İçeriğe geç

LAKAYIT

Bölüm 11 · 9 dk okuma

LAKAYIT

Bölüm 11

11-GÖREV SONRASI ATIŞMALAR

Helikopterin, daha doğrusu iki helikopterin gelmesiyle hepimiz ayaklandık. Alpay binbaşı yerde 1,80 yatan Kurt'u kolundan tutup helikopterlerden birine attı. Evet, helikopteri beklerken bu piçi de gidip getirmiştik. Hâlâ yaşıyordu. Zaten öyle kuru kuruya ölmesini istemiyordum.

Kıvanç binbaşının verdiği emirden sonra yanına pek yaklaşmamıştım. O ise bu halime bakıp sırıtmıştı. Ulan küçük yarrak sen benim rütbemin altında olacaktın da sikecektim seni. Ama işte komutandı. Ah ah... Ben o kazayı geçirmeyecektim de şimdiye yarbay rütbesine ulaşacaktım.

Bir helikopterde Pençe, diğer helikopterde Ötüken timi vardı. Kıvanç binbaşı ile yan yana gelmemek için Pençe timinin olduğu helikoptere doğru ilerledim. İlerleyemedim.

"Binbaşı Akay," Diye seslendi komutan. "Bu helikoptere!" Dedi. Ama emretmemişti. Tam binmiştim ki ne yaptığımı anlayıp sihirli sözcüğü söyledi. "Bu bir emir!" Pençe timinin helikopterinden inip Ötüken timinin olduğu helikoptere bindim. Sanki inadınaymış gibi Kıvanç binbaşı tam da yanıma oturdu. Kasaturamı alıp ona saplamamam için tek neden üstüm olmasıydı.

Bu arada konudan bağımsız bunun soy adı neydi lan? Abudik bubidik bir soy ismi vardı. Ama boşver. İllaki öğrenilir, boş yere çaba sarf etme.

"Ee binbaşı, görev nasıldı?" Diye sordu. Bana mı öyle geliyor yoksa sesi mi keyifliydi? Umarım bana öyle geliyordur yoksa çok pis kıl olurum buna.

"Sağolun komutanım." Başımı binbaşının ters yönüne, yanımdaki cama çevirip dışarıyı izledim.

"Kalkıyoruz komutanım!" Diye seslendi pilot. "Kalkalım oğlum." Diye cevap verdi Kıvanç binbaşı.

"Komutanım ben kızım." Diyen pilot ile içerideki herkes -ben ve komutan dışında herkes- kahkahalarla güldü. Komik miydi? Komikti. Ama sırf komik olduğu için gülmeyeceğim.

"Kalkalım." Dedi bozulmuş suratla komutan. İşte buna keyifle sırıttım. Ama içimden.

Helikopter havalandığında diğer timin helikopteri çoktan yola çıkmıştı bile. Ulan komutan... Ulan! Ne vardı onlarla gitseydim?

"Bana bak binbaşı." Diye yine bir emir daha verdi. Dişlerimi sıkarak yavaşça ona döndüğümde siyah gözleriyle karşılaştım.

"Timin yeni keskin nişancısıyla tanışın." Diyerek timine beni gösterdi. Lan bu adam nereden biliyor, demiyeceğim çünkü time gelecek bir askerden elbette haberi olurdu.

"Bileğinize kuvvet komutanım. Yüzbaşı Nefes Karasu. İstihbaratçıyım." Gözleri ve saçları bal renginde, ufak tefek bir kızdı. Gözleri hafif çekik, küçük ve dolgun kırmızı dudakları vardı. Çok güzeldi. Ancak yüzü mahvolmuştu.

"Hoşgeldiniz komutanım. Ben üstteğmen Ege Kurtuluş, ağır makine uzmanıyım." Yüzü tamamen kan içerisindeydi. Aralarında en çok kötek yiyen oydu anlaşılan. Boyu en uzun olandı. Hatta şuana kadar gördüğüm en uzun erkek olabilirdi. Boyu rahat iki metre vardı. Gözleri yemyeşildi. Saçları da galiba koyu kahve. Kaslı bir vücudu vardı. Açıkçası yakışıklıydı ancak tipim değildi. Ben esmer seviyom aga. Kıvanç binbaşı buna dahil değil tabi.

"Merhabalar komutanım. Ben deniz üstteğmen Arif Keser."

Lodos denizden eser, ben deniz Arif Keser.

