İçeriğe geç

LAKAYIT

Bölüm 5 · 5 dk okuma

LAKAYIT

Bölüm 5

5-UZAKLAŞTIRMA

Albayın söyledikleri içime bir ağırlık çöktürmüştü. Ben Hakkariden kaçmak istiyorum, o ille de beni bırakmıyor. Birisinin bedduasını aldığımı da düşünmüyorum. Neden hep istemediğim şeyler beni buluyordu ki?

"İptal edemiyor muyuz, komutanım?" Cümlesi ağzımdan çıktığı an pişman oldum. Ben ne yapıyordum? Kendime gelmeliydim! Sırf başımdan kötü anlar geçti diye ülkemin, yurdumun güzelim memleketimin topraklarında ne zamandan beri ayrım yapıyordum!

"Önemli iki subay kesin emir vermiş. Bunda itiraz edebileceğin birşey yok." Albay sözünü bitirir bitirmez derince yutkundum fark edilmeden.

"Emredersiniz komutanım." Dedim ancak sesim herhalde kıçıma girmişti de çıkmamıştı. Daha yüksek sesle tekrarladım. Albayın işi olduğu için beraber odadan çıkmıştık. Ben odama yönelirken albay da çıkışa gitmişti. Odamdaki spor çantasına askeri üniformamı ve birkaç parça olan eşyamı tıkıştırdım. Masamın altındaki çekmeceyi boynumdaki zincire taktığım anahtarla açtım ve içindeki belgeleri gözden geçirdim. Tamam, hepsini yapmıştım.

Belgelerin hepsini içeriklerine, harflerine ve tarih sırasına göre dosyaladım, ardından da dosyayı albay postasına verdim. Tüm bunlar bir saat içinde olmuştu. Aklıma birden Şüheda gelmişti. Kızı evde tek bırakmıştım ve büyük ihtimal güvensizlikten kendini yemiştir. Dışarı çıkacakken durdum. Telefonumu çıkarıp kendi özel ekibimden birisini aradım. Birisi diyorum çünkü ismini bile bilmiyorum. Tek ilişkilerimiz işti.

"Başak Köfte ve Kebap salonu, buyurun?"

"Lakayıt." Dedim ve hat değişti.

"Dinliyorum." Dedi başka bir kadın sesi.

"Şüheda Dinçer için uzaklaştırma kararı almanı istiyorum. Sana birkaç kamera ve ses kaydı göndereceğim, ailesini kızdan uzak tutmalıyız."

"Anlaşıldı." Telefonu kapattım ve evimin heryerinde olan ses kayıt cihazlarından birkaç tanesinin kayıtlarını ve kapı önündeki kamera kayıtlarını gönderdim. İşte şimdi işim bitmişti.

İç çekerek eşyalarımın içinde olduğu spor çantasını aldım ve odadan çıktım. Kapıyı kilitleyerek anahtarı da albay postasına verdim. Ne de olsa burası artık benim değildi.

Koridor fazla dolu olmadığından bir iki kişiyle selamlaşıp otoparka gittim. Arabama binmemin ardından ise dakikalar içinde evde olmuştum. Anahtarla kapıyı açtım ancak giremedim. Galiba kapıyı arkadan da kilitlemişti. Zile bastım. Çok geçmeden Şüheda'nın sesini duydum.

"K-kim o?"

"Benim." Kapı saniyesinde açıldı. Beni gördüğü gibi gergin bedeni rahatladı ve gülümsedi.

"Hoşgeldin." Dediğinde çoktan içeri geçmiş, ayakkabılarımı çıkarmıştım.

"Allah'ın sevdiği kulusun." Dediğimde ne söylediğimi anlamadı.

"Hakkariye tayinim çıktı, bu hafta içinde oraya gidiyoruz." Gözleri parladı, burukça gülümsedi.

"Yaa..." Dedi sadece.

Saat geç olmuştu artık. Ben alışkındım ancak kızın gözlerinden uyku akıyordu. Bir an annem geldi aklıma. O uyumayı çok severdi. Daha doğrusu babamla uyumayı.

"Benim odama geçip uyu. Ben işlerimi halletmeliyim." Diyerek oturma odasına gittim. Koltuğa 1,80 uzanıp telefondan ev bakmaya başladım. Ben araştırmama dalmışken önümdeki sehpaya bir kupa çay bırakıldı.

"Demli ve şekersiz." Dedi Şüheda. Açıkçası biraz şaşırdım. Ancak öyle bir alışkanlık olmuştu ki yine yüzüme yansıtmadım. Konuşmaya üşendiğim için sadece kaşlarımı kaldırıp alttan alttan baktım. Galiba anladı.

"Pizza yerken öyle içmiştin, aklımda kaldı. Bende oluyor böyle şeyler." Konuşma kotamı doldurduğum için teşekkürler manasında göz kırptım. Gülümsedi.

"E ben artık yatmaya gideyim." Diyerek yerinde kıpırdandı, sonra da çıktı odadan. Kapı kapanma sesi geldiğinde oturur pozisyona geçip çaydan bir yudum aldım. Güzel demlenmişti.

