Yanıma gelen binbaşı yerdeki kişiyi görünce sadece boş boş baktı. Ya tanımıyordu, ya sadece terörist olarak görüyordu ya duygularını saklıyordu ya da o da bir teröristti. Umarım teröristtir de onu da öldürürüm.
Niye mi böyle düşünüyorum? Her ne kadar ilk başta haz etmesem de artık Şüheda'yı ailem olarak görüyordum. Ve ben ailesini kıskanan biriyim. Açık açık söylüyorum aga, Şüheda'yı kimseye, hele de her zerresiyle bana benzeyen birine vermem.net.
Aklıma Şüheda gelince içim bir tuhaf oldu. Ulan hayat, ulan hayat. Sen git on üç yaşında aileni kaybet, on altı yıl sonra da onların öz ailen olmadığını öğren, şehirden ayrıldığın zaman ailenin öz kızı gelsin ve sen de onu ailen yerine koy. Vay amına.
"Kurt yüzbaşı?" Diyerek yavaşça bana döndü. Soru basitti. 'Ne oluyo aq, bu piç niye yerde?' Tabi piç demiş olduğunu sanmıyorum.
"Hainmiş." Sırf sevmiyorum diye hain damgası vurmamıştım. Eğer esir düşen askerler arasında olsaydı bir çizik de olsa yara alır, buralarda serbestçe gezmez ve pişmiş kelle gibi sırıtmazdı. Duvarda ne gördü de sırıtıyorsa zaten.
"İlerleyelim." Dedi sadece. Sonra da yerde yatan it pipisini tutup daracık toprak koridorda dikkatli bakılmadıkça gözükmeyecek bir yere çekiştirdi.
Karşımıza iki yol ayrımı çıkana kadar neredeyse kırk kişiyi öldürmüştük. Bacağımı kurşun sıyırmıştı önceden ancak daha sonra aynı yere aldığım bıçak darbesi yüzünden o yara açılmış, iki dakikalık bir sargı yapma işine girmemi sağlamıştı.
"Bir kişi, sağda." Diye haber verdi Yuva.
"Sağ tarafta bir kişi var. Öldürmeden önce timler hangi yönde sor." Dedim. Başını sallayarak boş boş volta atan adamı aniden çekti. Bocalayan adam korkuyla ikimize bakındı.
"Timler nerede?" Diye sordu ürkütücü ses tonuyla. Eğer vizyonsuz biri olan bu teröristin yerinde ben olsaydım sıçardım. Siktir, adam cidden bana benziyor.
"Konuşsana amına çaktığım." Dedi sadece bize bakan adama. Yere, onların yanına eğilip işi ben devraldım. Adamın yakasından tutup kendime çektim ve tüm hissizliğimle gözlerine baktım.
"Benim kim olduğumu biliyor musun?" Diye sordum sessizce. Hiç sesimi korkutucu bir tona getirmeye çalışmamıştım. Kendiliğinden geliyordu zaten bu güzelim katil sesi.
Adam elimizde adeta kış sabahında aniden vuran ayaza yakalanan serçe misali titriyordu. Bu nasıl cümle aq? İyice edebiyatçıya bağladım.
"Askersin." Dedi piç sadece. Yavaş yavaş, acelesizce dudağımın tek kenarı yukarı kıvrıldı. Gözlerimi biraz kıstığımda işte şimdi korkutucu olmak için çabalamıştım.
"Lakayıt." Dediğimde gözleri iri iri açıldı. "Eğer soruya cevap vermezsen Lakayıt'ın işkencesini tadarsın." Hızlıca başını salladı.
"Timler nerede?" Dedi binbaşı.
Sağ taraftaki yolu gösterdi. "Pençe timi orada." Solu yolu gösterdi bu sefer. "Ötüken timi şu yönde." Kafasına sıktım direkt.
"Ben kendi timime gidiyorum." Dedi binbaşı. "Sol taraf senin." Demek Pençe timindeydi. Ve binbaşı olduğunu, askeriyedeki en rütbeli askerin ise Ötüken timinde olduğunu varsayarsak Pençe timinin komutanı olmalıydı.
Dediğini yapıp sol taraftaki yoldan yürümeye başladım. Başka ikili yol ayrımı olmadığı için rahat ilerliyordum ancak adamlar çoğalmıştı. Şükür ki başka yara almadan bir kapının önüne gelmiştim. Kapıyı açmadan önce kulağımı dayayıp içeriyi dinledim. Ses yoktu. Dikkatlice kapıyı açtığımda duvara zincirlenmiş biri kız beş asker vardı. Yüzlerinde hain Kurt'un aksine sayamayacağım kadar yara vardı. Yarı baygın haldeydiler. Kız başını kaldırdığında beni gördü.
"Tuzak." Diye seslendi tüm gücüyle. Sadece bunu söylerken bile nefes nefese kalmıştı. Hızlıca etrafımı incelediğimde ufak bir köşeden yedi kişinin çıktığını gördüm. Mesafe yakın olduğu için sadece ikisini silahla öldürüp birisini de yaralayabilmiştim. Ellerinde paslı bıçaklar vardı. Hemen iki kasaturamı da çıkardım silahımı hızlıca belime taktıktan sonra. Kasaturaları yan şekilde tutuyordum. Keskin kısımları yumruklarımın tersine, serçe parmaklarımın olduğu tarafa doğruydu.
İlk gelen oropsu çocuğuna tekme atarak uzaklaştırdım. Diğer gelen kıllı yarrağın bana savurduğu bıçak tutan koluna kendi kasaturamı saplayıp elini kökünden kestim. Onun iğrenç eli yere düşerken yine karga sıçasıca sesi de etrafta yankılandı.
