İçeriğe geç

LAKAYIT

Bölüm 43 · 6 dk okuma

LAKAYIT

Bölüm 43

41-DÖRTLÜ'nün YADİGARI

29 Yıl Önce

Yazardan

Karaca, elindeki anahtarı kapının deliğine sokmaya çalışırken açıkçası büyük bir savaş veriyordu. Efsun ise onun biraz arkasındaydı. Bir ağaçla kavga ediyordu.

"Abicim çekil yolumdan." Dedi Efsun, ağzını yaya yaya. Başı dönüyordu, ayakta duramadığı için de bahçenin çitlerine yaslanmıştı. "Fidye mi istiyorsun?" Kaşlarını çattı. "Ben niye sana para veriyorum? Sen ver lan!"

"Ya Efsun." Karaca her harfi uzata uzata. Sesi çok neşeli çıkıyordu. "Odun o." Derken anahtarı düşürmüştü. "Kuzey'e benzemesinden de mi anlamıyorsun?"

"A..." Efsun'un şaşkınlıkla gözleri büyüdü. "Benziyor cidden." Topuklu ayakkabılarının üzerinde daha fazla duramayınca ayakkabıları çıkarıp eline aldı.

"Efsun gel şunu yap." Diye homurdandı Karaca. Elindeki anahtarı Efsun'a uzattı. Her ikisi de çakır keyifti.

"Hassiktir ya." Diye yakındı Efsun. Kendisinin kapılarla hiç arası yoktu. "Ben kapı sevmem, Kara." Diye homurdandı. Bunun üzerine Karaca'nın gözleri doldu.

"Ama kapım sana aşık olmuş!" Yere oturdu ve sızlanarak ağlamaya başladı. "Eğer kapımı sevmezsen ona söylerim o da Güney'i sever!"

"Kimse benim yavuklumu sevemez!" Diye bağıran Efsun, sinirle çantasından tabancasını çıkardı. Kendisi bir MİT istihbaratçısıydı. Her ne kadar izinde olsa da yine de silahını daima yanında taşıyordu.

"Kapım artık Güney'i seviyor! Evlendireceğim onları!" Diyen Karaca'yla bir silah sesi duyuldu. Efsun, kapıya ateş etmişti.

"Onunla ben evleneceğim! Senin kapını öldürürüm! Siktim öldü hatta!" Demesiyle kapı aniden açıldı. Kuzey ve Güney, ellerinde silahlarla karşılarındaydı.

"Lan?" Diyen Kuzey, bir Efsun'a bir de karısına bakıyordu. Ağzı açık kalmıştı. İki kadın, ikisi de sarhoş, biri sinirli öteki huysuz.

"Nerdeydiniz siz?!" Güney endişeyle Efsun'a doğru yürüdü. "Arıyoruz açmıyorsunuz, sürekli gittiğiniz yerlerde de yoktunuz, mesajlara da dönmediniz!" Silahını beline koydu.

"Sen konuşma lan!" Diye bağıran Efsun, aynı zamanda silahı Güney'e çevirmişti. "Bu kapı sana aşıkmış! Seninle evlenecekmiş! Kuyruk mu salladın sen buna?! Niye sana göz dikti bu koduğumun kapısı?!"

"Sen kapının aşkına karşılık verseydin o da Güney'i istemezdi! Senin suçun!" Diyen Karaca, hemen savunma ve saldırıyı aynı anda gerçekleştirdi.

"O..." Dedi Güney hayretle. Elini gelişi güzel salladı. "Bunların kafa uçmuş." Efsun'a doğru yavaş adımlarla ilerledi. "Efsun, güzelim, ben daha seninle evlenememişim. Ne yapayım kapıyı?"

Efsun hemen yumuşadı. "Biz ne zaman evleneceğiz, Güney? Ben çocuk yapmak istiyorum." Dediği zaman Güney hemen eridi. Aralarında romantik bir an yaşanacaktı ancak bunu Karaca bozdu.

