İçeriğe geç

LAKAYIT

Bölüm 4 · 5 dk okuma

LAKAYIT

Bölüm 4

4-EMANET

Kapıyı açtığım gibi karşımda anne ve baba hariç bütün Dinçer ailesini gördüm. Resmen ağızlarından köpük çıkarıyorlardı.

"Nerede lan kardeşim?!" Sinirle üstüme atlayan ikinci abi, yüzbaşı Kurt'du. İsminin tuhaflığına kafamı yormadım.

"Götümde." Kıza çektirdiklerini göz önüne alırsak asla kibar olmayacaktım.

"Düzgün konuş!" Bunu diyen de en büyükleri, Rusya büyükelçisi Turan'dı.

"Düzgün sorun." Dedim karşılık olarak. İlk kez birilerine bu kadar müshama gösteriyordum. Yoksa şimdiye hastanedeydi.

"Saygısızlık yapma!" Diye bir ses geldi arkalarından. Bu da en küçük olanlarıydı. DNA testi yapan doktor, yani Sancak'tı.

"Saygıyı hak ettiğinizi sanmıyorum, doktor bey." Dedim alayla. Sonra da ciddileştim. "Benim evimden, benim himayemde olan kimseyi alamazsınız."

"Şuan suç işliyorsun. Seni kardeşimizi alıkoymaktan içeri artırırım." Savcı olan diğerlerine göre daha soğukkanlıydı. Adı Zafer'di.

"İstediğinizi yapın. Ben izin vermeden, Şüheda kendi istemeden onu alamazsınız. Şimdi tehtidlerinizi de alarak siktir olun." Kapıyı kapatacakken Kurt tuttu.

"Sen bizim kim olduğumuzu biliyor musun?!" Diye bağırınca yüzümü buruşturdum.

"Cumhurbaşkanı dahi olsanız ben veya Şüheda istemeden kimseyi alamazsınız." Sinirden kuduran yüzbaşı tam bana tokat aymak için elini kaldırmıştı ki hızlı davranıp ben onun suratına en âlâsından bir yumruk geçirdim.

"Karşında senden rütbeli bir asker var yüzbaşı!" Sersemleyip geriye doğru gidince kolunu tutup içeri çektim ve kapıyı kapattım.

"Sen şimdi yarrağı yemedin mi?" Ayağa kalkıp bana saldıracakken yine bir yumruk çaktım. Sonra da karnına en sert tekmemi geçirdim. Kapıya vuruyordu diğer tayfa ancak siklemeden yüzbaşını dövmeye devam ettim.

"Akay dur lütfen!" Diyerek beni tuttu Şüheda.

"Yana geç Şüheda. Askerimi terbiye etmem lazım." Dedim sakince. "Bu konu komutan ve asker ilişkisi içinde. Kendinden rütbeli birisine saygısızlık ederse ceza almak zorunda."

Bana öyle masum bir bakış attı ki dayanamadım. Daha doğrusu annem gibi baktı bana. Şimdi fark ediyorum ki gözleri, bakışları ve karakteri annem gibiydi. İç çekerek son bir yumruk attım ve geriledim.

"Bizimle geliyorsun, Şüheda!" Tehditvari sesine karşılık tekrar öne çıktım.

"Kimseyi tehtid etmeyeceksin, bu bir emirdir asker!" Büyük ihtimal hakkımda araştırma yapmışlardı. Rütbemi biliyor olmalıydı.

"Şüheda yetişkin bir kadın. Kendi istediğini yapabilecek özgürlüğe sahip. O istemediği sürece kimse gelip de onu alamaz!" Gidip kapıyı açtığımda diğer üçlü de içeri daldı.

"Defolun gidin hepiniz! Bir daha da gelmeyin!" Doktor olan hemen abisinin yanına koştu. Turan da Şüheda'yı kolundan tutup sürüklemeye çalıştı ancak izin vermedim.

"Kız kardeşim bizimle geliyor!" Dedi Turan. Onu siklemeden Şüheda'ya döndüm.

"Şüheda, eğer istersen onlarla gidip yine aynı çileleri çekebilirsin. İstersen de burada kalıp kendi hayatını yaşarsın. Eğer gitmek istersen seni tutmam ama istemezsen kimse sana bi sik yapamaz. Sen karar ver. Gitmek mi istersin, kalmak mı?"

"Ben," dedi kekeleyerek. Güç almak ister gibi bana baktı. Gözlerimi kırpıp başımı eğerek arkandayım dedim. Sonra ise benden aldığı güçle abilerine döndü.

"Ben kalmak istiyorum. Sizinle gelmiyorum!" Yüzümde kimsenin fark etmeyeceği ufak bir gurur tebessümü oluştu. Gerçekten de annem gibiydi. Ufak tefek, minyon tipliydi. Ve de aslında bir çocuğun ruhuna sahipti.

Annemi koruyamadım, ancak onun emanetine canım pahasına sahip çıkacaktım.

"Duydunuz." Hepsini hızlıca dışarı attım ve kapıyı kapattım. Sonra da tüm kilitleri kapattım.

