İçeriğe geç

LAKAYIT

Bölüm 35 · 14 dk okuma

LAKAYIT

Bölüm 35

ÖZEL BÖLÜM

Bu bölümde eğer Karaca ve Kuzey(anne ve baba) ölmeseydi, Güney görev için dokuz yıl ayrı kalmasaydı ve Şüheda bir oyuna kurban gitmeyip onlarla yaşasaydı günümüzde nasıl olurlardı onu göreceğiz

Şunu söyleyeyim, ben yazmıyorum.

Bu bölüm kendiliğinden yazıldı amk hiç de uğraştırmadı beni hdbfucbfubc

Her cümle sonra on cümle geliyor akla amk

Bu bölümün diğerleri ile alakası olmayacağı için önceki bölümün özetini yazmadım zaten gerek de yok

Bu arada not da geçeyim, bölümde Şüheda'nın ismi, gerçek ailesinin ona verdiği isim olan Umay olacak.

Şunu da söyleyeyim: Yine Alpay ile tanışık olacaklar çünkü Kuzey o karargahta albay ve Akay da orada asker. Ötüken timi de orada. Mir ile de tanışıyorlar çünkü Güney, Mir'in abisi ile aynı karargahta ve Mir'in abisi Emir ile yakınlar.

Bir süprizim de var, bu bölümde Mir ve Akay'ın çok minik, ufacık bir sahnesi de olacak ;)

Hadi iyi okumalarrr

╾━╤デ╦︻

"Umay!" Diye bağıran, sinirden gözü seğiren tabiki de bendim. "Öldüreceğim lan seni!" Evin alt katına tabiri caiz ise atlamıştım. Gözüm ilk Güney amcama takıldı. "Nerede o?!" Diye sinirle sorduğumda mal mısın lan ne diyon der gibi baktı.

"Kim?"

"Yeğenin olacak o gerizekalı! İki aydır bizim ruhumuz bile duymadan Alpay piçiyle yazışıyormuş!" Demem ve amcamın böğürerek oturduğu yerden kalkması bir oldu.

Mağaramızdan çıkardın bizi, Umay.

"Ne demek lan o?!" Diyerek etrafı taradı. "Ne yazmışlar?!"

"Oruspu Alpay, bundan boydan foto istemiş!" Dediğimde dondu kaldı. Yavaş bir sakinlikle bana döndü. Ciddi miyim yoksa taşşak mı geçiyorum diye baktı. Ciddi olduğumu anlayınca resmen kükredi.

Ben ve Umay, gittiğimiz bir restorantta Alpay ile karşılaşmıştık. Alpay resmen benim gibiydi. Tek fark boy, kilo ve cinsiyetti. Hal, hareket ve tavır. Hepsi aynı bendi. Diğer fark o benim aksime neredeyse hiç konuşmuyordu. Umay onu ilk gördüğü zaman en sevdiği yemek olan bol sarımsaklı işkembe çorbasını içiyordu. Yoğun sarımsak kokusu yüzünden de kendisini sikine takmayan adama yakalanmayarak beni de çekiştirerek eve kaçmıştı.

"Akay ben aşık oldum." Diyen sesi kafamda yankı yapıyordu. Gözlerim seğirmeye devam etti.

"UMAY!" Diye bağıran amcam, her bir sesli harfi uzatmıştı. İkimiz de asker kimliğimize bürünmüştük. "Yenge!" Diye seslendi bu sefer. Ses gelmedi. Hafta sonuydu ve annem evde değildi. Hassiktir!

"Hain var lan evde!" Dedik aynı anda. Amcam üst kata çıktı ve kısa süre içinde elinde iki tane pompalı tüfek ile yanımda bitmişti. Birisini bana uzattı. Bu babamın bana mevzuniyet hediyesi olandı. Amcam bu tüfeğe çıplak elle dokunamayacağını çok iyi bildiği için bir bez ile tutmuştu. Tüfeğin mermilerini kontrol ettim. Tamdı.