"Benim var. Ağlayın." Diyerek açık kapıdan içeri girdi.

Herkesin Akay'ı hatırlamasıyla onu takip etmesi bir oldu. Salonun ortasında, beşikteki bebek ters ters içeri girenlere bakıyordu.

Kuzey, Karaca ve Efsun. Akay üçüsüne de ters bakışlar atıyordu. Ta ki içeri Güney girene kadar. Güney'i gören Akay, hemen gülümsedi. Kuzey hemen kıskançlık krizine girdi. Güney ve Akay arasında çok farklı bir bağ vardı ve o bunu hazmedemiyordu. Güney tam Akay'ı kucağına almak için ilerlemişken Kuzey, adamı ensesinden tuttuğu gibi fırlattı.

"Uzak dur lan kızımdan!" Derken öfkeden yüzü kızarmıştı neredeyse. Güney kahkaha attı. Bu ekstra sinirinin nedeni Akay'ın ilk kelimesini bir saat önce söylemiş olmasıydı. Anne demedi, baba demedi. Çok daha muazzam bir kelime söyledi. Bu konuda daha da damarına basmak istedi.

"Akay, konuş bakalım amcacığım." Diyen Güney, sırıttığı gibi Akay'ın sesi duyuldu.

"Sigiy!" Demesiyle Efsun kahkaha attı. Artık başı o kadar fazla dönüyordu ki hemen koltuğa düştü. O aniden sızarken Karaca da hemen dibine oturdu.

"Mal mısın, Güney?" Dediği sırada o da sızmıştı. Kuzey ve Güney birbirleriyle bakıştı. Bu iki kadın, yan yana geldiklerinde daima bir yerlere kaçardı. Ki bu bir yerler genellikle meyhaneler olurdu. Ve hatta pavyona bile gitmişlikleri vardı. En sonki pavyon deneyimlerinde ikili, onlara yavşayan adamları hastanelik ederek mekanı yakmıştı.

"Bir daha de bakayım, Fırıldak." Diyen Güney ile, Güney aşığı Akay tekrar bağırdı. Ne kadar bağırabilirse tabi.

"Siggiy!" Kuzey kendi alnına öyle bir vurdu ki, çıkan ses salonda yankılandı.

Kendisinin de pek sağlam olduğunu sanmıyordu ama bu ikizi olacak malukat onu bitiriyordu. Bir de insanlar en zekilerinin, adam akıllı olanın Güney olduğunu söylerdi. Dışı insanları, içi Kuzey'i yakıyordu.

Kuzey, her ne kadar ailem dediği bu insanların elinde verem olacak olsa da aynı zamanda bu aile için canını vermeye hazırdı. Ailesine zarar gelmemesi için kendini onlara siper ederdi.

Karaca, ikizlerin ve en yakın dostu Efsun'un anne sevgisinden mahrum buyüdüğünü biliyordu. Evet, o da annesizdi. Ancak elinden geldiğince onlara anne sevgisini tattırmaya çalışıyordu.

Güney, bu üçlünün yanlızlığını biliyordu. Onların asla dağılmaması için elinden geleni ardına koymayacaktı.

Efsun, ikizlerin ve kardeşim dediği Karaca'nın tüm zayıf taraflarını görüyordu. Onlar yıkılmasın, kırılmasın diye o zayıf duvarlarını kendiyle destekliyordu. Her hatalarını düzeltmek için daima yanlarında olmaya çalışıyordu.

Günümüz

Yazardan

Yıllar geçti. Geçmiş geçmişte, hikayeler yarıda kaldı. Kimse istediği amaca ulaşamadı. O dört kişi kendi dünyalarında bir devirdi. Bir devir bitti, dünyalarını yaşayan iki kişi kaldı.

Kuzey, ölmeden önce Karaca'nın ölmesine engel olamadı. Karısını ölümden koruyamadı.

