Zindanın kapısı büyük bir gürültüyle patladı.
Park Jimin, elindeki büyülü gümüş kılıçla içeri daldı. "İşiniz bitti Taehyung! Konsey ordusu..."
Jimin lafını bitiremedi. Zindanın ortasındaki dumanların arasından iki figür doğruldu.
Taehyung ve onun yanında, tamamen çıplak ama vücudunu kaplayan kırmızı dövmeleri, kızıl parıldayan gözleri ve sırtındaki parıldayan mühürle duran Jeon Jungkook...
Jimin dehşetle geriledi. "İmkansız... Tam dönüşüm mü?"
Jungkook, bir salisede Jimin’in önünde belirdi. İnsan gözünün göremeyeceği bir hızla Jimin’in gümüş kılıcını tutan elini kavradı ve tek bir hareketle Jimin’in kolunu omzundan kopardı!
"AHHHHH!" Jimin acıyla yere yuvarlandı, çığlık attı.
Jungkook, Jimin’in saçlarından tutarak onu ayağa kaldırdı. Gözlerindeki kızıl alev, Jimin’in ruhunu yakacak kadar baskındı.
"Bana dokunmanın ve kanımı çalmanın bedelini öde," dedi Jungkook. Sesi artık karanlık, dominant ve büyüleyici bir kraliçenin sesiydi.
Jungkook, Jimin’in kalbini tek bir elle göğsünden söküp çıkardı. Park Jimin’in cansız bedeni taş zemine yığıldı.
Taehyung yavaş adımlarla Jungkook’un arkasına geldi. Kollarını genç adamın beline doladı, çenesini onun omzuna yasladı.
"Mükemmelsin, benim güzel kraliçem..." dedi Taehyung.
Jungkook arkasını dönüp Taehyung’un dudaklarına derin, tutkulu bir öpücük kondurdu. "Senin sayende Taehyung. Şimdi... Bu şehri tamamen yok edelim."
Dışarı çıktıklarında, Hoseok, Seokjin ve Namjoon şaşkınlıkla yeni doğan Vampir Kraliçesi Jungkook’a baktılar. Konsey kalıntıları pes etmiş, Yeraltı Şehri diz çökmüştü.
Taehyung ve Jungkook, el ele tutuşarak yıkılan Obelisk Sarayı’nın tahtına doğru yürüdüler. Artık ne insanlar ne de vampirler onlara karşı durabilirdi. Onların aşkı, kanla yazılmış ve sonsuzlukla mühürlenmişti...