"Ben görevden gelmesem senin bir bok bileceğin yok. Kime emanet ediyorum lan ben bu kızı?!" Diyerek amcama kızarken bir yandan da bahçeye çıkmıştım. "Bir dakika lan." Dedim ani gelen farkındalık ile. "Alpay, iki saat önce göreve çıktı Pençe timiyle beraber. Annem de bugün güne gidecekti Umay'la."

Asla günlere katılmayan ben mutlu.

"Hassiktir lan!" Derken dizine tokat atmıştı. "Ben şimdi kimin topuğuna sıkacağım?!" Demişti ki o sıra bahçeye giren birisi oldu. Mir. Yanlış zamanda doğru insan amına koyim!

Amcam saniyesinde sırıttı. "Lan doktor ağa!" Dediğinde Mir, küçük ama samimi bir gülümsemeyle bize yaklaştı. Ben ise gitmesi için kaş göz yapıyordum. Malesef ki bunu çok geç anladı. Amcam çoktan silahı ona doğultmuştu. Alpay yerine benimkine sıkacaktı.

"Dur lan orada!" Dediğimde ben silahın emniyetini açtığım gibi amcamın ayak ucuna sıkmış, dengesini kaybetmesini sağlamıştım. "Adam sözlüm lan benim. Benim herife niye silah doğrultuyorsun?!" Mir ile bir buçuk yıldan fazla zamandır bir ilişkimiz vardı ve iki hafta önce söz kesmiştik.

"Olay nedir acaba, Güney amca?" Diye sordu. Artık o da alışmıştı Güney Gürgen'den gördüğü şiddet ve zorbalanmaya. Neyse ki amcamı tanıyordu da alınmıyordu.

"Alpay ve Umay benim görevde olduğum iki ay boyunca konuşuyorlarmış. Alpay kalleşi, Umay'dan boydan foto istemiş!" Diye sinirle konuştuğumda iç çekti.

"Akay, ikisi nişanlı." Dedi. "Konuşmaları ve birbirinden fotoğraf istemeleri gayet doğal." Bana imayla bakınca sırıttım.

Ne vardı yani totişinin fotosunu istediysem?

"Umay benim bacım lan. Bırak da mağara töresini uygulayayım." Dediğimde güldü. Görevden geleli beş saat olmuştu ve görüşememiştik. "Amca, siktir git." Dediğimde amcam bu sefer bana silah doğrulttu.

"Ulan Umay elden gitti. Bir de sen olmaz lan!" Ben de silahımı ona doğrulttum.

"Siktir olup gidecek misin, yoksa Efsun yengeye çiçeklerini ezenin sen olduğunu mu söyleyeyim?" Diye tehtid ettiğimde yutkundu.

"Efsun'um kıyamaz kocasına." Dedi saf saf. Ona sen öyle san yarrağım bakışı attığımda sinirle tüfeği indirdi ve bir bez ile benim de tüfeğimi alıp gitti. Efsun yenge, bunu öğrenirse amcamı çok pis sikerdi ve amcamın bundan pek zevk alacağını sanmıyorum.

"Gel, bizim mekana geçelim." Dedim Mir'e. Sonra da eve döndüm. "Kapat lan o camı! Enayi mi var karşında?!" Amcam perdesi çekilmiş olan odanın penceresini de kapattı.

"Benim arabayla gidelim mi?" Diye sorduğunda kabul etmiştim. Normalde askeri araçlar ve emektar kuzgunum dışında hiçbir arabaya binmezdim.

İkimiz de arabaya yerleştiğimizde Mir, aracı çalıştırdı. Bizim kendi aramızda Gürgen Tepesi olarak adlandırdığımız tepeye sürdü. Bu tepede birçok gürgen ağacı vardı. E biz de, Gürgen ailesi olarak öldüğümüzde bu tepeye gömülmeyi vasiyet etmiştik.

Arabadan indiğimiz gibi tepeye çıktık. Artık tamamen rahat olabilirdik. Amcam ve babam etrafta yok, ve olamazda. Amcamın götü gelmeyi yemezdi zaten. Babam da kararahtaydı.

