İçeriğe geç

LAKAYIT

Bölüm 9 · 5 dk okuma

LAKAYIT

Bölüm 9

9-İKİ KİŞİLİK OPERASYON

Helikoptere binmemiz ardından neredeyse hiç konuşmamıştık. Tek yaptığımız aşağıdan akıp giden yolu izlemekti. Pilot ise bizim aksimize çok konuşkandı.

"Komutanlarım, kara kuvvet olmak nasıl bir şey?" Binbaşı Alpay ve ben aynı anda yüksek sesle ofladık. Artık gına gelmişti.

"İşini yap teğmen. Konuşmak yerine yola odaklan, bir saniye düşünmeden atarım seni aşağı." Dedi sonunda binbaşı.

"Ama ko-" Demişti ki bu sefer ben sinirle bağırdım.

"Lan sen hâlâ konuşuyor musun?!" Bunun üzerine asker sustu. İkimiz de göz göze gelip derin bir nefes aldık. Yolculuğun geri kalanı sessiz geçmişti. Sınıra yakın bir yerde helikopterden inmek için hazırlandık. Yere inmesine dört veya beş metre kala kendimi aşağı attım. Bu bende vazgeçemeyeceğim bir tutkuydu. Suskun timine kazandırdığım bir alışkanlıktı.

İndiğim yerde gerinirken Alpay binbaşıda benim gibi atlayıp yanıma iniş yaptı. Özenti piç. Anladık en iyi atlayan sensin.

Acaba onun bunu benim için söylüyor olma olasılığı kaç?

Yan yan ona bakışlar attığım zaman lanet gelsin ki gerçekten bana benzediğini itiraf etmek zorunda kaldım.

Aynı ten rengi, aynı saç rengi, aynı göz rengi, aynı duruş, aynı bakış... Aramızdaki tek fark cinsiyet ve boydu. Onun dışında her halt olarak benziyorduk birbirimize. Acaba bu da benim kardeşim veya ikizimdi de yine hastanede karışmış mıydı?.. Aman, bana ne.

"Plan nedir?" Diye sordu direkt. "Eğer sende fikir yoksa ben bulurum bir şeyler."

"Kendinizi yormanıza gerek yok, binbaşı. Benim daima planım vardır." Kulağımdaki gizli kulaklığa dokunacakken durdum. "Bu görevde duyduklarınız ve gördükleriniz ikimiz arasında kalacak."

"Neden?" Diye sordu haklı olarak. Ona cevap olarak kulaklığımı açtım.

"Yuva, Lakayıt konuşuyor. Hatta mısınız?" Tepkisini görmek için binbaşıya baktığım zaman sadece kaşlarını kaldırdığını gördüm.

"Hattayız." Bu Yuva her kimse tek kelimelik cevaplar veriyor olmasını seviyorum. Yeri geldiğinde birkaç cümle konuşuyordu sadece. Baş ağrıtmıyordu.

"Durum?"

"Hazır."

"Yön?"

"Kuzeybatı."

"Yükseklik?"

"15 metre."

"Görüş?"

"Olumlu."

"Hareketlilik?"

"Yok."

"İnfaz?"

"Serbest." Denilmesiyle Alpay'a döndüm.

"Plan basit. Yuva onları oyalayacak, biz esirleri alıcaz. Ardından da herkesi öldürebiliriz." Sadece sakince başını salladı.

"İlerleyelim." Dediğinde birlikte kamp alanına doğru yürümeye başladık. Yaklaşık iki saatlik bir yürüyüşün ardından teröristlerin kamp yaptığı yere gelmiştik. Etraf sessizdi. Tabi bir yerden ufak tefek uğultular gelmeseydi. Büyük bir ihtimalle iki timi esir almalarının adına kıçları rahat uyuyorlardı.

"İşaret verince dalıyoruz. Kimseye gözükme." Dediğimde başını salladı. Kulaklığın üzerine parmağımı koyup konuştum.

"Hareketlilik?"

"Olumsuz."

"Başla."

"Anlaşıldı." Demesinin üzerinden birkaç saniye geçmişti ki bizden en uzak yerde silah sesleri duyuldu. Çantaya asılı olan dürbünü alıp o yöne baktığım zaman özel üretim sessiz, silahlı dronelardan on adet gördüm.

"Ne oluyor?" Diyen binbaşıya cevaben "Şimdi." Dedim. Planı tamamen anlamış olacak ki benim tersime doğru dikkatlice ilerledi. Gözüme en büyük çadırı kestirip kasatura ile keserek ufak bir yarık açtım ve yaklaşarak içeri baktım. Bakmaz olaydım.

"Hassiktir." Diyerek geri çekildim. Çadırdan müzik sesleri geliyordu, sıradan müzik değil, mezdeke müziği. Hadi bunu geçiyorum, ortada oynayan neredeyse çıplak dansöz kızlar ne alakaydı amına koyim?! Midem hiç iyi değil...

Hepsi de öyle sarhoş öyle uçmuş öyle çakır keyifti ki dışarıdaki aldatmaca silah seslerini duymuyorlardı. Dışarıda nöbet tutanlar ise dronelar tarafından vurulmuş olmalıydı. Buradaki sorhoşları daha sonraya bırakıp diğer çadırlara bakarken bacağımda bir sızı hissettim. Siktir, daha diğeri tam iyileşmeden vurulmuştum. Ayağıma bakınca sadece sıyırdığını gördüm. Tamam, sinek ısırığıydı.

Silahımı kaldırıp bana ateş edeni tereddüt etmeden öldürdüm. Sonra da onun önünde olduğu çadıra gittim. Çadırın içine girdiğimde etrafa bakındım.

