İçeriğe geç

Lâl

Bölüm 11 · 6 dk okuma

Lâl

Bölüm 11

10.Bölüm

Uzun dakikaları yola koyduktan sonra karanlıkla beraber geçen tek şey zaman olmuştu. Kırılan aynanın parçaları, dağılan ev her şey yerli yerinde duruyordu. Sindirilmeyi beklemişti gerçekler ve gece yarısına uzanırken saatler hala inanmak kabus gibiydi.

Karanlığın arasında Hanzade’nin suçluluğu, Asude’nin şaşkınlığı ve ölüm aynı masada oturmuş bekliyordu.

“İyi hissetmemek için yaptım. Onu kurtarmak için… Hak ettiğim şeyleri sonsuza kadar hissedebilmek için yaptım ne yaptıysam.”

Asude bir şey söyleyemedi. Zihni, algıları sadece duyduğu dehşetle meşguldü. Nefret mi etmeliydi ikizinden yoksa bağrına basıp geçtiğini mi söylemeliydi? Peki suçlu kimdi? Adamın evini kundaklayan Hanzade mi? Yoksa onu bu noktaya getiren bütün olaylar yaşanırken hiçbir şeyin farkına varmayan kendisi mi? Doğruları anlatan babası mı? Annesi mi? Kimdi suçlu? Kim yakmıştı o kadını? Yoksa sadece annesini döven adam mı? Adam…

“Neye güvensem neye inansam sonunda avuçlarımda kalıyordu. Kadını oradan alıp başka yere götürmeyi düşündüm ama aynı şeyi yaşamaktan korktum. Çünkü gene berbat bir insan olduğumu gözler önüne serersem buna dayanamazdım. Böyle daha mı iyi? Elbette değil ama en azından söz verdiğim gibi hayatta kalabiliyorum.”

Asude artık ne söylediğini duymuyordu ikizinin. Çekinerek bir soru daha yöneltti fakat yanıtını duymayı kaldırabilir mi bilmiyordu. “Hiç bize söylemeyi düşündün mü?”

Düşünmüştü elbette. Bu şekilde herkes nefret ederdi ondan ve hak ettiği neyse onu yaşardı. Aynen böyle düşünmüştü. Bu yüzden söyleyecekti.

“Ben bir insanı öldürdüm. Onu yaktım. Ateşinde ısındım. Ne demek olduğunu anlıyorsun değil mi? Bunu iyi niyetle de yapmadım. Affedilemez bir eylem bu. Fakat ne bir polis düştü peşime ne de başkası şikayetçi oldu. Herkes kadının sonunda kurtulduğunu söyledi. Benim bile isteye yaptığım şeyin adı, ev kazara yandı, oldu. Kaza olmadığını herkes biliyordu. Beni gördüler. Belki yakarken değil ama gördüler. Polis bile yüzünü çevirdi çünkü yaşam dediğimiz şey bu kadar basit. Suç, diğerleri öyle olduğunu düşünüyorsa suçtur. Yoksa katliam dahi yapsan cezalandırılmaya biliyorsun. Hâlbuki hayatını sonlandırıyorsun birinin. Bunun nesi tartışmaya açık olabilir ki? Ben kimim bunu yapıyorum? Biz kimiz?”

Yaklaşıp ikizine doğru eğildi. Gözlerini dikti. “Biz kimiz?” diye sordu bir kere daha. Dün olsa yanıt verirdi Asude bu soruya ama bugün ne olduğu şöyle dursun ne olmadığı hakkında bile ne ufak bir fikri yoktu.

“Hepimiz başkasının parmaklarının ucundaki kuklalarız. Kendini güçlü sanan zavallılar. Çocukken oynadığımız bebeklerden ne farkımız var? Sözde akıl ve irade… Peki nerede onlar? Kim biliyor yerlerini? Kendi canımız acıyana kadar umurumuzda olmuyor hiçbir suç. Ta ki bizim başımıza gelinceye kadar. Canımı yakanın bir kadını öldürmüş olmak mı olduğunu düşünüyorsun? Bence öyle değil. Ben çektiğim acı, vicdan azabı yüzünden bu hâldeyim.”

Anlattıkça çöküyordu Hanzade ve bir o kadar yabancılaşıyordu. Sanki bütün söylenenler ondan bir şeyler alıp götürüyor, bir şeyler siliyordu. Belki yüzünde burnu eksilmemişti ama Asude ona bakınca anlamsız bir eksiklik sezmeye başladı.

“O kadar önemsizdi o kadının hayatı… Bizimki de önemsiz. Fakat hepimiz farklı ödüyoruz bunu. Ben vicdanımla, hafızamla; sen…”

O neyle ödüyordu?

“Sen… Bilmediklerinle…”

Bilmedikleri… Birkaç saniye Hanzade’nin ağzından çıkanlarla ilgilenmeyi bıraktı. Gerçekten bilmedikleri miydi bunlar? Yoksa bilmeyi istemedikleri mi? Hanzade’nin o sokaktan geçerken para verdiği adamı biliyordu. Yüzünü görmemişti belki ama biliyordu. Unutup durduğunu biliyordu. Affedemediklerini… Kendinden nefret ettiğini seziyordu ama susmak… Hiçbir şey yapmamak öylesine kolaydı ki bunu seçmekten alıkoyamıyordu kendini. Sanki öğrenmezse eski bir sandal gibi dalgalar bütün yanlışlarını denizin dibine gömer sanmıştı. Bilmiyor muydu? Hayır biliyordu.