"Özlemişim lan seni!" Diyerek sıkıca sarıldım. Ellerini belime sarıp beni hafifçe kaldırdı. Dudaklarını şah damarımın odluğu yere bastırınca güldüm. "Tamam lan tamam. Yaşıyorum, yara almadım." Ufak tefek sıyrıklar hariç.

"Evlenemeden öleceksin diye ödüm kopuyor."

"Evlendikten sonra ölsem sorun yok yani?" Daha sıkı sarıldı. "Boşuyorum seni, Mir!"

"Asla! Önce kendi kurt sürümüzü yapmalıyız." Gülüp geri çekildim. "Dedem şimdiden beni torun için daralıyor." Dediğinde göz devirdim.

"Çok merakıysa yapsın bir tane." Dediğimde güldü. "Yaşlı bunak. Ancak ortada aşiret, töre, berdel, kan, intikam diye gezinsin." Derken aşiret, töre, berdel, kan ve intikam sözcüklerini efendimiss der gibi söylemiştim.

"Eski toprak. Söz de dinletemiyoruz." Dedikten sonra elimi tuttu. "Boşver bunları. Görev nasıldı?"

"Her zamanki Lakayıt gibi." Dediğimde hayranlıkla gülümsedi. İki farklı renge sahip gözlerine bakarken ben de iradesizce gülümsüyordum.

Okyanusun dibi mi? Orman kuytusu mu? Karar vermek çok zor.

Lakayıt, asıl adı Akıncı olan bir projeydi. Ben ise o projenin ilk deneği gibi bir şey. Lakayıt hem bir asker, hem bir ekip, hem de karargahtı. Lakayıt kimseden emir almazdı. Yaver lakaplı bir yardımcı ve Yuva lakaplı bir hacker dışında ekipte başka üye yoktu. Karargahta ise bizden sonra gelecek olan Lakayıt, Yaver ve Yuva adayları eğitim alıyor, en büyük operasyonlar o karargahtan yürütülüyordu. Lakayıt olmak intihar demekti ancak ben yine de kabul etmiştim. Gözlerimin önünde öldürülen onca askerin intikamını alacaktım.

Lakayıt, bunu yaparken lakayıt olacaktı. Soğuk, kayıtsız ve umursamaz.

"Seni tam şuan öpmek istiyorum." Dediğinde yutkunarak dudaklarına baktım. "Ama amcan ve baban evlenmeden temas yok sözü verdirdi." Diyerek somurttu. Onlar yüzünden sözüne sadık sözlüm, benimle temas edemiyordu. Ben de bu işlere baya yabancıydım.

Akay...

"O sözü sana verdirttiler." Sırıttım. "Ben öpebilirim." Dememle yakasından tutup kendime çekerek dudaklarımı onunkilere bastırmam bir olmuştu.

Hassiktir sonunda yaptım lan!

Aksiyonla geçen bu tehlikeli hayatımda az sayıda huzur bulduğum yer vardı. O yerlerden birisi de bu adamın yanıydı. Sakince, yavaş yavaş ve tadını çıkara çıkara öpüyorduk birbirimizi. Bir elim ensesine gidip onu kendime daha çok bastırdı. Bu ani hareketimle dişlerimiz birbirine çarpmıştı. İkimiz de boğuk şekilde inledik.

"Vay çakallar!" Diyen sesi duyduğumuzda ışık hızında ayrıldık birbirimizden. Umay, elinde telefonla fotoğrafımızı çekmişti. "Ben nişanlıyken bana laf et ama sen gidip enişteyle nanay yap." Fotoğrafı gösterdi. "Bunu amcam ve babama göstermezsem namerdim!"

"Sikerim seni, Umay!" Diyerek ona doğu fırladığımda az önce yaşadığım mükemmel anın katili olan sevgili ikizimi nasıl öldüreceğime dair planlar kafamda dönmeye başlamıştı bile.

Benden bu kadar. Başka da nah toplarım bu arsızlık ve cesareti.

"Aşırı güzel, muhteşem ve ateşli olduğumu biliyorum ama kardeşini sikmek istemen hiç etik değil, Akay."

