"Önceki bölümde Akay, Adıyaman tütünü övmüştü. Tabi içinden. Daha sonra Kıvanç binbaşı, bir görev geldiğini ve hemen sınır köylerinden birisine giderek teröristlerin rehin aldığı kişileri kurtaracaklarını söyledi. Gelen helikoptere bindiklerinde Kıvanç binbaşı, pilotu erkek sanıp oğlum demişti ve pilot olan kız ikidir oğlum diyorsun ayıp oluyor diye yanıt vermişti. Tim, helikopterden indikten sonra yürüyerek terk edilmiş gibi duran bir köye gelmişlerdi. Tim ikişer kişi olmak üzere üç takıma bölünüp dağılmıştı. Nefes ve Akay, köyün arka taraflarını araşırırken etrafları silahlı yedi terörist tarafından sarılmıştı."
Boş gözlerle karşımdaki yedi soysuza bakıyordum. Eğer üç tanesini silahla devre dışı bırakırsam, diğer dördünü yakın dövüşle yenebilirdim. Ama ilk önce evlerin içini araştıran Arif ve Ege'nin buraya yaklaşması için biraz zaman kazanmalıydım.
Gerçi, ya onlar da bizim gibi bir durumdaysa?
Nefes'e baktım. Sakindi, ifadesizdi. Tabi gözlerindeki bakışı görmesem. Hani insanın gözlerinde nefret ateşi yanar ya, bu kızda ateş yanmıyordu. Resmen buzul nefret fırtınası vardı.
Karşımızdaki sırıtan yediliye baktım. Bir dejavu hissi sardı beni.
Dışarıdan silah sesleri geliyor. Kapıya koşuyorum ve o an tüm sesler kesiliyor. Kapıyı açıyorum, karşımdaki silahlı kişilere bakıyorum. Bana sırıtıyorlar ve beni öldürmeden gidiyorlar.
Artık devir değişmişti ama. Ben buradayım, Lakayıt burada. Kimse, hiçbir güç Lakayıt'ın yanında birisini öldüremez ya da Lakayıt'ın yanındakine el süremez. Ellerini uzattıkları an bırak o eli kırmayı, kökünden kopartırım.
Elimi göğsümdeki cebe atatığım an tüm silahlar bana döndü. İt soylu oruspu çocuklarının götü yamuk yarraklarından birisi bağırdı. "Kapırdama! Vururuz!"
"Kes lan!" Yüzümü buruşturup başımı keskin bir hareketle ona çevirerek bağırdığım zaman irkilip bir adım geriye gitti.
Cebimden sigara paketimi aldım, bir dalı dudaklarım arasına koyup yine cebimden çıkardığım çakmakla yaktım. Paketi bu sefer Nefes'e uzattım. Nefes de bir dal çekti. Çakmakla onun sigarasını da yaktım. Diğerleri ise drone görmüş Anadolu çobanı gibi bakakaldılar.
"Son sigara." Dedim sakince. Aslında hafiften sırıtıyordum. Unuttukları bir şey vardı, tim kulaklıkları. Şuanda beni duyuyorlardı. Aynı zamanda şuan Yuva ile de bağlantıdaydım. Sağ kulağımda tim, sol kulağımda Lakayıt karargahına bağlı kulaklıklar vardı ve ikisi de aktifti. "Yuvama dönemeyeceksem son sigaramı içmeliyim." Şuan Yuva'ya etrafımın sarılı olduğunu söylemiştim ve aynı zamanda tim de aşımızın dertte olduğunu anlamıştı.
Arif'in sesini duydum kulaklıkta. "Böyle kovboy filmlerindeki gibi bakışacak mıyız? Tek eksik aradan geçen çalı topu." Aynı durumdaydılar.
Ve Kıvanç binbaşıdan da ses geldi. "Polat, ikisi senin, ikisi benim." Aynı durum. Ancak onlarda daha az kişi varmış.
"Yanımızda yaverlerimiz var. Hallederiz." Bu sefer Yuva'dan, Yaver'in devreye girip bize yardım etmesini istemiştim. Ve aynı zamanda Nefes'e de bana ayak uydurmasını söylemiştim. Ulan beynimi seveyim.
