"Önceki bölümde Akay, Mir, Alpay ve Güney, takımlara ayrılarak iddialı okey oynamışlardı. Mir ve Akay bir takım, Güney ve Alpay bir takım olmuştu. İlk el açan kişi Mir olmuştu ve Akay, amcasından Bodrumdaki yazlığı istemişti. İkinci eli ise Akay açmıştı. Bunun üzerine yazlık onların olmuş, iddia olarak da Güney'in, gençken mektuplaştığı Efsun hanım ile onların önünde randevuya çıkacak olmasıydı. Bu iddiayı Mir koymuştu. Üçüncü eli açan kişi ise Güney olmuştu. İddia olarak Mir, Akay'ın psikoloğu olacaktı. İddia durumu berabere olduğu için bir oyuna daha başlayacaklardı."
Istıkama bakıyor, aklımdan türlü hileler geçiriyor ve kazanmanın garanti olduğu yollar arıyordum.
Oyun başlayalı neredeyse yarım saat olmuştu. Sıra bana geldi. Oynadım. Sonra Mir'e geçti. Mir oynadı. Ve bu böyle devam etti. İki turdan sonra sıra amcamdayken Mir, bacağımı dürttü. Göz ucuyla ona baktım. Benden mavi renkli, 2 rakamlı taşı istiyordu. Elini taşa biraz hazla bastırdığında ek açacak olduğunu anladım. Alpay oynadı. Sıra bana geçti. Bendeki taşı ortaya koyup Alpay'ın bıraktığı taşı aldım. Ben ıstıkamı düzenlerken Mir ile birlikte aynı anda konuştuk.
"101!" İkimiz de el açmıştık.
"Aslanım lan!" Diyerek sarıldım Mir'e. Kahkaha atarak sarılışıma karşılık verdi. Omzunu pat patladım. Sarılışımız amcamın böğürmesiyle son buldu.
"Nasıl amına koyim?!" Ayağa kalktı. Şüheda'ya baktı. "Hile yaptılar mı?!"
"Onlar da sizin gibi hile yapmadı." Dedi Şüheda masum bir sesle. Aslında burada çok pis laf sokmuştu.
"Ulan... Ulan..." Dili tutuldu. Söyleyecek söz bulamadı. Hiç üzerine iddiaya girmediğimiz Alpay ise rahattı. Ben ve Mir hep amcam ile iddialaşmıştık. Tüm zarar amcama gittiği için Alpay da kurtulmuştu. Ama onun da sırası gelecek. Onunla ben şahsi olarak ilgileneceğim.
"Tanışalım bakalım, Efsun hanımla." Diyerek amcama şeytanice sırıttım. Çayımdan büyük bir yudum alırken gözlerimi amcamdan ayırmamıştım. "Sekiz gün içinde o kadını buluşmaya ikna etmelisin."
"Hepinizin amına koyim lan ben!" Diyerek ayağa kalktı. Ben ve Mir, bir an bile gözümüzü amcamdan ayırmadık. Alpay da amcam odadan çıktıktan bir süre sonra ayağa kalktı.
"Ziyaret bitti." Diyerek elindeki boş çay bardağını Şüheda'nın yanındaki tepsiye koydu. "Gidiyorum."
"Seni yolcu edeyim ben." Diyerek Şüheda da ayaklandı hemen. Onun bu hevesli halini kimse fark etmese de ben anlamıştım. Kafamda yine aynı ses, yine aynı cümle yankılandı.
"Akay, ben aşık oldum."
"Otur lan yerine." Dedim hızlıca. Çayın son yudumunu da içip ayağa kalktım. "Camış kadar olmuş, kapıyı bulamayacak mı?"
"Haklı." Dedi Alpay. Sonra bana döndü. "Ama gelenek." Kaşlarımı vay şerefsiz oç sen de dünden razısın bakıyorum da der gibi kaldırdım.