Sadece on dakika. On dakika sonra şoför koltuğunda Mir, yanında ben ve arkamızda melül bakışlar atan Umay olacak şekilde eve gidiyorduk. Ben ve Mir, dikiz aynasından Umay'a kötü kötü bakıyorduk.

Gözlerim üzerindeki kıyafeti görünce mağaramda bir ses kükredi. Mini etek, vücud hatlarını belli eden bir büstiyer. Hakkari gibi bir yerde. Senin rüküşlüğünü sikeyim, Umay!

"Etrafta it kopuk çok, Umay." Dediğimde side eye attı. "Her yer sapık kaynıyor." Eve gelirken dinlediğim radyoda haberler vardı ve tamamen taciz ve kadın cinayetleri üzerineydi hepsi.

"Alpay dedi ki, "Sen istediğini giy. Sana bakana etek giydiririm." " Mest olmuş şekilde iç çekti.

"Sanki ben sana bakanları elekden geçirmedim." Diye homurdandığımda gülmüştü. Sırf ona baktı diye bir adamı komalık edecek kadar dövmüştüm.

O tam bana cevap vereceği sırada telefonunun sesi yükseldi. Arayana baktı. Yutkundu ve telefonu bana uzattı.

Belalı Kadın arıyor...

"Öğrendi." Dedik ikimiz de aynı anda. Birbirimize tedirgin bakışlar atıp yutkunduk.

"Neyi?" Diye soran Mir'e yüreğim acıyarak baktım.

"Bizim aney, karnıyarığı yediğimizi öğrendi." dedi Umay. O her ne kadar açmak istemese de kaçınılmaz olanı geciktiremeyeceği için yutkunarak açtı telefonu.

"Güzeller güzeli, annem?" Elimle hoparlöre vermesi için işaret yaptım. Dediğimi yaptı.

"İki tepsi... İki tepsi karnıyarık yaptım." Derin bir nefes alma sesi geldi. "Ve bir tepsi boş."

"Anne vallahi amcam yedi! Öğlene doğru Akay, görevden gelmişi ya hani... Acıktığını söyleyince ona bir tabak getireyim dedim bir baktım amcam tüm tepsiyi yemiş. Beni de tehtid etti!" Heyt be! Kimin ikizi bu kız!

"Umay. Kızım ben senin altına giydiğin dona kadar biliyorum kızım. Kandırma beni. Al Akay'ı da yanına, bul amcanı eve gelin." Hayret, sesi sakin çıkıyor.

"Peki..." Umay, düşen yüzüyle telefonu kapattı. "Ya bu kadın nasıl oluyor da anlıyor? Çok da güzel senaryo sallamıştım! Nasıl bir insan ya! Babamdan daha albay!"

"Umay, duyuyorum kızım. Kapat telefonu." Diyen annemin eğlenen sesiyle Umay, dondu kaldı.

Umay, bu sefer gerçekten telefonu kapatınca bir daha konuşmadı. Bu haline Mir ile birlikte güldük. Umay, bize bakmadan telefonuyla uğraşmaya başladığı, ve hatta sırıttığı sırada tam elimi telefona atmak için uzanacaktım ki Mir elimi tuttu. Bu hareketiyle sırıtıp geri yaslandım.

Güzel öpmüştüm ha...

Yolculuk sessiz sakin geçmişti. Arabadan inene kadar Mir, elimi bırakmamıştı. Aynı zamanda Umay, o telefonu bir an bile kapatmamış, sırıtmayı silmemişti.

Mağara adamı değilsin, Akay. Kendine gel...

Yok lan ben direkt mağarayım.

Akay!

Kendi içimde kendi kendime kavga etmem, Mir'in kapımı açmasıyla son bulmuştu.

"Hayırdır? Kolumu kırdım da haberim mi yok?" Sürekli benim kapımı açması, daima aynı şeyi söylemeyeceğim anlamına gelmiyor.

Mir, gülümseyerek elimi tuttu ve beni arabadan çıkardı. Bu sırada sik gibi ortada kalan Umay, şokla bize bakıyordu. E haklıydı. Sırf mesajlaşıyor diye deliren ben, onun gözünün önünde adamla el ele tutuşuyorum. Yirmi dakikalık farkla da olsa abla olmak bunu gerektirir.