İçlerinden en iri olanı bana yumruk atacakken eğilip kasaturayı karnına saplayıp büyük bir yarık oluşturdum. Tam diziyle karnıma vuracakken geri çekilip kolunu kavradım ve geri dönerek elini sırtına yasladım. Diğer elimdeki kasaturayı ensesine saplayıp onu ittirirken başka bir piçe yöneldim. Tam ona yumruk atacakken diz kapağıma bir diğeri tekme attı. Aniden tek dizimin üstüne çöktüm ancak bu bana ufak da olsa avantaj sağlamıştı.
Aşağıdan daha iyi nişan alarak bir kasaturayı tam da gözüne attım. Hızlıca arkamı dönerek ibneye çelme taktım. O yere düşerken yerdeki bıçaklardan birini alarak soluk borusunu kestim. Daha sonra ayağa kalkarak ölmeyen, sadece yarasından dolayı acı çekenlerin de boğazını kesip öldürdüm.
"Beyin tomurcuğunu siktiklerim." Diyerek nefes verdim. Sonra da duvara bağlanmış olan askerlerin iplerini kestim. Kulaklığa dokunup Alpay binbaşıya seslendim.
"Dinliyorum binbaşı."
"Ötüken timi güvende. Pençe timi?"
"Serbestler. Sağlık durumu ne?"
"Ağır yaralı. Ancak yürüyebilirler."
"Anlaşıldı."
"Beni takip edin. Duvardan destek alarak yürüyün." Dedim. O sırada da yanımdaki iki matarayı askerlere verdim. Onlar sularını içerken ben de kasaturalardaki kanı temizledim. Hepsi yavaş da olsa ayaklanınca silahımı elime alıp önden giderek etrafı gözledim.
"Seni burada görmek güzel." Dedi içlerinden biri yarım yamalak gülerek. Durup ona baktığım zaman tanıdık geldiğini ancak fark etmiştim.
"Kıraç binbaşı?" Dedim şüpheyle. Adı buydu galiba. Hiç emin değilim ismi konusunda. Siktir et aq bilmek zorunda mıyım iki dakika gördüğüm adamın ismini?
"Kıvanç." Diye düzeltti beni. "En azından rütbeni doğru bildi, komutanım." Dedi kız. Onu da hatırlıyordum. Hastane odasında o da vardı. Kardeş olduklarını sanmıyorum çünkü aynı timde iki kardeş bulundurulmazdı.
Kıza sadece yandan bir bakış attım. İkimiz de sadece birbirimize bakıp göz kırpıştırdık. Sonra da önümüze döndük. Alpay binbaşıyla yol ayrımı yaptığımız noktaya geldiğimizde durdum. Tabi ben durunca onlar da durdu.
"Bir süre oturun." Dedim. Nedenini anlayamadıkları için sorma gereğinde bulundular. "Alpay binbaşıyı bekliyoruz." Diyerek sorularına yanıt verdim. Kız, etrafına bakarken yerde yatan Kurt'u fark etmiş olacak ki gözlerinde büyük bir nefret ateşi yandı.
"Adi piç." Dediği sırada onun hemen yanındaki Kıvanç binbaşı kolunu cimcikledi. "Küfür etme."
"Ama komutanım-"
"Emrime itiraz mı ediyorsun yüzbaşı?" Dediğinde kız sustu. Ben de böylece rütbesini öğrenmiş oldum. Kısa bir bekleyişin ardından Alpay binbaşı ve timi de gelmişti. Alpay binbaşı en önde, ben en arkada olacak şekilde tek sıra halinde, düğün konvoyu gibi ilerledik. Yaralılar yüzünden biraz zor da olsa yukarı çıkmıştık. Çadırın içindeyken etrafı kontrol edip yine tek sıra halinde çadırdan da çıktık.
"Bomba?" Diye sordum Alpay binbaşıya. Bu kısacık görevde fark ettiğim birşey varsa o da benim tek kelimemden bile söylemek istediğimi anlıyor olmasıydı. Yine anladı.
"Dört." Dediğinde ben de onu anladım. Dört bombası vardı. Elimi uzattığımda bombaları çıkarıp bana verdi. Bende de beş tane vardı. Büyük çadırın her köşesine bir tane bomba koydum. Diğer bombaları da onların arasına. Herkesi oradan uzaklaştırdım. Güvenli bir mesafeye geldiğimizde bombalardan birisine ateş ettim ve patlayan bomba diğerlerini de patlatarak çadırı içindekilerle birlikte havaya uçurdu.
"Yuva."
"Yuva dinlemede."
"Tamamlandı."
"Yarım saat."
"Anlaşıldı." Yarım saat sonra helikopter gelecekti. Bunu diğerlerine de söyledim. Herkes yorgunlukla bir yere çöktü. Kıvanç binbaşı onca yer varken gelip de yanan çadırı izleyen benim dibime oturunca hafiften uzaklaştım.
"Ödeşmek adettendir." Diye sırıttığında hiçbirşey anlamamıştım. Bunu fark etmiş olacak ki açıklama yaptı.
"Seni hastaneye götürüp başında bekleyen bendim. Şimdi de benim hastaneye gitmem gerek."
"Yani?" Dedim yine anlamayarak.
"Hastanede bana sen refakat edeceksin asker. Bu bir emirdir." Dedi oldukça katı şekilde.
"Emredersiniz." Diye mırıldandım kafa karışıklığımla siyah gözlerine bakarken.
Bu neydi amına koyim?
╾━╤デ╦︻
Vee soooonnn