"Kes sesini! Bağlayın şunları siz de!" Başka bir evveliyatını siktiğim konuştuğunda iki kişi bize doğru geldi. Aradaki mesafe rahat beş metreydi. Belimdeki beylik tabancasını çıkardığım gibi hepsinin üstlerine ateş etmeye başladım. Nefes de benim gibi yaptı ve daha sonra ikimiz bölündük. O sol tarafa giderken ben de sağ tarafa giderek evin iki yanına gelmiş olduk.
Evin etrafından dolaşıp onları tersimizde bırakarak evin önünde buluştuk Nefes ile. İkimiz de duvarın bir köşesine geçip bize doğru koşan götlembikleri indirmeye başladık. Tabi sigara hâlâ ağzımdaydı. Ki zaten çok geçmeden söndü.
Ancak şöyle bir şey vardı ki, bunlar parazit gibi çoğalıyordu. Artık silah kullanamayacağımız bir mesafeye geldiğinde Nefes ile sırt sırta verip kolları sıvadık. Mecazen.
Önüme ilk gelen kişinin kolunu tuttuğum gibi kıvırarak tam dirseğine tekme attım. Onun kolunu iki elimle kavrayarak çevremde döndürüp iki tanesinin üzerine attım. Yanıma gelenlerden birisi karnıma yumruk attı. Buna hazırlıklı olduğum için bedenimi hazırlamıştım. Karnımdaki sızı şuan düşüneceğim son şeydi. Bir başkasına kafayı gömdüm.
Sürekli çoğalıyorlardı. Bu gidişle üstünlük onlarda olurdu. Yaklaşık yarım saattir diğerleriyle boğuşuyorduk. Hatta bir ara Nefes ile gerçekten sırt sırta vermiştik. Hâlâ kimseden ses yoktu.
"Lan! Kurtuluş! Bırakın lan!" Şom ağzımı sikeyim. Kurtuluş, Ege'nin soy adıydı. Ege ve Arif, oyun dışı.
"Oğlum bunlar nereden geliyor lan?!" Kıvanç binbaşının yakarışıyla şuanda pek de iyi durumda olmadıklarını anlamış olduk.
Şom ağzımı double sikeyim.
"Hassiktir..." Diyerek acıyla sol baldırını tuttu Nefes. Bıçak saplamışlardı.
Şunaki durumumuz şöyle;
Nefes'in sol baldırında bir bıçak, kaşında ve dudağında patlak, alnında kesik, büyük ihtimalle karnında çürük ve sırtında da bir kesik.
Bende ise, kırılmış burun, kafa atmaktan aşınmış alın, parmak boğumlarımda kanama ve soyulma, tahminen kaburgamda bir çatlak ve sağ diz kapağımda sızlama.
Tam gözüme yediğim yumruklaiki adım sendeleyip itin göğsüne tekme attım. Kasaturamı elimde çevirip Nefes'e vurmaya çalışanlardan birisinin elini kestim. Elimden geldiğince az zarar almasını sağlamaya çalışıyordum.
Birdaha asla hiçbir it, benim yanımdaki birisine zarar veremeyecek.
Aniden silah sesi gelmesiyle çevremizdeki oruspu çocuğu sürüsü tek tek düşmaya başladı. Nefes ile durup etrafı taradığımız sırada bir tepedeki silüet dikkatimi çekti.
Yaver.
Nefes'le nefes nefese kalmıştık. Ulan böyle deyince de bir tuhaf oldu. Vay anasını ya. Soluklanmak için sırtımı evin duvarına verdim. Nefes ise hemen kulaklığa konuştu.
"Komutanım, durumunuz nedir? Beni duyuyor musunuz?" Nefes ne kadar seslense de tık yoktu.
"Yakalandılar." Net sesimle bana döndü. Endişesi gözlerinden okunuyordu.
"Onları bulmalıyız." Başımla onayladım. "Ama önce köyün güvenli olup olmadığına bakmalıyız." Tekrar başımı salladım. O sırada sırtında tüfeği, yüzünde kar maskesiyle Yaver yanımıza geldi.
Adamın işi buydu. Benim götümü kurtarmak.
Nefes, hemen adama silahını doğrulttu. Elimi kaldırarak indirmesini işaret ettim. Tabi tüm odağı adamda olduğu için beni görmedi.
"Silahı indir, yüzbaşı." Verdiğim emirle tabancasını tekrar caniğe koydu. Duruşumu dikleştirip Yaver'in karşısına geçtim. Tabi bu adamın gerçekten Yaver olduğunu teyit etmem gerekiyordu. Nefes'in duyamayacağı şekilde konuştum.