Yanlız Mir, temas yok sözünü bozdu.

Yok lan o sözü biz bozdurduk.

"Baban gelmiş miydi?" Diye soran Mir'e bilmiyorum anlamında dudak büzdüm.

"Bekleyin." Diyen Umay, evin kapalı camlarına bakıyordu. Mir'e bakmaktan fark etmemiştim. "Işık da yanmıyor, perde de kapalı."

Elimi belime atıp beylik tabancamı çıkardım. Benimle beraber Mir ve Umay da kendi silahını çıkarmıştı. Mir, abisi ve sözlüsü asker olduğu için devlet tarafından onaylı olarak silah taşıma izni vardı. Umay, amcası, babası ve ikizi asker olduğu için yine aynı şekilde özel izin sayesinde silah taşıyabiliyordu.

"Dikkatli olun." Dediğimde hepimiz sakince evin etrafını dolaştık. İkisi de iyi derecede dövüş teknikleri biliyordu. Silah kullanma konusunda da iyilerdi. Zaten Umay, boyu yetseydi asker olacaktı. Kısa kaldığı için annemin izinden gidip veteriner olmuştu. Mir ise saçma aşiret kuralları yüzünden abisi şehit düşerse aşiretin başında bir ağa olsun diye, biraz da babasının bağlantıları onun elini kolunu bağladı diye asker olamamıştı.

Lakayıt olduğumu, kendimi en iyi şekilde savunabileceğimi bilen Mir, benim de ikazım -kesinlikle tehtid etmedim- yüzünde Umay ile birlikte evin sağ tarafından dolaşacaktı. Ben ise sol tarafı inceliyor, yavaş yavaş evin arka bahçesine yürüyordum.

Silahın emniyetini açmıştım. Etrafı gözleye gözleye arka bahçeye gelmiştim. Benim gelişimle eş zamanlı olatak Mir ve Umay da arka bahçeye giriş yapmıştı. Sessizce yanımdaki bir pencereyi işaret ettim. Onlar yanıma gelene kadar ben sessizce camı açmayı başarmıştım. Normalde bu pencereyi açmak imkansızdı. Ancak Lakayıt olmak da imkansızlık demekti.

Pencere pervazına tutunup kendimi yukarı çektim. Mir de aşağıdan bana destek verdi her ne kadar ihtiyacım olmasa da. Girdiğim oda misafir odasıydı. Zaten bizim yatak odaları üst kattaydı. Benden sonra da Umay, Umay'dan sonra da Mir girdi. Yavaş ve sessizce kapıyı açtım. Etraf karanlıktı.

Bok kokusu alıyorum.

Cidden bok kokusu alıyorum.

"Hanginiz sıçtı lan?" Diye fısıldadım ister istemez. Burnumun direği düştü lan resmen. Nasıl bir koku bu?! Ben tam küfredecekken ufacık, minicik bir ses duydum.

Osuruk sesi?

Yoğ eben!

Namluyu sese doğrulttum ve ıskalayacak şekilde ateş ettim. Aynı şekilde karşılık aldığımda üçümüz de çoktan siper almıştık. Etraftaki tek ışık kaynağı odaya girdiğimiz pencereydi. O ışık sayesinde de pek bir şey göremiyordum. Ayak sesi geldi. Annemin çığlığını duydum.

"Anne!" Umay, bağırarak saklandığı yerden çıkmıştı. Silah sesi devam ediyordu. Umay karanlıkta fatk edilmese bile ne olur ne olmazdan silah sıkan kişinin dikkatini kendime çektim. Lakin ben daha tetiğe basamadan Mir, beni geri çekmişti.

"Sürekli kendini siper etme, Akay!" Nefes nefese kalmıştık ikimiz de. "Bırak da biz de sana kalkan olalım!" Cevap verecektim ki beni engelleyen bir şey oldu.

Önce bir çarpışma sesi duydum. Sonra bir kırılan kemik sesi. Ccı dolu inlemeler. Ve ışıklar açıldı.