"Öyle mi?" Alpay'ın yanına gittim ve kolundan tuttuğum gibi kapıya sürükledim. "Ben geçiririm seni canım arkadaşım." Dedim ironiyle.
"Pislik." Dedi bozulmuş şekilde. Onu götüme takmayıp ön bahçeye çıkardım. "Ne vardı?" Bunun anlamı kız geçirseydi beni işte sen ne karışıyorsun it olmalıydı.
"Yavşak." Dedim ensesine vurarak. Allah'a şükür boyu aşırı uzun değildi de elim ensesine yetişmişti. "Kime yavşıyorsun lan sen?!"
"Şüheda'ya." Dedi yedi sülalesi Konya ovası genişliğinde. "Yasak mı?" Diye de alay etti.
"Yasak." Dedim net şekilde. Bana nah çekti. Orta parmak çektim ben de.
Alpay ile bir süre daha birbirimize el hareketi çektikten sonra ikimiz de arkamızı dönüp gittik. Bahçe kapısını inadıma sert kapattığında duysun diye bağırarak küfretmiştim. Sonra da tüm sakinliğim ve nezihliğim ile içeri girmiştim.
Oturma odasına geldiğimde Mir ve Şüheda'nın etrafı toparladığını gördüm. Onlara yardım ederek ıstıka ve taşları topladım. Aynı zamanda da üçümüz sohbet ediyorduk.
Şüheda çaydanlık ve demliği alarak odadan çıktığında işimiz tamamen bitmişti. İkimiz de koltuklara geçip oturmuştuk.
"Pışt, lan!" Diye seslendim Mir'e. Penceredeki dalgın gözlerini bana çevirdi.
"Efendim, Akay?" Her zamanki gibi nezih çıkıyordu sesi.
"Ulan sen niye bekarsın?" Diye dan diye sordum. "Geçmişsin otuzu. Yok muydu hiç birileri?" Gülümsedi.
"Kimseyle kimyam uyuşmuyordu. Anlaşamadığım birisi ile evlenmektense bekar kalmayı yeğlerim." Dediğinde hak verdim. "Ya sen?" Ona karşı dürüst oldum. Adam samimiydi aga. Rahat olmakta sıkıntı yok.
"Bir aralar yavşaktım ama sorumluluk alınca bıraktım o işleri." Güldüm. "Ama bayrağıma hâlâ yavşıyorum." Kendi sözlerim kulağımda çınladı.
"Senin yapıldığın kumaşı seveyim lan ben!"
"Bu asalet ağırlık yapmıyor mu?"
"Tam nikah basmalıksın lan."
"Senin gibi bayrağa can kurban. Şu haşmete bak amına koyim!"
Ve daha niceleri. Mir, son cümlemle gülerek başını salladı. "Tüm milliyetçiler öyle." Ve ekledi. "Ben de dahil." Ufak bir kahkaha attı. "Bir keresinde bayrağa, "Senden âlâ kırmızı mı olur?" Demiştim."
"Ulan kafa adamsın ha!" Derken ben de gülmüştüm.
"Yanlış anlamazsan bir şey sorabilir miyim?" Dediğinde başımla onayladım. "Çapkın biriyken nasıldın?" Ulan adam... Ben diyorum yavşaklık, sen diyorsun nau nau.
"Fırlamaydım lan." Dedim ulan geçmiş der gibi. "Esmer erkek görsem saniyesinde yavşardım. O kadar fazla flörtüm olurdu ki hepsinin isimlerini karıştırırdım." Dudaklarımı büzdüm. "Ama çabuk sıkılırdım. En uzun ilişkim bir ay sürmüştü."
"Hiç gözümde canlandıramıyorum." Diyerek kaşlarını kaldırdı. "Aslında çapkın olmaya devam edebilirsin." Başımı salladım gülerek.
"O hallerimi görmek istemezsin." İkisi de farklı olan gözlerine baktım. "Önüme geleni taciz ederim. Hem gözlerle, hem sözel, hem de fiziksel." Onun şaşırmış ifadesine bakıp güldüm. "Röntgenciyimdir."
