“Bilmediğim şey ne Hanzade?”
Öylece bilmediğin şeyler var deyip sonra sessizliğe gömülmesine elbette izin vermedi Asude. Artık her ne kadar içten içe ikisi de istemese de bu konuşma olacaktı.
Hanzade ayağa kalkıp pencerenin önüne gitti. Özgürlük orada bir yerlerde miydi yoksa her şeyi konuşunca burada… Odanın ortasında mı belirecekti?
“Ben babamla konuştuktan sonra suçluluk duygusuyla ezilmeye başladım. Anneme ve babama yaptıklarım üstüme gelmeye başladı. Berbat hissediyordum. İnan bana bu hayattan çekilebilecek kadar da cesaretim vardı fakat babamın söylediği son şey… Onun daha fazla canını yakamazdım. Yani hayatta kalabiliyorsam sebebi annem ve babamdı. İnsanların iyi niyeti, yanımda olmanız; güzel olan ne varsa acı veriyordu. Yapayalnız kalmam gerektiğini biliyordum. Hem ben bana yetmeliydim. Bunu öğrenmem gerekirdi çünkü hepiniz bir gün gidecektiniz. Yani bu sadece bir his ama sanki hepinizin ölümünü görecekmişim gibi hissediyordum. Cezamı ancak böyle çekebilirmişim gibi geliyordu ve buna hazırlıyordum içten içe kendimi. Öte yandan… Şu kalbimin kuşu… O bütün yaraları sarıyordu. Beni kendi kendimi affetmeye itiyordu. Sanki düzelebilirmiş gibi düşünmeme sebep oluyordu. Ardından iyi hissetmeye dair umudum olduğu için daha büyük suçluluklarla boğuşuyordum. Anlayacağın bir girdabın içinde batıp çıkmaya başlamıştım.”
Nasıl devam edeceğine karar vermesi için duraklaması gerekti. Kısa bir anın ardından devam etti.
“Hafızam da yavaş yavaş beni zorlamaya başlıyordu. İnsanların yüzlerinin silindiği, isimlerin karıştığı fakat pek takılmadığım günlerdi.”
Küçük ve önemsiz görünüyordu o zaman yaşadığı hatırlama problemi. Bugün ise o küçük şey bütün hayatını yıkıp geçmişti. Kelebek etkisi…
“Dalgındım. Okulun yakınlarında sessiz bir sokak vardı. Oradan gelip giderdim ben. Hatırlıyor musun?”
“Evet… Babam arabayla gitmeni isterdi ama sen hep ısrarcı olurdun.”
“Çünkü cezalandırmak istiyordum kendimi Asude. Babam nasıl bana bir şey olur diye korkuyorsa ben de bir gün daha bana bir şey olmadan geçip gidecek diye deliye dönüyordum.”
Asude bir şey diyecek gibi oldu ama ikizinin dikkatini dağıtmamak için kelimelerini yutmak zorunda kaldı. Yoksa öfkeyle bağırabilirdi. Çıldırıp kavga çıkarıp, evi darmadağın edebilirdi. Nasıl kendisine bir şey olması için uğraşırdı?
“O sokakta insanlar yolumu keser ve para isterdi. Yemek alacaklarını söylerlerdi. Düşünsem ya da kafamı kaldırıp baksam olayın böyle olmadığını görürdüm ama hiçbirini yapmayı tercih etmedim. Para isteyince çıkarıp veriyordum. Onlar da altın yumurtlayan tavuğa bir şey olmasın diye bana zarar vermiyordu. Ne kadar oldu hatırlamıyorum. Bir kızla… Bizim sınıftan…” Gözlerini kısıp hatırlamaya zorladı kendini Hanzade. “Sanırım peltek konuşuyordu. Yüzünde…” Zorladı. Bütün gücüyle kendini zorladı ama ne yazık ki hiçbir şey hatırlamadı. Öfkeyle dönüp koltuğa sıkı bir tekme geçirdi. Asude yerinden fırladı. Endişeyle yaklaştı.