"Ne oluyor bu aşağılık yerde?" Dediğimde tetik üzerindeki parmağım gevşemişti. Nereye düştüğümü sorguluyordum tam olarak.

Amcam ve babam yerde kafalarını tutarak yatıyordu. Annem, Umay'ın kolunu ters çevirip sırtına dayamıştı ve galiba o kırılma sesi Umay'ın kolundan geliyordu. Işık açmayı ise Mir akıl etmiş, bulunduğumuz odanın ışığını açarak fazla ileriyi olmasa da koridoru iyi şekilde görmemizi sağlamıştı. Umay ise bir kolu annem tarafından bükülüp koluna yaslanmış, boştaki elindeki silahı ise annemin ayak ucuna ateş etmişti. Timden yakın olduğum Nefes, Ege, Arif ve Ali Polat da elinde silahla, farklı açılardan bize nişan almışlardı. Alpay ise nereden bulduğunu bilmediğim pompalı tüfeği amcama doğrultmuştu.

Bu adam göreve gitmemiş miydi lan?

Ben de göte banan yarrak gibi duruyorum işte.

"Ulan hangi kütükle değiştin lan kafanı?!" Diyerek başını tutuyordu amcam.

"Ben senin amına koyim, Güney! Seni yedi kere atıp altı kere tutan ebeni sikeyim, Güney! Çapraz bağlarına tersten kayış sokayım, Güney!" Diyerek ayağa kalktı babam. "Nasıl acıyor lan!"

"Umay! Kızım çok acıyor mu?!" Annem, Umay'ın kolunu serbest bırakmış, önüne eğilmişti. "Vallahi sen olduğunu bilseydim kolunu kırmızdım." Güldü. "Kafanı kırardım."

Anne terörüne hayır.

"Aney ben saa ne yapmışem?" Diyerek yarım yamalak şive yaptı, Umay. Kırılan kolunu tutuyordu. "Senin bütün zararın bana ya!"

Doğru. Bu kadın, ikizime satır fırlatmış insandı. Not da düşeyim, yanlışlıkla.

"Yanlış alarm." Dedi Nefes. İç çekerek beylik tabancasını beline yerleştirdi. Onun bu hareketiyle zaten hepimiz otomatik olarak silahları kaldırmıştık. Amcam ve babam ayağa kalkıp Umay'ın başına toplanmıştı.

"Kalk lan. Ölmezsin." Dedim durduğum yerden. "Ne oluyor burada? Siz niye geldiniz lan?" Dedim time bakarken. Timde tek eksik Kıvanç binbaşıydı. Geçenlerde Pelin diye bir hemşireyle evlenmişti ve şimdi balayındaydılar. İlk geldiğim zamanlarda bana yavşasa da ona siktiri çekmiştim ve telesinde pervane olan Pelin hemşireyi fark etmesini sağlamıştım.

Bir yuva kurulmasına vesile oldum. Böyle böyle cennete gideceğim!

Efsun yenge annesini ziyarete gittiği için yoktu. Haliyle benim küçük kuzenler, Doğu ve Batı da anneannelerini ziyarete gitmişti. Doğu yirmi beş, Batı ise yirmi yaşındaydı. Doğu polis, Batı ise hukuk öğrencisiydi. Doğu ile aramızda her ne kadar beş yaş varsa da bana abla demezdi. Bu yüzden kaç defa dövmüştüm, saymayı bıraktım. Batı, canım kuzenim bana öyle bir düşkündü ki amcam kıskançlıkta level atlamıştı.

"27 Haziran." Dedi Nefes. Boş boş baktım ona.

"Ee?" Dediğimde Ali Polat bana ciddi misin abla der gibi bakmıştı. Yaşı benden küçük olduğu için sivil hayatta bana abla diyordu.

"Komutanım bugün sizin doğum gününüz ya." Diyen Ege, herkesin üzerinde bulunan şık elbiseleri göstermişti.

"Ve yengeyle sana süpriz parti hazırlmaşıtık." Umay'a da yenge diyorlardı. Karargahtaki herkes ona yenge diyordu. Ulan, Alpay!