“Babama da anlattım. Ama inan bana götürüp beni polise versin, nefret etsin diye yaptım bunu… O ne yaptı? Daha çok sevdi. Annemi koruduğu gibi korudu. Kendini suçladı. Neden yaptı bunu? Beni çok sevdiğinden. Şimdi anlıyor musun neden bir şey yapmadığımı? Çok sevmek kadar zehirli başka bir şey var mı ki şu dünyada? Nefretten bile korkunç. Bizi bugün bu duruma getiren o değil mi? Beni buraya getiren… Seni buraya getiren. Dünyayı bu hale getiren… Mümkün olsa söker atardım kalbimden onu… Bütün insanların kalbinden söker atardım.”

Asude bir yanıyla hak verse de öte yandan şiddetle karşı çıkıyordu bu fikre. “Yanılıyorsun. Sevgi bu değil. Sadece onu hastalıklı bir şekle büründürdük. Her şeyi bozduğumuz gibi onu da bozduk ve şimdi bundan yakınıyoruz. Ortada bir suç varsa bu insanlığındır. Senin bunu yapmış olman da bir suç ama bu benim suçum, babamın, annemin… Görmezden geldik Hanzade. Korkular, acılar derken hep bir şeylerin arkasına sığındık. Sana olan şey bir anda mı oldu? Hayır. Hayır… İnce ince işledi hastalık seni. Doktor bile söyledi bunu… Daha çocuk yaşlarında belirtileri taşıyordun. Anlamadık. Anlamak istemedik ya da gerekli özeni göstermedik. Sen sevilmek için çırpınıp durdun ömrünce… Gerçekten onu bulduğunda şımarık bir kız gibi arkanı dönüp gitmeyeceğini biliyorum. Sen de biliyorsun bunu! Bir ömür aradığın şeyden bir ömür de kaçmış olmuyor musun bugün? Hangi mantık alır bunu? Hadi öyle diyelim; peki neden? Seni buraya getiren ne farkında mısın? Varlığından şikayet ettiğin şey… Sevgi. Senin yaralarını en başında sarabilirdi belki annemin sevgisi ya da onun yaralarını bizim sevgimiz ama öyle olmadı. Bizi sevgi değil sevgisizlik bu hâle getirdi kardeşim. Ondan kaçarken saplanıp durduk çamura… Bu yüzden şimdi çamur da biziz, suçlu da…”

“Birini öldürdüm Asude! Nefret etmen gerekiyor benden. Yaktım onu farkında mısın? Sana ısındığımı söyledim ateşinde… Başkası yapmış olsa ne düşünürdün onun hakkında?”

Ayağa kalkarken oturduğu sandalye hızla yere düştü. Sinirliydi Hanzade. Evrenin en iğrenç şeyini yapmıştı ama kimse kızmıyordu bile ona. Cezasını çekemiyordu bir türlü ki hafiflesin şu vicdan azabı.

“Evet! Başkası olsa yapıştırırdım hemen etiketi. Evet belki sen de bunu hak ediyorsun ama ne yaşadığını gördüm ben. Sen çığlık çığlığa kendini sağa sola atarken ordaydım. Duvara sığınıp öldürüleceğini söylerken, sakinleştiricilerin etkisiyle kolunu kaldıramadığın zamanlarda içten içe kafayı yediğin o anları biliyorum. Gözlerimle gördüm. Çaresizce bekledim. Belki evet hak ettin ya da biz bunu hak ettik. Ama sen bir suç işlediysen bunu sana biz yaptırdık. Bir yabancı bilse bütün bunları arzuladığın yafta hemen sırtında biter. Fakat bilmiyor çünkü sen bizim nefretimizi istiyorsun. Bizim sevgimiz için didinip durduğun gibi… Ne yaşandığını gördüm. Ortada korkunç bir suç var ama kabul et; bir tek sen işlemedin o suçu… O adam işledi, biz işledik, polis işledi, o mahalledeki herkes… O kadını çaresizce acılarının bitmesine iten herkes işledi. Ve artık annemin yaptığını yapmaktan vazgeç! Affet kendini. Gel bir şeyler yapalım ve telafi edemesek de deneyelim. Onun kaderinin altına sığınma…”

“Sevgi senin gözünü kör etmiş. Göremiyorsun. Telafi diye bir şey yok! Ama neyse ki hepimiz yaptıklarımızın bedelini ödüyoruz. Ben böyle ödüyorum. Annesini yaktığım adamın yüzünü baktığım her yerde, herkeste görerek…”

Asude bir kere daha şaşırdı. Daha ne kadar yapabilirdi bunu bilmiyordu. Bütün bu olanların sebebi mi vardı? Peki bu durumu değiştirir miydi? Doruk Ferhan’ın annesini mi öldürmüştü Hanzade? Hayatlarını mahvedenin, hayatını mı mahvetmişlerdi? Yoksa zaten berbat mıydı herkesin hayatı?

“O biliyor mu?”

“Hayır elbette. Adalet diyelim buna. Benim kim olduğumu bilmeden takıldı peşime. Seni kaçırırken de bir fikri yoktu. Hiç bilmedi. Yani dövüp durduğu annesinin intikamı değildi yaşadıklarımız. Ya da yaktığım evinin… Hiç olmadı. Tesadüftü. Yani öyle derler adına ama bence bedeliydi yaptıklarımın.”

Üstüne söylenecek birkaç kelime daha bulamadı Hanzade. Eteğindeki taşların hepsini dökmüştü. Artık rahat edebilirdi. Hesaplaşmıştı kendisiyle. Bu saçma durumun sonsuza kadar son bulabilirdi artık. Hazır olduğunda bunu yapacaktı ama şimdi doğru zamanın olmadığına karar verdi. Yerinden kalkıp yatağının yolunu tuttu. Biraz ağlar ve sonunda uyurdu.

Bölüm sonu

4 yorum