Sakın, dedi ikizinin daha fazla yaklaşmasını engelleyerek Hanzade. “Bana dokunma!”
Ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu ama olduğu yerde kaldı Asude. Kendine böylece yüklenmesine hiçbir zaman dayanamamıştı şimdi de dayanamıyordu. Ama asıl canını yakan onu yanında istemeyen kardeşinin gözlerindeki bakıştı. Onun tanıdığı bildiği Hanzade oydu, gülümseyerek ona bakan değil.
“Kim olduğunu asla hatırlayamadığım şu kızla!” tükürür gibi sertti kelimeleri. Tekrar pencereye döndü ve anlatmaya devam etti. “Sokaktan geçiyorduk. Para istediler ben de verdim. Kız bana dönüp ‘O parayla gerçekten ekmek aldığını mı düşünüyorsun?’ diye sordu. Aslında hiçbir şey düşünmüyordum. Yani iyilik olsun diye ya da günah çıkarmak için yapmıyordum bunu. Gayri ihtiyari oluyordu. O gün okulda bunu düşünüp durdum. Ekmek almıyorsa ne yapıyordu? Niye herkes sürekli doğruları benden saklıyordu? Acaba bu defa doğru olduğunu düşündüğüm nasıl bir yanlışın içindeydim? Sonunda bütün bu düşüncelerle başa çıkamadığımda okuldan çıktım. Proje yapıyorduk ve hava kararıyordu. O sokağa doğru yürümeye başladım. Ne planladığım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ayaklarım götürüyordu beni ve ben de gidiyordum.”
Asude’nin zihninden geçen ya da olmasından korktuğu ne varsa hiçbiri yaşanmamıştı.
“Gene para istedi biri ben de verdim. Sokaktan çıkınca beklemeye başladım bu defa. 1 dakika sonra para verdiğimi düşündüğüm adamın sokaktan çıktığını gördüm. Peşine takıldım. Tek merak ettiğim ne yapacağıydı. Ekmek almasını beklemiyordum ama ne yapacak görmem gerekiyordu. Bunca zaman o parayla ne yapmıştı? Benim paramla ne yaptırmıştım ona?”
Gözleri doldu Hanzade’nin. Asude ona dokunmadan hemen yanına geldi. Sadece ne olduysa her şeyin geride kaldığını ve bugün yanında olduğunu hissettirmek istiyordu ama Hanzade’nin hissettiği tek şey yüreğindeki suçluluk yangınıydı.
“Bir şeyler içti. Kafası gitti anlayacağın ve yürümeye başladı. Harabe mahallelerden birine girdik. Çöp konteynırından hallice yıkık dökük, pencerelerinde paslı demir parmaklıklar olan eve girdi. Donup kaldım. Camlarda perde yoktu ve evin içi görünüyordu. İzlemeye koyuldum. İçerisi berbattı. Sadece bir kadın vardı. Eski bir yatağın üzerinde hareketsizce oturan. Yemin ederim ki sanki canlı değil gibiydi. Gözlerini bile kırpmıyordu. Adam salona geldi. Konuşmaya başladı. Kadına dokunuyor ve bir şeyler söylüyordu. Kadın asla hareket etmedi ya da cevap vermedi. Omuzuna dokundu adam. Kadın eski bir kitaplık gibi duvara doğru devrildi. Sonra güldü adam. Hep öyle gülüyor zaten.”
Dehşetle Asude’ye baktı Hanzade.
Bu haliyle parçaları birleştirmek öylesine imkansızdı ki ne geldiği konusunda en ufak bir fikri yoktu.