"Özür dilerim." Dedi mahcubiyetle.

"Gerek yok. Sayende spor yaptım. Ve konuşma rekorumu kırdım." Ufak bir kıkırtı kaçtı dudakları arasından.

"Yol yorgunusun, yemek yedikten sonra gidip uyu." Aniden gözleri büyüdü.

"Pizzayı unuttuk!" Ve mutfağa fırladı. Ben de yavaşça arkasından geldim. Fırın kapalıydı. Derin bir oh çekti.

"Korkma, süre ayarlamıştım." Bana bakıp gülümsedi. Sonra da fırını açarak pizzayı çıkarıp masaya koydu. Ben de çaya dem attım ve bardak çıkardım.

"Çay mı kola mı?" Dedim. Çay istediğini söyleyince bir çay bardağı daha koydum. Sofrayı hazırlayınca hemen sandalyeye kurulduk. Sessizce yemeğimizi yerken Şüheda canımı yakan bir soru sordu.

"Annem nasıl biriydi?" Çayı dudaklarıma götürürken elim dondu bir an. Sonra ise çaktırmadan bir yudum alıp geri indirdim.

"Çok güzeldi." Diye başladım söze. "Merhametli, şefkatli ve inatçıydı. Senin gibi kumral saçları vardı. Gözleri de seninkiyle aynıydı, karamel rengi. Boyu senden biraz uzundu. Galiba 1,60. Senin aksine hafif balık etliydi. Hakkaride veterinerlik yapıyordu." Özlemle anlatıyordum aslında ama yüzüm yine aynı düz ifadedeydi. Her ne kadar istesem de duygularımı yüzüme fazla yansıtamıyordum.

"Peki babam?"

"Çok güçlüydü." Dedim hemen. "Kendisi de askerdi. Çok iriydi. Hatta askeriyedeki en iri erkekti. Herkese kök söktürürdü, günün sonunda da anneme kedi olurdu. Esmerdi." Babamın esmer olmasından kaynaklıydı benim esmer zevkim.

"Siyah saçları daima üç numara olurdu. Her gün tıraş olurdu çünkü bizi öptüğünde sakalları batsın istemezdi. Ölmeden önce albaylığa terfi etmişti. Çok başarılı bir askerdi. İnsanlar en çok ondan korkar ancak en çok da ona güvenirdi."

"Yaa..." Dedi gülümseyerek. Sonra ise yutkundu. "Mezarları nerede?"

"Hakkaride." Şaşkınlıkla bana baktı.

"Ne? Aslında burnumun dibindemiydiler? Peki sen neden buradasın?"

"Onlar öldüklerinden beri Hakkariye gitmemiştim. Önce intikamlarını almalıyım ki doğup büyüdüğüm topraklarda yaşamaya devam edeyim."

"Anladım." Dedi başını sallayarak. Masanın üstündeki telefon titrediğinde hemen arayana baktım. Mustafa albaydı. Görmese de saygı gereği ayağa kalktım.

"Binbaşı Akay Gürgen / Hakkari / Emredin komutanım!"

"Karargaha gelmen lazım binbaşım. Önemli haberlerim var."

"Emredersiniz." Albay telefonu kapattığında Şüheda'nın meraklı bakışlarıyla karşılaştım.

"Albay çağırdı. Gitmem lazım, sen keyfine göre takıl. Ve korkma, kimse sana birşey yapamaz. Numaramı al, birşey olursa beni ararsın." Telefonunu uzatınca hemen kendimi kaydettim.

Odama giderek dolabımdan krem rengi örgü kazak ve siyah kargo pantolon giydim. Silahımı belime takıp cüzdanımı cebime koydum. Kapının önüne gidip ayakkabılarımı giydim. Cüzdanımda asla çıkarmadığım yedek anahtarım olduğu için sadece araba anahtarını ve telefonumu alarak evden çıktım. Arabama bindiğim gibi son hız askeriyeye gittim. Nöbetçi askerler beni tanıdığı için kapıyı açtıklarında askeriyenin bahçesine girdim. Arabayı askeriyenin otoparkına bırakıp indim ve binaya girdim.

Albay beni hemen bekliyor olsa gerek albay postası üstümü değiştirmeme fırsat vermeden beni albayın odasına götürdü. Geldiğimi haber verdikten sonra da beni içeri soktu. Odaya girip albayın karşısında durdum ve tekmil verdim.

"Binbaşı Akay Gürgen / Hakkari / Emredin komutanım!"

"Rahat asker." Rahata geçtim. Ellerim arkamda bağlı, ayaklarım omuz hizasına gelecek şekilde aralık.

"Muhtemelen neden burada olduğunu soruyorsun."

"Estağfirullah komutanım." Albay uzun uzun bana baktı.

"Teyininiz çıktı binbaşım." Gergi

n gözüküyordu.

"Nereye komutanım?" Albayı bu kadar gerecek neresi olabilirdi ki? Yoksa..?

"Hakkariye."

╾━╤デ╦︻

Bölüm sonu!

Bölüm sonu

5 yorum