İçeriğe geç

lamia

Bölüm 19 · 3 dk okuma

lamia

Bölüm 19

YENİ İMPARATORLUĞUN GÖLGESİ

Yeraltı Şehri Nadir’in tam kalbinde yükselen Obelisk Sarayı, asırlar boyunca Vampir Konseyi’nin zalim kararlarına, entrikalarına ve gizli infazlarına tanıklık etmişti. Fakat bu gece, sarayın devasa granit sütunları ve siyah mermer kaplı salonları bütünüyle farklı bir çağa uyanıyordu. Salonun taş zeminini kaplayan taze kanın metalik kokusu, duvardaki gümüş şamdanlardan yükselen vanilya ve reçine aromasıyla karışmıştı.

Taehyung, Konsey’in efsanevi siyah obsidyen tahtında oturuyordu. Bacak bacak üstüne atmış, üzerindeki altın nakışlı, koyu bordo pelerinini omuzlarından geriye salmıştı. Zırhının üzerindeki kurumuş kan izleri, onun bir hükümdardan ziyade cehennemden çıkmış bir savaş tanrısı gibi görünmesine neden oluyordu. Kızıl irisleri salonun karanlık kuytularında tehlikeli bir kor gibi parıldarken, sağ elinin uzun, zarif parmakları tahtın kolçağını ritmik bir şekilde dövüyordu.

Ancak bu gece salondaki tek güç o değildi.

Tahtın hemen sağında, aynı obsidyen taşından oyulmuş biraz daha küçük ama daha yüksek bir koltukta Jeon Jungkook oturuyordu. Tam dönüşümünü tamamlamış, Akantha Soyu’nun mutlak gücüyle uyanmış olan genç adam, artık Kutsal Kan Kalesi’ndeki o çaresiz, ürkek insan değildi. Üzerine tam oturan, gümüş işlemeli siyah ipek bir tunik giymişti. Tuniğin derin V yakasından açığa çıkan pürüzsüz göğsünde ve köprücük kemiklerinde, Taehyung’un bıraktığı koyu kırmızı mühürler alev gibi parıldıyordu. Sırtındaki altın ve kızıl renkli kraliçe dövmesi, ipek kumaşın altından mistik bir ışık yayıyordu. Jungkook’un gözleri, tıpkı Taehyung’unki gibi alacakaranlıkta parıldayan derin bir kızıllığa bürünmüştü.

"Görünüşe göre Yeraltı Şehri’nin lordları yeni efendilerine alışmakta zorlanıyor," dedi Jungkook. Sesi artık narin bir fısıltı değil, salondaki taş duvarlarda çınlayan, karşı konulmaz bir otorite taşıyan bir tondaydı.

Taehyung başını hafifçe yana eğip Jungkook’a baktı. Dudaklarında gurur dolu, karanlık bir gülümseme belirdi. Sol elini uzatıp Jungkook’un tahtın kolçağında duran narin, ama artık dondurucu bir soğukluğa sahip olan elini kavradı. Parmaklarını genç adamın parmaklarına kenetledi.

"Varsın zorlansınlar," dedi Taehyung. Sesi, derinden gelen baskıcı bir hırıltı gibiydi. "Diz çökmeyen her başı kendi ellerimle keserim. Bu topraklar artık Konsey’in kokmuş yasalarıyla değil, bizim irademizle yönetilecek."

Salona açılan devasa bronz kapılar gürültüyle savruldu. İçeriye Kim Namjoon, Kim Seokjin ve Muhafız Komutanı Jung Hoseok girdi. Arkalarında, Yeraltı Şehri’nin hayatta kalan ve biat etmek isteyen kadim soyluları diz çökmüş halde ilerliyordu.

Namjoon, elindeki deri ruloyu açarak tahtın önünde durdu. "Lordum... Hazretleri... Yeraltı Şehri’nin tüm garnizonları silah bıraktı. Park Jimin’in destekçileri ve Konsey’in muhafız birlikleri temizlendi. İnsan Krallığı ile olan sınır hattında ise Hoseok’un komutasındaki birlikler düzeni sağladı."

Hoseok adım öne çıktı. Üzerindeki insan zırhı yer yer parçalanmıştı ama gözlerinde kararlı bir ifade vardı. Bakışları bir an tahtta oturan Jungkook’a kaydı. Çocukluk arkadaşının geçirdiği bu korkunç ve büyüleyici dönüşüm, Hoseok’un içini tuhaf bir buruklukla dolduruyordu. Jungkook artık bir insan değildi; o, geceye hükmeden bir kraliçeydi.

"İnsan krallığı adına konuşuyorum Taehyung," dedi Hoseok, sesindeki ciddiyeti koruyarak. "Kraliyet Ailesi, Jungkook’un güvende olduğunu ve bu yeni yönetimin sınır ihlali yapmayacağını taahhüt etmeni istiyor. Eğer barış antlaşması yenilenirse, insan orduları geri çekilecek."

Taehyung alaycı bir kıkırdama koyuverdi. "İnsan krallığı benden taahhüt mü istiyor? Sınırlarınızı korumak istiyorsanız, bana her yıl kan ve sadakat vergisi ödeyeceksiniz Hoseok. Jungkook’u bir piyon gibi kullanmaya çalışan o zayıf kralınıza ilet: Eğer tek bir muhafızınız sınırdan içeri adım atarsa, başkentinizin surlarını kendi kanınızla boyarım."

Hoseok dişlerini sıktı ama itiraz etmedi. Taehyung’un yanındaki Jungkook’un gözlerindeki o mutlak kabullenişi ve sahiplenmeyi görebiliyordu. Jungkook, bu karanlık adama ve onun krallığına tamamen aitti.

"Kabul edildi," dedi Hoseok kısaca. "Antlaşma metni hazırlanacak."

"Güzel," dedi Taehyung ayağa kalkarak. Yüksek omuzları ve baskıcı aurası salondaki tüm soyluların daha da yere kapanmasına neden oldu. "Şimdi hepiniz defolun. Bu gece bu sarayda sadece ben ve Kraliçem kalacağız."

Seokjin ve Namjoon başlarıyla selam vererek soyluları dışarı çıkardı. Hoseok son bir kez Jungkook’a baktıktan sonra bronz kapıların dışına adım attı. Kapılar gürültüyle kapandığında, devasa saray salonunda yalnızca iki hükümdar kaldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.