Yeraltı Şehri Nadir’in kasvetli koridorları, gece boyunca süren kanlı kutlamaların ardından derin ve huzursuz bir sessizliğe bürünmüştü. Obelisk Sarayı’nın en üst katındaki Kraliyet Odası’na süzülen cılız, kırmızımsı ışık dalgaları, yatakta bir yumak gibi birbirine sarılmış yatan iki bedenin üzerine vuruyordu.
Jungkook, gözlerini yavaşça açtığında ilk hissettiği şey, bedenini kaplayan o devasa, yakıcı güç ve hemen arkasında atan dondurucu sıcaklıktı. Taehyung’un kaslı, mermer kadar pürüzsüz kolu belini sımsıkı kavramış; çenesi ise Jungkook’un çıplak omzuna yaslanmıştı. Vampir Lordu’nun düzenli, derin nefesleri genç adamın tenini okşuyordu.
Jungkook, yatakta hafifçe kıpırdandı. Bacaklarının arasındaki o yoğun, dolgun his ve tenine kuruyup kalmış tohumların ve kanın kokusu, gece yaşanan o amansız tutkuyu zihnine tek tek geri getirdi. Bedenindeki Akantha kanı, Taehyung’un tohumlarını ve kanını özümsemiş; hücresel düzeyde kusursuz bir uyum sağlamıştı. Artık ne bir acı ne de bir halsizlik hissediyordu. Aksine, zihni hiç olmadığı kadar berrak, duyuları ise kilometrelik mesafedeki bir yaprağın düşüşünü duyacak kadar keskindi.
Jungkook elini uzattı, Taehyung’un sırtındaki kendi tırnak izlerini okşadı. Gece şehvetin ve gücün etkisiyle adamın etini nasıl yardığını hatırladığında dudaklarında hafif, karanlık bir tebessüm belirdi.
"Ruhumu izlemek hoşuna gidiyor mu, kraliçem?"
Taehyung’un boğuk, uykudan yeni uyanmış sesi odada yankılandı. Gözlerini açmadan, belindeki kolunu daha da sıkarak Jungkook’u kendisine doğru çekti. Kalçalarını genç adamın kalçalarına tamamen yapıştırdı.
Jungkook başını geriye çevirip Taehyung’un yüzüne baktı. "Sadece... Artık korkmadığımı fark ediyorum Taehyung. Eskiden bu şatoda, senin yanında bir tutsaktım. Ama şimdi... Seninle birlikte bu dünyaya hükmetmek istiyorum."
Taehyung gözlerini açtı. Kızıl irisleri sabahın alacakaranlığında bir mücevher gibi parıldıyordu. Eğilip Jungkook’un dudaklarına derin, sahiplenici bir öpücük kondurdu. "Sen zaten bu dünyanın kraliçesisin. Bedenin benim, iraden ise bu krallığın kanunu."
Tam o sırada, odanın kapısı iki kez ritmik bir şekilde vuruldu. Kim Namjoon’un sesi ahşap kapının arkasından yükseldi.
"Lordum... Kraliçem... Rahatsız ettiğim için bağışlayın. Ancak güney sınırında beklenmedik bir gelişme var. Kadim Vampir Klanları’nın en yaşlısı olan Karanlık Konsey Lordu Lucius, ordusuyla birlikte kanyonun girişinde belirdi. Sizinle görüşmek istiyor."
Taehyung’un gözlerindeki o yumuşak, tutkulu ifade bir anda yerini dondurucu bir öfkeye bıraktı. Yataktan doğruldu. Geniş, kaslı göğsü ve vücudundaki çizikler şöminenin ışığıyla aydınlandı.
"Lucius..." diye fısıldadı Taehyung. Sesi bir bıçak kadar keskindi. "O fosil, Park Jimin’in öldüğünü duyar duymaz tahtta hak iddia etmeye geldi."
Jungkook da yataktan kalktı. Siyah ipek ropşambırını üzerine geçirdi. "O zaman ona bu tahtın gerçek sahiplerinin kim olduğunu gösterelim."