“O hareketsiz kalınca vurmaya başladı. Daha hızlı vurdu. Dudaklarından kan damlamasa asla canlı olduğuna inanmazdım. Çünkü ne yardım istiyor ne de ağlıyordu. Sadece bitmesini bekler gibi duruyordu hiçbir şey yapmadan. Yerden yere vurdu kadını ta ki yoruluncaya kadar. Sonra durdu. Etrafımda insanlar vardı ve onlar da benim gibi sadece izledi. Birinin ‘Yine başladı.’ dediği hatırlıyorum. ‘Ölmedi gitti.’ diyen vardı. ‘Polis çekip vursa da şu kadını kurtulsa…’ diyen. ‘Sanki polis dövenden farklı da…’ diyen. Sonra hemen yanımda duran biri ‘Anlamıyorum parayı nerden buluyor da içiyor? Çalışmaz etmez. İçip içip dövüyor annesini. Kim veriyorsa bari vermese de yapmasa kadıncağıza şunları…’ dedi. Kadıncağız, olmuştu bir anda öldüresiye dayak yediği halde ses etmediğimiz, anladığım kadarıyla hasta kadın. Dönüp baktım yüzüne… Ne gördüm bilmiyorum ama onlar benim oraya ait olmadığımı hemen anladılar. Ayaklarım beni oradan uzaklaştırmaya başladı. Kafamın içinde dönün bir tek şey vardı artık. ‘Kim veriyorsa bari vermese de yapmasa kadıncağıza şunları…’ Parayı ben veriyordum.”
Asude yerin dibine girmek istedi duyduklarından sonra.
“Başta neden kendimi savunarak başladığımı anladın mı? Suçluyum çünkü… Savunulmaya ihtiyacım var.”
Karşı çıkmaya yelteniyordu ama yetersiz kalacağını biliyordu. Daha anlatırken görmüştü nasıl çöktüğünü.
“O kadın yaşadığı şeyi benim yüzümden yaşıyordu. Ben bunu yaptığımın bile farkında değildim. O kadar önemsizdi ki benim için ne kadar süredir o çocuğa para verdiğimi bilmiyordum. Belki o kadını bu hale getiren bile benim. Canlılıktan bir haber duruşunun sorumlusu…”
Aniden yükseldi sesi.
“Bütün bunlara neden sebep oldum? Çünkü suçlu hissediyordum! Aptal bir kuyunun dibinde can çekiştiğimi iddia edip sızlanıyordum! Annemle babamın hayatını mahvetmekle meşguldüm! Kendimi beni bekleyen sözde yalnızlığa hazırlıyordum! Sorsan öylesine suçluydum ki hayattan bir haberdim! Ama görünen o ki pek öyle değilmiş! Ben öyle berbat ve iğrençmişim ki farkında olmadan bile insanların hayatını cehenneme çeviriyormuşum!”
Hızla bir yumruk attı pencereye Hanzade. Sinir krizi geçiriyordu. Asude dokunmaya kalktığında “Bana dokunma!” diye haykırdı. Gözyaşları ve çığlıklar içinde kendini mutfağa attı. Masanın üzerinde ne varsa yere döktü. Büyük bir gürültü koptu. Kulaklarını kapattı Asude.
Ardından masayı devirdi Hanzade. Hem ağlıyor hem bağırıyor hem de yıkıp dökebileceği ne varsa deviriyordu. Eline sandalyeyi geçirdiği gibi dış kapının kenarındaki duvarı boydan boya kaplayan aynaya bütün gücüyle fırlattı.
İnanılmaz bir gürültü koptu. Asude gözlerini kapatıp, kulaklarını tıkayarak yere eğildi. Hanzade ise kaybolan görüntüsüne bakıyordu. Parça parça olup yere yığılmıştı ayna ve beraberinde onu da götürmüştü. Gerçekten tam olarak hissettiği şey buydu. Paramparça olmak…
Asude’ye fırsat vermeden anlatmaya devam etti.
“Neden kurtarmadığımı soracaksın? Yapmadım. Yani yaptım evet onu kurtardım ama…” Gözyaşlarını sildi.
