"Önceki bölümde Güney'in ağzından Gurur, Kuzey, Karaca ve Efsun ile ilgili birazcık bilgi sahibi olmuş, Mir, Alpay, Şüheda ve Akay'ın onlara ne kadar bezediğini okumuştuk. Daha sonra Akay'ın ağzından Akay ve Mir'in, ilişkilerini arkadaşlıktan öteye taşımasına şahit olmuşuk. Mir, abisi Emir ve eniştesi Bora'nın verdiği taktikleri Akay'a söylemiş ve saçma bir flört faciası yaşanmıştı. Gece yarısı herkes evlerine dağılmış, sabah olduğunda da Akay, Ötüken timi ile birlikte sınır kapılarına pusu kurmuştu. Akay, keskin nişancılık yeteneklerini kullanarak imkansıza yakın bir atış yapmış, bayragı kendisine siper eden bir teröristi bayrağa zarar vermeden ve bayrağı düşürmeden öldürmüştü."
Tüm eşyaları toplayıp bulunduğum tepeden aşaği inerek timin yanına geldim. Son derece sakin şekilde cebimden sigara paketini çıkardım. Öyle normal paketli sigaraları filan kullanmam. Sigaranın hası tütündür lan. Diğerleri berbat lan. Nasıl içiyorlar anlamıyorum. En iyisi sarma sigara. Gönül isterdi ki drum tütün kullanalım ama çok zor bulunuyordu. Bu yüzden Adıyaman tütünü favori.
Ben sigaramı yakarken Ali Polat, itin üzerindeki bayrağı almış, dikkatlice katlayarak tırın içine koymuştu.
"O nasıl atıştı, komutanım?!" Hayretle konuşan kişi sarı pipi Akif idi. Sadece boş boş baktım göz ucuyla.
"Ayatımda iç bu kadar muuteşem bir atış görmedim, gomutanım." Lehçesi sayesinde trakya yöresinden olduğunu öğrendiğim, hayran hayran konuşan kişi de Ege'ydi. Bunun konuşmasına ne oldu lan?
"Bereket gelsin." Nefes'in yaptığı ufak espiriye eyvallay manasında başımı salladım. Askerlik modunu açmıştım. Albay her ne kadar Lakayıt olmak yok dese de benim bir parçamı benden koparamazdı. Lakayıt olmak elimde değildi.
Lakayıt olduğumu bilenler tam liste;
1) Amcam Güney Gürgen. Adam zaten projenin sahibi. Benim Lakayıt olduğumu bilmiyorsa siksin kendini.
2) Albay Sadık bilmemne. Nereden biliyor, kim söyledi bilmiyorum ancak Lakayıt olduğumu biliyorsa söyleyen kişi adama güveniyormuş demek.
3) Alpay Günata. Adam bok yoluna öğrendi. Tek başıma yapacağım bir görevde neden benimle gönderilmişti bilmiyorum.
4) Mir Atalay. Bu da bok yoluna öğrendi. Ama bak nasıl öğrendi, sorgulamadım.
5) Levent Türkel. Ona bizzat ben Lakayıt olacağımı söylemiştim. Zamanı geldiğinde de beni Akıncı olmak için aday gösteren oydu.
Piç bana yardım etmiş sayılır.
Önceden sadece beni Lakayıt olmak için seçen kişi bilirdi. Yani Levent. İlk öğretmenim. Yüzümdeki izin sahibi. Ve yüzünü yaraladığım, andımı yerine getirdiğim kişi. Ardındam da amcam. Zaten projenin sahibi olarak bilmesi normaldi. Bu ikisinden yana sıkıntı yoktu. Mir ve Alpay'a da güveniyorum. Ama Sadık albayı tanımıyorum.
"Tim! Toplan!" Kıvanç binbaşının emriyle hepimiz bir araya geldik. "Az önce albayla konuştum. Görev daha bitmedi. Biraz sonra bir helikopter gelecek. Sınır köylerden birisine baskın yapılmış. Rehineler var, onları kurtarmalıyız. Sorusu olan?" Kimseden ses çıkmadı.
"Karasu, benimle gel." Dediğinde Nefes, emrini yerine getirerek onun peşinden gitti. Ben ikinci sigaramı yaktım. Sakin sakin sigaramı içerken gölgelik bir yere geçip oturdum.
"Komutanım, o atış imkansızdı." Diyerek karşıma oturdu Ali Polat. Hepsi hâlâ şaşkındı. Sakince sigaramı içmeye devam ettim.
"Komutanım," Akif gülmemek için kendini kasıyordu. "Siz Kıvanç komutana küfrettiğinizde biz de yanındaydık. Telefon hoparlördeydi. O muazzam küfrünüzü duyduk."
"Akikaden, gomutanım. Doaçlama mı yapdınız?" Lan bu çocuğun konuşmasına ne oldu amına koyim? Tuhaf tuhaf baktığımı gören Ali Polat hemen konuşmaya girdi.
"Komutanım, Ege üstteğmenim Tekirdağlı. Normalde sürekli şiveyle konuşuyor, arada bir düz cümle kurabiliyor." Başımı hafifçe salladım.
Aslında üç kişi vardı kafamda. Akay Gürgen, binbaşı Akay Gürgen ve Lakayıt.
Akay Gürgen, sadece yakın olduğu kişilerin yanında ortaya çıkardı. Daha ılımlı, espirili ve rahat.
Binbaşı Akay Gürgen, yakın olmadığı kişilerin yanımda ortaya çıkardı. Daha soğuk, resmi ve ciddi. Asla kendinden taviz vermez.
Lakayıt, sadece Lakayıt karargahında ve Lakayıt görevlerinde ortaya çıkmazdı. Bazen günlük hayata da karışırdı. Disiplinli, sürekli bir şey düşünen, duygusuz ve psikopat.