Boştu.

Elimi kulaklığa attım ve Yuva'ya seslendim.

"Durum ne?"

"Temiz." Çadırın içine bakarken yerdeki bir demir parçası dikkatimi çekti. Ona doğru gidip yere eğildiğimde aslında burada bir kapak olduğunu fark ettim.

"Beni duyuyor musun binbaşı?" Diye sordum diğer kulağımdaki kulaklığa dokunarak.

"Bir sorun mu var?" Diye sordu Alpay.

"Tepeye en yakın çadıra gel." Dedim sadece. Kapağın üstündeki toprağı temizleyerek kulağımı dayadım ve herhangi bir ses duymaya çalıştım. Ufak tefek tıkırtılar geliyordu. Hiç kahramanlık yapıp tek başıma giremezdim. Bu aptallıktan başka birşey değildi amına.

Yerden doğruluğumda binbaşı da çadıra girmişti. Önce bana, sonra yerdeki kapağa, ve tekrar da bana baktı. Sormasına gerek yoktu. Bakışları yeterdi.

"Galiba askerleri burada tutuyorlar." Dedim ve devamını o getirdi.

"Birbirimizden ayrılmayalım." Dedi.

"Yavaş ama dikkatli davranalım." Dedim.

"Sırt sırta yürüyelim." Dedi.

"Askerleri ortamıza alırız." Dedim. İkimiz de bir süre birbirimize baktık ve sonra az farkedilir şekilde tebessüm ettik. Siktirler olsun. Gerçekten de benziyorduk.

Aga ben başka abi veya kardeş kaldıramam. Zaten yapmışlar beş tane. Herhalde ilk dört çocuk deneme süreciymiş. Defolu malların ardından şükür ki mükemmel bir kız doğmuş da durmuşlar. Maazallah bir futbol takımı kurarlardı yoksa. DS diye bir futbol takımları olsaymış ne olurdu acaba? Dinçerspor. Allah korumuş. Ülkenin IQ seviyesi zaten düşük, daha da düşerdi bunlar yüzünden aq.

"Başlayalım." Dediğinde dikkatlice kapağı yukarı doğru kaldırdım. Merdiven aradım ancak yoktu. Öyle damdan düşer gibi de atlanmazdı. Bunu Alpay da fark etmiş olacak ki bana baktı.

"Drone kullanalım." Diye önerisini sunduğunda ne yapmak istediğini anladım. Bir yere gitmeden önce droneları gönderip etrafı kontrol edecektik. Zekiyceydi.

"Tamam." Diyerek elimi sağ kulağıma götürdüm. "Yuva?"

"Yuva dinlemede."

"Tepeye en yakın çadıra casus drone yolla."

"Anlaşıldı, Lakayıt." Ufak bir beklemenin ardından Alpay binbaşı çadırın kapısını, daha doğrusu kapı diye kullandıkları bez parçasını yukarı kaldırdı. Beyaz renk minik bir drone çadıra girip açtığımız kapağın içine doğru inmeye başladı.

"Temiz." Dedi Yuva. Ben de aynısını binbaşıya dedim ve elimden geldiğince sessiz olarak aşağı atladım. Benim ardımdan da Alpay. Drone ileri doğru süzülürken silahımızın emniyetini açtık ve peşinden gittik.

"Temiz." Sağa doğru ilerlemeye devam ettik. Her an tetikteydik. Asker kadınsan her an götü kollaman gerekiyordu. Kendine hayrın yoksa milletine hiç olmazdı.

Kadın demişken, dün 8 marttı.

Dünya kadınlar günü.

Yüzümü belli olmayacak şekilde buruşturdum. Koca bir yılda tam tamına 365 gün 6 saat gibi uzun bir zaman diliminde, kadınlar için sadece büyük bir katliamın yapıldığı günü ayırmışlardı.

8 mart 1857'de New York şehrindeki tekstil fabrikasında çalışan otuz dokuz, kırk bin civarı işçinin olduğu grevde polisin saldırıp onları fabrikaya kapatmasının ardından bir yangın çıkıyor ve 129 kadın işçi yanarak can veriyor. Sonra da bu günü kadınlara armağan ediyorlar. Sözde farkındalık yaratmak ve eşitliği savunmak için.

Ancak günümüzde ne yazık ki bu günü farkındalıktan çok siyaset ve ekonomi için kullanılıyor. Düşünsenize, bir yangında ölüyorsunuz, o güne dünya kadınlar günü deniliyor ve her o gün geldiğinde siyasetçiler kadınlara yalakalık yapıyor. Şirketler ise bunu maddiyata döküyor ve bu gün üzerinden ticaret yapıyor. Bana göre bu gün kadınları yüceltmekten çok aşağılayan bir gündü.

"Bir kişi var." Denildiğinde düşüncelerimi taşla sopayla kovalayıp gerçekliğe döndüm.

"Tek kişi, benimdir." Diyerek yavaşça duvardan sıyrıldım. Tam silahımı kaldırıp sıkacaktım ki gördüğüm kişiyle durdum.

Elinde silahla bir adet Kurt Dinçer vardı karşımda. Adamdan zaten gıcık alıyordum. Bu yüzden onu iki ayağından vururken en ufak tereddütüm veya merhametim yoktu. Acıyla yere düştü.

"Ananı sikim." Diyerek yerden kafasını kaldırdığında ona boş gözlerle bakan beni gördü. "Vazgeçtim, sikmim." Daha sonra da bayıldı.

╾━╤デ╦︻

Ehehehehehe

Bölüm sonu

3 yorum