“Gücüm yeterdi o kadını oradan çıkarmaya bunu biliyorum ama yapamadım. Yani oradan kurtarsam, gittiği yerde benim yüzümden daha kötülerini yaşamayacağı ne malumdu? Bununla baş edemezdim. İnsanın vicdanlısına denk gelmek karganın beyazına denk gelmekten daha zor. Hem kendime iyi hissettirmek istemiyordum. Yani ne yaparsam yapayım ben iyi hissetmemeliydim ama kadın kurtulmalıydı. Bu aptal fikir bana aynı zamanda görülmemiş bir suçluluk yaşama fırsatı da sunmalıydı. Bana iyi hissettiren ne varsa alıp götürmeliydi içimden.”
Ne kadar net hatırlayabileceğini bilmeden hayal etmek için duraksadı.
“Kısa sürede ne yapacağıma karar verdim. Ertesi gün benden gene para istedi. Verdim mi vermedim mi inan bilmiyorum. Hangisi beni daha suçsuz yapar hiç umurumda değildi zaten. Akşam oldu. Oraya gittim.”
Yıkık dökük duvarlarıyla harabeden farksızdı ev. Pencerelerinde perde yoktu geçen akşam olduğu gibi. Çoğu yeri yıkık dökük, yarısı da kuru tahtalarla tutturulmuştu. İnsanlar da yoktu bu defa. Yapayalnızdı Hanzade. Zifiri karanlık dışında kimsecikler yoktu.
Bir süre izledi evin içini. Bu defa adam daha sakindi. Kadını dövmüyordu en azından. Sesini yükseltip birkaç küfür savuruyordu. Ne dediğini hiç anlamadı Hanzade.
İçindeki merhamet arayışı sürüyor ama bir türlü sonuca varmıyordu.
Adam bir süreliğine odadan çıktı ama evdeydi hala. Yaşlı kadınsa doğrudan ona bakıyordu sanki.
Hanzade görebiliyor mu ondan bile şüpheliydi ama gözlerinin içine baktı. Aynı geçen akşam dayak yerken olduğu gibi hareketsizdi. Herkes gibi sanki o da kendini görmezden gelmeye karar vermişti.
Yıldız bile yoktu o gece, ay bulutların arkasına saklanmıştı. Her şey anlaşmıştı sanki. Gireceği günahı biliyorlardı ve sıkı sıkıya örtmeye yeminliydiler o an.
Soğuktu hava… Ufak bir esinti vardı. Rahatsız edici kokuları olmadık yerlere taşıyordu. Zaman ilerlerken birkaç kişi evlerinden çıkıp “Bu koku ne?” diye söylenmişti. Fakat soğuğa dayanamayıp evlerine dönmüşlerdi.
Adam salona döndü. Kadının gözleri Hanzade’ye kitlenmişti. Sanki biliyordu olacağı ve yüzleşmeyi bekliyordu.
Rüzgar şiddetini arttırdı. En ufak bir şüphesi yoktu Hanzade’nin. Hazırdı.
Arka taraftaki kedi de çıkınca merdivenlerden, elini cebine attı. Bir tek yaşlı kadın ve adam kalmıştı içerde.
Gözünü ayırmadan ezbere bir hamle yaptı. Daha önce ateşle hiç işi olmamıştı. Dün bir iki defa deneyip hızlıca öğrenmişti kibrit çakmayı. Rüzgar benzin kokusunu iyice taşıdı. Adam kadının öfkeyle üzerine yürümeye başladı. Kadının gözü Hanzade’deydi. Ona sanki “Yap artık şunu!” diyordu.
Gözünü evin içinden ayırmadan çaktı kibriti.
Adam kadının omuzuna dokundu ve onu bir çuval gibi devirdi. Kadın tepki vermedi. Bir tokat patlattı yüzüne kadının. Tepki yoktu. Sadece kaşındaki yara tekrar açıldı ve kan yüzünü boyamaya başladı. Hanzade’nin avucundaki ateş ısıtmıştı bile ellerini. Bu soğukta ısınmak ayrı bir haz veriyordu insana.
Kadının iki yakasından tutup sarsmaya başladı adam. Hanzade kibrite baktı. Adam bağıra çağıra bir şeyler söyledi. Kimse anlamadı ne dediğini. Hanzade onu bugün para verip vermediğini hatırlamaya çalıştı. Bomboştu. Hiçbir fikri yoktu.