"Bayrak ne renk?" Görünüşte basit olan bu sorunun cevabını sadece Yuva ve Yaver verebilirdi. Elim hafiften tabancama doğru gidiyordu
"Kanın üzerine barut." Elimi tabancadan çektim. Lakayıt'ın simgesi, kırmızı üzerine siyah ay yıldızdı. Kanın üzerine barut.
"Sen kimsin?" Yine basit, ancak cevabını sadece Yaver'in bildiği bir soru.
"Pusula." Tamam, bu oydu.
"Esirler var." Dediğimde başını salladı. Yüzünde kar maskesi vardı, evet ama gözlerinde de kar gözlüğü gibi siyah bir gözlük vardı. Giydiği gri renk Lakayıt kamuflajı da tüm bedenini gizliyordu. Ellerini bile eldivenle gizlemişti.
Şuanda benim de yüzümde maske vardı. Bu sayede o benim sadece gözlerimi görebilirdi. Aynı maskeden nefesin yüzünde de vardı.
"Maskelerinizi çıkartmayın ve isimle hitap etmeyin." Diyerek tedbiri koydum. "Adama Kızıl diye hitap et." Nefes, tuhaf tuhaf baksa da başıyla onayladı. Kızıl, Kızılkurt yani Yaver.
"Ak, casus drone." Ak, Akkurt yani Yuva. Şuanda onunla konuşuyordum. Kulaklık zaten aktif olduğu için sadece söylemem yeterliydi.
"Çoktan geldi." Demesiyle biraz ötede hareket eden bir şey gördüm. Daha doğrusu dört. "Arama başlıyor."
Dört drone da farklı yönlere gitti. Yaver ile göz göze gelip hafifçe Nees'e baktık. Lakayıt ekibi işin içine girecekse ya Nefes'in de Lakayıt'ın varlığından haberi olacaktı, ya da onu devre dışı bırakacaktık. Ben ikinciden yanayım. Ancak öyle yaparsak da Nefes, illa ki bir şeylerden şüphelenir. Ne yapacağım lan ben?
Yaver'in aklında da aynı soru olacak ki ikimiz de gareket etmiyorduk. O siyah gözlüklerin altında nasıl bakıyor bilmiyorum ama büyük ihtimalle şuan o da benim gibi küfrediyor.
"Yüzbaşı, burada kal. Kızıl, benimle gel." Nefes her ne kadar garibine gitse de sözümü dinledi. Ben ve Yaver, güvenli olduğuna kanaat getirdiğimiz bir evin içerisine girdik.
"Kimliği açık edemeyiz." Dedim net şekilde.
"Yani?" Demesiyle başımı iki yana salladım. "Riskli." Nefes'i bir yerde bırakırsak da bu sefer yine kimliğimiz konusunda sıkıntı yaşardık. Ancak kadın yanımızda olursa da rahat çalışamazdık. İşimize köstek olurdu. Tamam, şuana kadar çok iyi dövüştüğünü gördüm, bir asker olarak çalışmasını beğendim ancak kızı tanımıyordum.
Bir süre sessizlik oldu. Ardından da bu sessizliği ben bozdum. "Maskeni çıkar." Yüzü hızlıca bana döndü. Lakayıt olarak sadece Yuva ve Yaver'e güvenebilirdim. Üçümüz bir ekiptik. Birbirimize canımızı emanet ediyorduk. Kim olduğumuzu bilmemiz herhangi bir risk içermiyordu.
"Pekala." Diye mırıldandı. Aslında kim olduğunu tahmin edebiliyordum. Lakayıt olarak seçildiğimiz zaman, Levent teğmenin odasına gelen o kızıl saçlı kız, Yuva. Ve benimle aynı sınıfta olan Orkun, Yaver.
Ancak tahminim yüzümde patladı. Yaver, önce gözlüğü, sonra da kar maskesini çıkardı ve tahminimi alt üst etti. Ben ise şans çarkımı hamile bırakma planları yapmaya başladım.
"Hassiktir, Alpay?"
╾━╤デ╦︻
Bölüm sonu!
Wattpaddeki tüm LAKAYIT bölümlerini attım, şimdi sıra Yuva ve Ölmüş'ün tanıtım bölümlerini atmakta.