Bir süre boyunca ev aramaya devam ettim. Tayinim çıkan askeriyeye yakın bir yerde, bahçesi olan beş katlı bir binanın üçüncü katını beğendim. 2+1 evlerdendi. Şuanki evime kıyasla daha büyük ve ferahtı. Her iki yatak odasının da balkonu vardı. Mutfak da kullanışlı gözüküyordu. Ve fiyatı da güzeldi.

Satıcıyla ufak bir telefon görüşmesi yaptıktan sonra nakliye şirketiyle de anlaştım. İki gün sonra taşınmaya başlayacaktık.

╾━╤デ╦︻

Dinçer Ailesi

Muhtişim Yazarınızdan

"Baba ne yapacaktık? Kardeşimizi kızın yanına mı bıraksaydık?" Diyerek yine tüm başına buyrukluğuyla babasına karşı geldi Kurt. Babasının kardeşlerini almaya gittikleri için onlara kızmasını anlayamıyordu.

"Kıza el kaldırmak ne demek Kurt?! Hele de o kız binbaşıysa!" Alkan bey delirmişti. Oğlu kendi elleriyle kendini yakmıştı.

"Şikayeti yok etmen bir emrine bakar baba." Diyerek göz devirdi Kurt. Babasının o kadar gücü olmasına rağmen ona hiç yardım etmemesine içerleniyordu.

"Kendine gel yüzbaşı!" Diyen Alkan bey sinirden köpürüyordu. "Devletin askeri nasıl olur da torpil ister?!" Odadaki herkes şuanda o kişinin babaları değil, orgeneral Alkan olduğunu anlamıştı.

"Alkan," Diyerek araya girdi Duru hanım. Kocası birazdan sinir krizi geçirebilirdi. "Sakin ol. Şuanda daha önemli bir konumuz var." Gidip kocasının elini tuttuğunda Alkan bey gevşedi.

"Bir tarafta yıllarca büyüttüğümüz yavrumuz, diğer tarafta öz kızımız. Ve şuan ikisi birlikte Bingölde. Akay'ın yaptıklarına bakarsak Şüheda kendi istemedikçe onu bırakmaz." Duru hanım bu konuda öz kızına büyük bir hayranlık ve saygı duymuştu. Hiç sohbet edememiş oldukları için üzülüyordu.

"Bence bırakalım." Diyerek söze girdi Zafer. "Kız Şüheda'ya tuhaf bir şekilde sevgi ve özlemle bakıyor. Tabi siz şiddeti o kadar seviyorsunuz ki bunu göremediniz." Alttan alttan laf sokmayı da ihmal etmedi abisine. Onlar böyle tartışırken kapının zil sesi duyuldu. Kapıyı açmaya sabahtan beri konuşmamış olan Sancak gitti. Kapıyı açtığı gibi karşısında postacıyı buldu.

"Dinçer ailesi?" Diye sordu adam ruhsuzca. Tüm hal ve tavrı şu iş bitse de yatsam yönündeydi.

"Evet." Diyen Sancak'a bir zarf uzattı. Sonra da zarfı aldığına dair bir kağıt imzalattı ve gitti. Sancak, elinde zarfa oturma odasına geçtiğinde ailenin meraklı bakışları onu buldu. Zarfı babasına verdi.

"Bu ne?" Diye sordu abileri. Sadece omuz silkti. Babası ve annesi burada olmasa müneccim boku yemedik ki bileyim derdi. Ama anne ve babası buradaydı, saygılı çocuk rolünü oynamalıydı.

"Mahkemeden gelmiş." Diyerek oğullarına baktı Alkan bey. Zarfı açarak içindeki kağıdı okuduğunda bir an dondu. Karısı zarfı alarak okudu bu sefer. O da okuduktan sonra şaşkınca göz kırpıştırdı, kocasına baktı. Çocuklar da tek tek, büyüklük sırasına göre zarfı okudu. Hepsi tepkisizce birbirlerine bakarken Alkan beyden bir kahkaha sesi yükseldi. Ona Duru hanım eşlik etti ancak oğlanlar birbirlerine mal mal bakmayı sürdürdüler.

"Uzaklaştırma kararı mı?" Diye safça soluydu Sancak.

"TC anayasasının (...) maddesinin (...) fıkrasına göre Turan Dinçer, Kurt Dinçer, Zafer Dinçer ve Sancak Dinçer'in Şüheda Dinçer'e 5 metreden fazla yaklaşmamasına karar verilmiştir. Karara uyulmadığı takdirde ismi belirtilen kişiler gözaltına alınacaktır.

Şikayetçi: Akay Gürgen" Diyerek metinden bir parçayı okudu Turan.

"Aslan kızım benim!" Diyerek güldü Alkan bey. Ancak sonra fark ettiği şeyle durdu. Akay'a kızım demiş, daha tanışmadan onu kabul etmişti.

╾━╤デ╦︻

Bölüm sonu.

Bölüm sonu

5 yorum