Sonra bir rüzgar esti. Kibritin alevi usulca küçüldü ve kayboldu. Hanzade bomboş izlemekle yetindi. Kadın sessizce ona bakıyor, adamsa yeni bir tokat için kendini hazırlıyordu. Rüzgar uzaklaşınca kibritin alevi ansızın büyüdü. Hanzade kafasını kaldırmadan önce az ilerisine attı kibriti. Ateş yere dokundu. Rüzgarın taşıdığı rahatsız edici koku alev alıp hızla büyüdü. Çöktüğü yerden kalktı Hanzade. Bir trenin vagonu gibi ilerledi küçük kıvılcım. Saniyeler içinde çevreledi evin etrafını.
Adam farkında değildi ama kadın görüyordu eğer gözleri… Ateş büyüdü. Önce evin dört bir yanını sardı sonra çatısındaki tahtalara bulaştı. Benzinin dokunmadığı yerler de kolaylıkla alev alıyordu. Adam kadını dövmeye devam ederken… Annesini… Alevler içeriye girdi. Hanzade, çatıdan düşen alevin salondaki koltuğu saniyeler içinde sarmasını izledi.
Bu korku ya da dehşet vermiyordu ona. Sadece hayret etti. Asla bu kadar hızlı yanabileceğini düşünmezdi.
Adam alevi fark edince kadını fırlatıp attı yatağa doğru. Nereye gideceğini şaşırmıştı.
Kadın hareketsizce bekledi.
Halının kenarı tutuştu. Pencereye koştu adam fakat parmaklıkları görünce geri döndü. Çıkış kapısını kaplamıştı bile ateş; yanmak dışında yapabileceği hiçbir şey yoktu.
Hanzade yanmasını bekledi.
Ateşin kadını özgür bırakmasını…
Yutkunamıyordu Hanzade. Dudakları titriyordu ama herhalde çok üşüdüğünden. Biraz daha yaklaştı eve doğru. Ellerini kaldırıp ateşe tuttu. İşte olmuştu. Artık üşümüyordu.
Adamın çığlıkları kapladı her yeri. O an hiç beklemediği bir şey oldu. Ateş odayı iyice sarınca kadın yerinden kalktı. Cama yaklaştı. Sadece gözlerinin içine baktı Hanzade’nin.
Yürüyebiliyor, hareket edebiliyordu. Normal bir insan gibiydi.
Hayattan umudunu kesmenin nasıl bir şey olduğuna dair o an ilk defa bir fikir edindi.
Söndürmek ister miydi yangını? Yo… İstemezdi.
Ateşin kadını yuttuğu o anları gözünü kırpmadan izlemeye devam etti. Önce saçları tutuştu. Kadın feryat ederek bağırdı. İlk defa bir tepki veriyordu. Sonra kıyafetlerine birer işleme gibi ilişti alevler. Yüzünü kapladı ardından. Kaşında kanın bıraktığı leke ortadan kayboldu. Teni ateşten kırmızı bir hal aldı.
Hanzade izledi. Kadın çığlık atarak ateşin içinde koşturup, duvarları, pencereleri yumruklarken öylece izledi. Teninin nasıl ciğer gibi parlayacağını merak bile ediyordu artık. Kemiklerinin kömüre dönüştüğü o anı…
Kadının cansız bedeni yere yığılana kadar izledi. Ardık koca bir alevdi ev. Bütün mahalleli toplanmıştı başına. Çığlıklar, itfaiye, polis…
Midesi bulandı bu manzara karşısında. Yalandan feryatlar, acı, korku…
Acaba getirdiği yangın dışında gerçek olan başka bir şey var mıydı bu sokaklarda?
Asude aklını kaçırdı duyduklarıyla. Hanzade’nin böyle bir şey yapmış olması mıydı onu böylesine aklını kaybetmeye iten yoksa anlatırken kurduğu cümleler, hisleri miydi bilemedi. Kalakaldı öylece.