"Timin sağlıkçısı ben oluyorum." Arif de en fazla yirmi beş yaşlarında, sarışın bir gençti. Boyu en kısa olmasına rağmen en iri vücut da ondaydı. Ve nasıl oluyorsa bu özellikler onda hiç sırıtmıyordu.

"Hoşgeldiniz komutanım. Teğmen Ali Polat Yazıcık ben de. Timin harita uzmanıyım." İşte tam da tipim olan erkeklerdendi. Esmer bomba. Kahverengi gözleri, siyah saçları ve buğday teni... Heyt yavrum! Kurban olduğum Allah'ım ne de güzel yaratıyor. Ama işte benden küçük.

Yine herzamanki gibi içimdekileri dışarı yansıtmadım. Ki birilerinin de aklımdan neler geçtiğini bilmek isteyeceğini sanmam. Yanımdaki ibne dışında. Adam gözüme gözüme delecekmiş gibi bakıyor. Üstüm olmasaydı elimin tersindeyken bir çakardım da suratı delinirdi!

"Kendini tanıtmayacak mısın, binbaşı?" Dediğinde bir kez daha uyuz olmuştum bu herife. Allah meyminiyetten almış yakışıklılığa vermiş. Yakışıklı esmer puşt.

"Binbaşı Akay Gürgen. Keskin nişancı." Dedim gönülsüzce. Yani sen hiç bakmadın benim dosyama! Oropsu çocuğu diyecem de anasına yazık.

Yolculuğun geri kalanı -ki bu en fazla iki saat sürmüştü- benim camdan dışarı bakmam ve hiç konuşmamam, ibnenin bana bakıp sırıtması, timdekilerin alttan alttan bizi dikizlemeleri ve de boş boş geyik yapmalarıyla geçti.

En sonunda şükürler olsun ki askeriyenin helikopter pistine iniş yapmıştık. Helikopterden rütbe sırasına göre indik. Birkaç er helikopterden inen yaralı askerlere destek olarak revire götürürken Nefes yüzbaşı, Kıvanç binbaşı ve Alpay binbaşı kalmıştı.

"Revire git yüzbaşı." Dedi ibne. Kız sanki bunu duymayı bekliyormuş gibi önce tereddütlü bir bakış atıp gitti.

"İyiydi." Dedi Alpay binbaşı bana doğru.

"Evet." Diyerek cevap verdim. Görev gerçekten de iyiydi. Ve lanet olsun ki bana benzeyen bu puşt ile ekstra güzel geçmişti. Fazla konuşmama gerek kalmadan sadece kelimelerle konuşmuştuk neredeyse.

"Başarılar." Dediğinde başımla selam verdim sadece. O da aynı şekilde karşılık verdikten sonra ön cebinden sigara alıp bana da uzattı. Tütün sigaralardandı. En sevdiğim. Hemen bir dal aldım ve uzattığı çakmakla yakıp iki dudağımın arasına koydum. Görev dönüşü yakılan keyif sigarası gibisi yoktu.

"Artık hastaneye gitsek mi binbaşı?" Dedi yine ses tellerine kurban olduğum(!). Şeytan diyor boşver rütbeyi sık kafasına. Ama işte şeytan diyor.

Başımla onayladım. Sen emir vermeyecektin de ben görecektim seni. Hiçbirşey demeden askeriyeye doğru yürürken peşimden geldi.

"Görev zor muydu?" Diye sordu bacağımdaki varlığını unuttuğum yaraya bakarak. Sadece omuz silktim. Senle nah konuşurum lan ben.

"Senin de yarana bakmak lazım." Hiçbir şey yapma zahmetine girmedim. Ama bu da kararlıydı. İlle de beni konuşturacak. Şu rütbeden bir çıkalım, ben sana ne güzel şiirler yazarım görürsün puşt. Uyuz oldum lan adama.

Askeriyede bana tahsis edilen odaya girene kadar peşimden geldi. Tam kapıyı suratına kapatacaktım ki ayağını araya koydu. Geri açmak zorunda kaldım.

"Gel döv bir de!" Diye sitem edince sırıtmadan edemedim. Ama tabi ki içimden. Sana nah mimik gösteririm lan ben.

"Özel işim var komutanım." Dedim isteksizce. Dört kelime bile fazla lan sana.

