," dedi Taehyung, Jungkook’un bacaklarını omzuna kadar kaldırarak. "Yeni bedeninin bana nasıl teslim olduğunu izle."
Taehyung, masanın üzerindeki kristal şişeden dökülen koyu renkli, aromatik yağı avucuna aldı. Hiç vakit kaybetmeden iki parmağını Jungkook’un dar, sıcak ve yakıcı merkezine itti.
"AH!" Jungkook başını geriye attı. Yatağın saten çarşaflarını elleriyle sımsıkı kavradı. "Taehyung... çok sıcak... içim alev alıyor!"
"Bu senin yeni gücün," dedi Taehyung, parmaklarını içeride hızlı ve derin bir ritimle hareket ettirerek. Üçüncü parmağı da ekledi. İçerideki o gizli mühür noktasına her çarptığında, Jungkook’un bacakları titriyor, ağzından yüksek sesli, şehvet dolu iniltiler dökülüyordu. "Kanın benim kanımla birleşti. Artık beni her zamankinden daha derin hissedeceksin."
"İçime gir... Lütfen!" diye bağırdı Jungkook, kalçalarını Taehyung’un parmaklarına doğru sertçe vurarak. "Aparatını içimde istiyorum Taehyung! Beni parçala!"
Taehyung daha fazla dayanamadı. Parmaklarını hızla çıkardı. Kendi devasa, damarlı ve tamamen sertleşmiş organını hazırladı. Jungkook’un bacaklarını iki yana sonuna kadar açtı ve tek bir amansız, vahşi hamlede son milimine kadar gömüldü!
"AHHHHHHH!"
Jungkook’un çığlığı sarayın yüksek tavanında yankılandı. İçine giren devasa doluluk ve dondurucu sıcaklık, yeni uyanan vampir hisleriyle birleştiğinde zihninde patlamalar yarattı. Jungkook ellerini Taehyung’un kaslı sırtına geçirdi, tırnaklarını adamın etine daldırarak derin kanlı hatlar çizdi.
Taehyung acıyı hissetti ama bu acı onun şehvetini daha da körükledi. Kalçalarını geriye çekti ve tam açıyla, en dibe kadar vurmaya başladı. Her bir hamlesi ıslak, tok bir ses çıkarıyor, yatak şiddetle sallanıyordu.
"Taehyung... ahhh! Çok derin... çok büyük!"
"Senin için!" dedi Taehyung hırlayarak. Hamlelerinin temposunu akıl almaz bir boyuta çıkardı. Kalçaları Jungkook’un uyluklarına çarptıkça odadaki hava ısınıyordu. "Bu beden benim! Bu kan benim! Seni sonsuza dek bu yatakta işleyeceğim!"
"E-Evet! Daha hızlı... AHH!"
Jungkook aklını kaçırmak üzereydi. Zihni tamamen durmuş, tek algısı içine amansızca girip çıkan bu adamın gücü olmuştu. Kalçalarını ritmik bir şekilde Taehyung’un hamlelerine doğru kaldırıyor, her vuruşta daha da derinleşmesini sağlıyordu. Vampir gücü sayesinde artık yorulmuyor, hazzı katbekat daha yoğun hissediyordu.
Taehyung eğilip Jungkook’un dudaklarını vahşice öptü. İkisinin kanlı dili birbirine dolanırken, Taehyung elle Jungkook’un sertleşmiş organını kavradı. Hamleleriyle eş zamanlı olarak hızlıca pompalamaya başladı.
"Taehyung! Geliyorum... Tanrım, geliyorum!"
"Benimle gel kraliçem!" diye kükredi Taehyung.
Taehyung hamlelerini en yüksek hıza çıkardı. Son üç derin, acımasız vuruşun ardından sivri dişlerini Jungkook’un boyun derisine sertçe sapladı! Kan tekrar ağzına dolarken, kendi sıcak tohumlarını Jungkook’un rahmine benzeyen en derin noktasına tazyikle boşalttı.
Jungkook da aynı anda çığlık atarak kendi beyaz, sıcak tohumlarını ikisinin karın bölgesine fışkırttı. İç duvarları şiddetle kasılarak Taehyung’u sımsıkı sıkıştırdı.
İkisi de hazdan sarsılarak yatağın üzerine devrildiler. Taehyung, Jungkook’un içinden çıkmadan onu göğsüne çekti, koyu kırmızı çarşafların arasına sardı. Kan ve dökülen tohumların kokusu odayı kaplarken, iki hükümdar gecenin karanlığında birbirine kenetlendi...