"Ve rütbe atladın." Diyen Nefes ile gülümsedim. Beş saat önce, görevden döndüğüm gibi kıdem almıştım.

Yüzbaşı Akay Gürgen değil, kıdemli yüzbaşı Akay Gürgen.

Heyt yavrum!

"Önce bir hastaneye mi gitsek?" Diyen annem, endişeli gözlerle Umay'ın koluna bakıyordu. "Halbuki sert de bükmedim. Nasıl kırıldı ki?" Diye mırıldanırken babam iç çekmiş, Mir'e kötü kötü bakıp benim yanıma gelmişti.

Aramızda sadece söz vardı, babam ve amcamsa her an sözü atabilir, Umay'ın nişanını iptal edebilirdi. O kıskançlık damarına basmamak için kırk takla atıyorduk amına koyim!

Babam beni kolunun altına alıp uzaklaştırdığında Mir ile aramızda acıklı bir bakışma geçmişti. Önümü döndüğüm gibi ilk Alpay'ı fark etmiştim.

Bu adam görevde değil miydi lan?

"O benim pompalım mı?" Derken hafiften gözümün attığını hissediyordum. "Eğer benimse onu tutan parmaklarını kırarım!" Bu tüfeği bana babam almıştı mevzun olunca. İkizimin bile dokunmasına izin vermedim daha!

"Randevu..." Diyerek iç çekti. Bu adam sürekli tek kelimeyle konuşuyordu resmen. Çok az konuşuyordu. Babası hariç kimse bu adamın ne demek istediğini anlamıyordu. Mal mal bakmamla göz devirdi.

"Senin." Dediği gibi tabancamı belimden almış, savaş meydanına dönen zemine bir kurşun daha sıkmıştım. Pardon, ayağına gelmiş. Tüh.

"Siktim seni!" Dediğimde ayağını tutup yüzünü buruşturmuştu. Babam ve amcam durumdan keyif alıyorlardı. Damatlara bizim tarafımızdan verilen her zarar onlar için ödüldü.

Bunun sonrası ben Alpay'ı tartaklamış, Umay kırık koluyla, annem mükemmek tehtidleriyld beni engellemiş, amcam ve babam halimize kahkaha atmış, Mir bu anları gülerek kameraya almış, tim ise babamın emriyle evin dağınık yerlerini toplamıştı. Babamın albay, amcamın ise Lakayıt projesi sahibi olması beni çok zorluyordu.

Bu iki adam Mir ile görüşme yasağı getirmişti bana.

Günün sonunda Umay, kolunu alçıya aldırmıştı. Alpay, kurşün sıktığım ayağını sardırmıştı. Biz hastaneyle uğraşırken timdekiler ise evi toparlamıştı. Amcam ve babam da evde kalmış, evi toplayan timin inadına oturma odasında çekirdek çitleyerek kabuğunu yere atmışlardı. Annem ve Mir ise ben Alpay'ı sikmeyeyim diye beni göz önünde tutmuştu.

Ve amcamın fikri olan o muazzam ötesi partiyi gerçekleştirebilmiştik. Ben ve Umay, kimse fark etmeden heriflerimizle fingirdeşiyorduk. Sırf bugün doğum günü diye sadece kötü kötü bakmıştım. Alpay ise kıskançlık seviyemi ve onları gördüğümü bilmesine rağmen inadına yavşamıştı. Tim son ses müzik açıp kendinden geçerken amcam ve babam da onları sarhoş etmişlerdi. Annem da ayık kafayla sizi çekemem diyerek kafasına bira diklemişti. Eğer Efsun yenge o

Bölüm sonu

4 yorum

  • Umay kim yaa böyle birimi vardı evet işkembe çorbası sahnesini hatırlıyorum ama o şüheda değilmiydi

    1Yanıt
  • Umay kim yaa böyle birimi vardı evet işkembe çorbası sahnesini hatırlıyorum ama o şüheda değilmiydi

  • Umay kim yaa böyle birimi vardı evet işkembe çorbası sahnesini hatırlıyorum ama o şüheda değilmiydi