"Ha..." Diyerek geri çekildi. "On dakikaya gelirim o halde." Lan sen bir git! Yemin ediyorum git ne parazit gibi yapıştın yakama?! Şimdi anasına, babasına varsa da bacısına veya puanı ona yettiği için ebe olan kişiye sövmek istemiyorum. Ama bu malukat beni çok zorluyor!

"Lakayıt konuşuyor."

"Yuva dinlemede."

"Görev sona erdi."

"Anlaşıldı." Kulaklığı çıkarıp kendi kutusuna koydum. Kutuyu da çekmecelerden birine. Üstümdeki silahların hepsinden arınıp sadece beylik tabancamı yanıma aldım. Cüzdanım, çantam gibi kişisel eşyalarım arabada olmalıydı.

Dediği gibi on dakika içinde kapımda bitmişti. Kendime verdiğim dinlenme süresi de böylece son bulmuş, onun konuşması, benim tek kelimelik cevaplar vermemle de otoparka gelmiştik.

"Araban hangisi?" Diye sorduğunda cevap vermeden kızımın önüne geldim. Büyük bir aşkla kapıyı okşayıp arabanın kilidini açtım. Tüm dikkatimle sürücü koltuğuna yerleştiğimde binbaşı şaşkın şaşkın ön koltuğa bindi.

"Farklı bir zevkin varmış." Dedi. Ulan puşt, sanki arabayı o gün hastaneye getirirken görmedin.

Yine büyük bir aşkla direksiyonu okşadım. Neredeyse iki gündür görüşememiştik.

"Hadi kuzgunum." Diyerek arabayı çalıştırdım. "Komutanım gri CD'yi takar mısınız." Diyerek ilk kez ben onunla konuştum. Bunun şaşkınlığıyla CD'yi alıp radyoya taktı. "Mavi tuş." Dediğimde mavi tuşa bastı. Ve arabanın içini Selda Bağcan-Sivas Ellerinde Sazım Çalınır şarkısı doldurdu.

"Cidden farklı bir zevkin var." Dedi yine ibne komutan.

"Babamındı." Dedim net şekilde. Ses tonumdan susması gerektiğini anlamış olacak ki sonunda çenesini kapattı.

Bu araba, arabanın içindekiler hepsi babamındı. O şehit olduğu zaman on üç yaşındaydım ancak en kıymetlisine sahip çıkmayı başarmış, bugüne kadar sapasağlam getirmiştim. Babamdan bana yadigardı bu araba. İçindeki diskler annemindi. Kuzgunum benim için sadece bir araba değildi. Anne ve babamın yaşadığı yerdi.

Aslında Hakkaride iki katlı, bahçeli müstakil bir evimiz vardı. Ancak bende oraya girecek cesaret yoktu. Ev şuan boştu. Eğer ailemin ölümüne sebep olan terör örgütü ölürse ancak öyle girecektim o eve.

Sadece Selda Bağcan şarkılarıyla hastaneye gelmiştik. Radyoyu kapatıp arabadan indik. Biz hastaneye girerken zaten bu görüntülere alışmış olan yerli halk bir kere bakıyor, sonra önüne dönüyordu. İçeri girdiğimizde bir hemşire hemen bize doğru geldi.

"Kıvanç!" Diye şakıdı sevinçle. Fildişi renginde saçları, mavi gözleriyle güzel bir kızdı. Ancak gıcığıma gitmişti.

"Pelin?" Dedi gerginlikle binbaşı. Ay acaba sapığı filan mı bu Pelin? Eğer öyleyse kızı gıcık kaptıklarım listesinden çıkaracaktım da. Bu ibnenin sevmediği kişilerin başımın üstünde yeri var.

"İyisin!" Diyerek Kıvanç'a sarıldı. Binbaşı ibne ne yapacağını şaşırdı önce. Sonra da tek eliyle kızın belini sıvazladı. Ben ise rahatsızca kıpırdandım. Lanet gelsin ki yanımda olan her esmer erkeği kıskanıyordum. Özellikle de babam gibi asker olanları. Huyum kurusun. Baba niye sarışın değildin ki? Gel de uğraş şimdi!

"Refakatçiniz varsa ben gideyim komutanım." Dedim varlığımı ikisine de hatırlatarak. Bana doğru dönen binbaşı ibne başını olumsuz anlamda salladı.

"Burada kalıyorsun binbaşı." Sonra tekrar Pelin'e döndü. "Akın nerede?" Bu sefer şaşırma sırası Pelindeydi.