"Fark ettim." Derken şaşkınca gülüyordu. "Peki ilk kimle flört ederdin?" Rahatça cevap verdim.
"Sana yavşardım." Açık sözlülüğümle bocaladı.
"Neden?" Diye sorduğunda yine rahatça cevap verdim.
"Buradaki tek esmer erkek sensin." Arada bir süre sessizlik oldu. Sessizliği o bozdu.
"Lise yıllarında ben de az da olsa çapkındım." Dediğinde dikkatimi ona verdim. "Üniversiteye geçince de duruldum."
"Sen ilk kime yavşardın?" Dedim onun gibi.
"Sana." Dediğinde o insanca tebessüm etmiş, ben ise sahneye favori solistleri çıkan pavyon müdavimi amcalar gibi sırıtmıştım.
"Neden?"
Kaplumbağa deden.
"Kimya formülümüz uyuşuyor." Diyerek aynı insanlıkla gülümsedi. Dudaklarımı büzerek takdire şâyan manasında başımı salladım.
"Sen de az değilmişsin ha." Diyerek güldüm. Umarım ciddi değildir yoksa sikerim. Tabi yavşadıktan sonra. "Aman diyeyim dikkatli ol. Benim yanımda gider senin bekaret." Bu kadar açık sözlü olmamla şaşkınlıkla bakakaldı.
"Galiba kabul edeceğim." Kahkaha attım. Şüheda elinde telefon, mal mal sırıtarak içeri girdi. Kahkaham kesildi. Avını görmüş kaplan gibi izledim tüm hareketlerini.
"Hayırdır lan? Çenenin bağı mı koptu?" Dememle bana döndü sırıtarak.
"Yok ya. Kısmetimin bağı açıldı." Elindeki telefonu salladı. "Akay... Aşık oldum ben!" Dediğinde sırtımdaki yastığı alıp sert şekilde fırlattım ona.
"Sikerim onu! Kim lan bu kahpenin evladı olacak puşt?!" Dediğimde yüzüne çarpan yastığı alıp bana geri fırlattı.
"Siz fingirdeşirken iyi ama!" Diye bağırdığında diğer yanımdaki yastığı da attım.
"Ortalıkta aşık oldum diye geziniyor muyuz lan biz?!" Dediğimde bana dil çıkarıp kaçmıştı.
Fingirdeşiyoruz lan, var mı itirazı olan?!
"Otistik embesil." Dedim hâlâ kapıya bakarken. Mir'in konuşmasıyla yavaşça ona döndüm.
"Akay, bir şey sorabilir miyim?" Başımla onayladım. "Seni dışarı davet etsem beni döver misin?"
"Evet." Dedim net şekilde.
"Olsun. Yine de davet edeceğim. Müsait bir zamanda buluşmaya ne dersin? Seni daha yakından tanımak istiyorum." İfadesizce bakmam onu germişti.
"Aslında çapkın olmaya devam edebilirsin."
"Çapkınlığa devam edebilirsin."
Çapkınlığa devam.
Çapkınlık.
Yavşaklık.
Yavşa, Akay.
"Kabul." Dediğimde şaşırdı.
"E hani dövecektin?" Ona mal mısın malak mısın dalak mısın bakışı attım.
"Döveyim mi?" Diye ciddiyetle sordum.
"Yok kalsın. Böyle iyiyim." Diyerek güldü. Ona ciddi ciddi emin misin dercesine baktım. "Eminim, son kararım."
"Öyle olsun." Dediğimde ayağa kalkmıştı.
"Ziyaretin kısası makbuldür. Ben artık gideyim." Başımı salladığımda beraber çıkışa yürüdük. "Sonra görüşürüz. Allah'a emanet." Dedi.
"Sende." Dediğimde gülümsedi ve dış kapıdan çıktı. Kapıyı arkasından kapatıp konağa yürüdüm.
Bu konak kimin lan?
╾━╤デ╦︻
Bölüm sonu!