Akay ayrıydı, binbaşı Akay ayrıydı. Ama Lakayıt hayatımın her anında vardı.
"Komutanım? Duyuyor musunuz?" Yerdeki bakışlarımı Ali Polat'a çevirdim.
"Ne?" Derken ne kadar çabuk bittiğini fark etmediğim sigarayı yere atıp söndürmüştüm.
"İyi misiniz? Seslendik ancak tepki vermediniz?" Başımı hafifçe salladım iyiyim manasında. Üzerime bir sıkıntı çökmüştü.
"Tim! Helikopter geliyor, toplan!" Gelen emirle hepimiz ayaklandık. Açıklık bir alana geçtik. İki dakika içinde helikopter önümüze iniş yapmıştı. Anlaşmış gibi rütbe sırasıyla helikoptere bindik. Bu sefer Kıvanç binbaşı, benden olabildiğince uzağa oturmuşu.
Trip mi atıyor lan bu?
"Kalkıyoruz komutanım." Diyen pilota yanıt binbaşı ibneden gelmişti. "Kalkalım oğlum."
"Komutanım ikidir oğlum diyorsunuz ayıp oluyor artık." Pilotun alınmış sesiyle tüm tim kahkaya boğuldu.
Helikopter kalktı, yolculuk başladı. Timdekiler birbirleriyle şakalaşıyor, Nefes düşünceli gözlerle aşağıdaki akıp giden manzaraya bakıyor, binbaşı ibne ise timdekilerin şakalarına gülüyordu. Gözlerim Nefes'in baktığı yerde, kulağım timdekilerde ve aklım da geçmişimdeydi.
Ailemin ölümü, cansız bedenlerinin benden alınışı, amcam görevden dönene kadar bir yurtta kalışım, amcamın gelip beni alması ve vesayetimi üstüne geçirmesi, asker olma yolunda ilk adımımı atmam, bu yolda yaşadıklarım. Aşağılanmam, canımın acıması, duygularımı bastırmam, içimde büyüyen intikam hırsı. Kolay değildi. Hiç kolay değildi.
Ama buradayım. Bu rütbeye, bu karaktere, bu yeteneklere, bu tecrübeye ve bu başarılara sahibim. Lakayıt'ım. Kendime verdiğim iki söz vardı. Birisi ailemi öldürenlerin soyunu kurutmak, diğeri ise yüzümdeki izin sahibine aynı yarayı bırakmak.
Yarayı açmıştım. Şimdi sıra soy kurutmaktaydı. Eğer bu sözümü de tamamlarsam, artık Lakayıt tamamen huzur bulurdu. Lakayıt, şuanda aç bir vampir gibiydi. Kan istiyor. Ölüm istiyor. İntikam istiyor. Ve alacaktı. O kanı akıtacak, o ölülerden bir tepe kuracak ve intikamını alacaktı. Lakayıt durmayacak.
Lakayıt'ın selamı herkese ulaşacaktı. İster Akay, ister binbaşı Akay. Her ikisinin de işinde Lakayıt'ın parmağı olacaktı. Ancak soyu kurutursa hem Akay, hem de binbaşı Akay özgürlüğe kavuşacaktı.
"Komutanım bu noktadan sonra yaya gitmelisiniz. Daha fazla yaklaşırsak fark ediliriz." Helikopter yere indiğinde hepimiz çıktık ve güneşin altında terleme seansına geri döndük.
Bu sefer karışık şekilde tek sıra olduk ve Kıvanç binbaşının liderliğinde yürümeye başladık. Nefes ve Kıvanç bir noktadan sonra yan yana yürümeye başladı. İkili sessizce konuşurken onların aksine Ali Polat, Akif ve Ege gayet normal şekilde önceki şaklabanlıklarına devam ediyorlardı. Ben de sakince en arkadan yürüyor, bu gerizekalılar yüzünden bir kazaya yahut tuzağa kurban gitmemek için etrafı tarıyordum.
En sonunda bir köy görüş açımıza girince herkes sessizleşti. Köy boştu. Büyük ihtimalle bu bir aldatmacaydı. Ya da yanlış ihbardı. Dikkatlice köye girdik. Tek ses kaynağı birkaç tavuk ve sokak köpeğiydi.
"Nefes, sen etrafı tara. Akay, kendine bir yer bulmak için sen de Nefes'le beraber git. Arif ve Ege, siz evlere bakın. Polat, sen de benimle birlikte okula geliyorsun." Adı Arif'miş lan. Adam sırf sarışın diye ismini bile unutmuşum. Ama en azından yaklaşmışım.
"Emredersiniz." Dediğimizde hepimiz dağılmıştık. Ben ve Nefes, birlikte sessizce köyün arka taraflarına doğru ilerledik. Etrafı gözlemliyor, en ufak hareketlilikte silahlarımızı çekiyorduk. Genellikle boş çıkıyordu çünkü ya başıboş tavuklar, ya da sahipsiz köpekler çıkıyordu.
"Bir terslik var." Dediğimde ikimiz de durmuştuk. Tavuklar sanki bir şeyden veya kişiden kaçıyormuş gibi bu tarafa doğru koşuyor, sonra bizi görünce telaş yapıp yön değiştiriyorlardı. Ve bu her taraftan gelen tavukların açıklaması olabilirdi. Birileri buraya geliyordu.
İkimiz de silahlarımızı çıkardığımız zaman çoktan etrafımız sarılmıştı. Hemen arkamızda bir evin duvarı, önümüzde silahlı yedi it. Timin buraya gelmesi uzun sürerdi. Kendimiz kalletmeliydik.
Kapana kısıldık.
╾━╤デ╦︻
Bölüm sonu!