"Akın mı?" Diye sordu saf saf. "Senin tedavini sürekli ben yapıyorum ama?" Wtf?

"Bu sefer o yapsın." Dediğinde kız bozulmuş bir suratla sol çaprazdaki odayı gösterip gitti. Biz de o odaya girdik. Karşımızda kumral yakışıklısı bir doktor vardı.

"Kıvanç bey?" Dedi o da hafif şaşırarak. Sonra bana döndü. "Hanımefendi?" Diyerek Kıvanç'a benim kim olduğumu sordu.

"Binbaşı Akay Gürgen." Dedim hemen kendimi tanıtarak. Bu binbaşı ibne beni yok sayarak kızla konuşmuştu. Sırf gıcıklığına ben de yapacaktım.

"Doktor Akın Sağlam." Dedi. "Memnun oldum." Diyerek gülümsedi.

"Bende." Diyerek sırf inadına adama hafiften gülümsedim. Bunu gören binbaşı tabi zort olmuş suratla bana bakakaldı. Sonra ise öksürerek dikkatleri kendi üstüne çekti. Ulan üstüm olmasaydın da en alasından bir el hareketi çekeydim.

"Benim yaralarla mı ilgilensek acaba?" Akın başını sallayarak onu sedyeye oturttu. "Tişörtünü çıkarır mısın?" Dedi Akın.

Bunun üzerine binbaşı ibne pis pis sırıtarak bana baktı. Tam ona hayırdır gardaş? bakışları atacaktım ki kendimi tuttum. Ve dikkatimi çekmediğini belli etmek için dik dik bakmaya devam ettim. O ise gözlerime baka baka üstünü çıkardı. Baklavaları göz açıma girerken içimden hoay maşşallah demek zorunda kaldım.

Akın, binbaşı ibnenin bakımını yaparken o inatla bana bakıyor ve tepkimi görmeye çalışıyordu. Ben ise sadece boş gözlerle onun siyahlarına bakıyordum.

Bir süre sonra onun işini halledildiğinde uslu durmayarak Akın'a döndüm. "Benim yaraya bir bakar mısın?" Dedim.

"Elbette." Dediğinde bu sefer ben sedyeye geçerek bacağımı uzattım. Ulan iyiki ağda yapmışım diyerek eşofmanın paçasını yukarı çektim. Yara iyice kötü bir hal almıştı.

"Canın yanarsa söyle." Dedi Akın. Elindeki gazlı bezle yaramı temizlerken arada acıyor mu diye bana baktı ancak ben tamamen ifadesizdim. Yaramı sargı beziyle sardıktan sonra sedyeden indim. Binbaşı ibneye baktığım zaman alnındaki damarın belirginleştiğini gördüm. Oh olsun lan sana.

"Gidelim mi binbaşı?" Dedi dişlerinin arasından. "Buyrun komutanım." Diyerek kapıyı gösterdim. İlk başta doğru anlayıp onu kovduğumu düşündüğü için gözleri büyüdü. Sonra da yanlış anlayarak önden gitmesini söylediğimi sanıp odadan çıktı.

"Kolay gelsin." Dedim Akın'a. O da gülümseyerek "Allah'a emanet." Dedi. Dışarı çıktığımda Kıvanç binbaşı çoktan kapıya ulaşmıştı. Hızlı adımlarla yanına gittim. Bana sadece yandan bir bakış attı. Sonra ise trip atarak önden yürüdü. Bu ney lan?

Arabaya bindiğimizde ben oldukça keyifliydim. Rütbe ile ilgili sıkıntı yaşamadan sinir etmiştim, daha ne olsun?

"Eviniz nerede komutanım?" Diye sordum aynı keyifle. Tabi ben buna bir duygumu nah yansıtırım. Binbaşı ibne evini tarif ettikten yarım saat sonra adrese gelmiştik. Yine aynı triple arabadan indi ve kapıyı hayvan gibi kapattı.

Sen şimdi naneyi yemedin mi?

Hemen kuzgunumdan inerek karşısına dikildim.

"İki dakika rütbe dışına çıkabilir miyiz komutanım?" Diye sordum elimden geldiği kadar sakin durarak.

Puşt yanlış anlayarak sırıttı. "Elbette Akay." Dediği gibi yumruğum yüzüyle buluştu.

"Sen şimdi boku yemedin mi piç kurusu?!"

╾━╤デ╦︻

Bölüm sonu!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.