Karaca, ölmüştü. Bir kızı annesiz büyüdü. Diğer kızının varlığından haberi yoktu.

Güney, bir arada tutamadı. Ailem dediği bu insanlar bir bir çıktı hayatından. İkisi öldü, biri kendi enkazında kayboldu. Bu dörtlüden geriye kalan tek emanet olan Akay'ı da bırakmak zorunda kaldı.

Ve Efsun, yıkılmalarına engel olamadı. Ne onların yıkılmasını engelleyebildi, ne de kendi yıkımını durdurabildi.

Bu dörtlüden geriye tek miras Akay değildi. Karaca'nın ruhu Şüheda'da, Kuzey'in ruhu Alpay'da can buldu. Efsun, enkazından kendi elleriyle kurtuldu. Güney, iki yeğenini de bir araya getirdi. Efsun ve Güney, dörtlünün son kalan mirasını, Hakkari topraklarında bulunan özel bir yerin sahipleriydi. Şimdi bu özel yeri kendilerinden sonra gelecek dörtlüye miras bırakacaklardı.

Eski topraklar, yeni nesillerde hayat bulacak, soylarının sonuna kadar o özel yeri daha da özelleştireceklerdi.

Kuzey yoktu artık. Ama Alpay vardı. Alpay, gelecekte her şeyim olarak adlandıracağı bu grubu korumak için daima ilk kendini gözden çıkaracaktı. Kuzey kas gücüydü, Alpay da öyle.

Karaca ölmüştü. Ama Şüheda doğmuştu. Şüheda, anne konusunda yaralı olan ailesine tüm sevgisini sunacaktı. Onları en saklısına koyacak, kalbinde her biri için ayrı bir köşk kuracaktı. Karaca kalpti, Şüheda da.

Güney, şuan vardı. Ama daha sonra ne olur bilinmezdi. Onun da varisi Mir'di. Mir, bu grubu ailesinden bile öteye koyacaktı. Grubun planlamacısı olacaktı. Güney beyindi, Mir de.

Efsun, küllerinden yeniden doğmuştu. Ancak artık koltuğunu varisine devretmeliydi. Akay'a. Akay, canından çok sevdiği bu üçlünün dayanağı olacaktı.

Efsun, Karaca'nın kız kardeşyi gibiydi. Kuzey'in sırdaşı ve kardeşiydi. Güney'in sevdiği, beynini durduran tek kişiydi. Efsun fasyaydı. Akay da öyle olacaktı.

Şüheda'nın sürekli zıtlaşacağı ikizi, Alpay'ın her şeyini anlatabileceği can dostu ve Mir'in tüm sakinliğini bozup onu aptallaştıracak sevdiceği olacaktı.

Dörtlü, koltuklarını varislerine devredecekti. Her şeyin bir zamanı vardı. Aslında Dörtlü basit bir grup değildi. Dörtlü'nün bir yadigarı vardı. Bu yadigarı bilen son iki kişi Efsun ve Güney'di. Zamanı gelince eski Dörtlü koltuklarını yeni sahiplerine bırakacaktı.

Kuzey'in anahtarı Alpay'a, Karaca'nın anahtarı Şüheda'ya, Güney'in anahtarı Mir'e ve Efsun'un anahtarı Akay'a geçecekti.

Efsun kendi enkazında olsa da yine de Dörtlü'den kendisine kalan görevi devam ettirmişti. Güney, dokuz yıldır tehlikeli bir görevde olmasına rağmen anahtardan bir an bile kopmamıştı. Kuzey ve Karaca'nın anahtarı Güney'deydi.

Zamanı gelince anahtarlar verilecek, koltuklar devredilecek ve yadigar yeni sahiplerine geçecekti.

Yeni Dörtlü ne zaman aile olursa, zamanı da gelmiş olacaktı.

Bölüm sonu

3 yorum