"Önceki bölümde Akay helikopter düşmesi nedeniyle ağır yaralanmıştı. İyileşme süreci boyunca ona çok tanıdık gelen birisini görmüştü. İlk başta babası sansa da daha sonra amcası Güney olduğunu anlamıştı. Amcası ona Lakayıt karargahına nasıl geldiğini, yarbay Emir, Mir ve pilota ne olduğunu söylemişti. Ardından Akay'a önemli bir şey söyleyeceğini demiş, ama Akay sabah söylemesini istemişti. Akay uyumadan önce de Güney, Lakayıt projesinin ona ait olduğunu, ancak kendisi görevdeyken karargah yönetimini geçici olarak Levent Türkel'e bıraktığını söylemişti."
Kazadan Bir Süre Sonra
Yazardan
Yarbay, birisinin seslenmeleriyle açtı gözlerini. İlk önce etrafı taradı. Kulağında bir çınlama, bacaklarında keskin bir acı vardı. Bacaklarına baktığı zaman helikopter parçalarından bazılarının bacaklarını sıkıştırdığını fark etti. Acıyla inleyerek ona seslenen kardeşine baktı.
"Mir. Aslanım iyi misin?" Yarbay etrafındaki enkaza bakıp kardeşini bulmaya çalıştı. Helikopter parçaları dışında hiçbir şey göremiyordu. "Neredesin?"
"Abi, pilottan ve Lakayıt'tan ses yok." Mir bir şey duyma, bir hareketlilik görme umuduyla etrafına bakındı. "Sağ kolumu hissetmiyorum. Bir de sağ gözüm kanıyor. Sen nasılsın?"
"Bacaklarım sıkışmış. Hareket edemiyorum." Yarbay etrafına bakarken şans eseri taş ve kayalık bir alanın kenarında yatan kadını fark etti. "Mir! Koçum Lakayıt'ı buldum. Hareket edemiyorum, kadının yanına gidebilir misin?"
Mir kendini zorlayarak ayağa kalktı. Kulak çınlaması, baş dönmesi ve göz kararması eşliğinde düşe kalka ilerledi. Lakayıt'ı göremedi ama abisini buldu. Yine kendini zorlayarak abisinin yanına gitti.
"Oğlum, ilk Lakayıt'a bak. Kadın benden daha önemli." Mir bir an tereddüt etse de sonra abisinin ona işaret ettiği tarafa yürüdü. Yerde yatan kadının yanına çöktü. Lakayıt'ın nabzını ölçtü. Çok hafifti. Hissedilemeyecek kadar hafif. Nefes alması kolay olsun diye mecbur olarak Lakayıt'ın yüzündeki maskeyi çıkardı.
"Akay?" Kadının yüzüne bakarken nutku tutulmuş gibiydi. Bunun iki sebebi vardı. İlki Lakayıt'ın Akay çıkması, ikincisi ise yüzünün yarısının gözükmüyor olması. Mir, Akay'ın nefesini kontrol etti, tekrar nabzına baktı. Kalp masajı yapacaktı ancak sağ kolu hissizleşmiş ve hareket etmiyordu. Bir telsiz bulma umuduyla helikopterin fazlasıyla hasar almış ana gövdesine gitti. Arada bir dönüp Akay'a bakıyordu. Sonunda bir telsiz buldu. Telsiz ilk başta çalışmasa da en sonunda ses gelmişti. Mir kaba taslak bulundukları bölgeyi ve durumlarının aciliyetini bildirdi. Çok geçmeden TSK askerleri gelmişti bile.
Akay'ın Komaya Girmesinden İki Gün Sonra
Yazardan
Yarbay Emir'in bacakları felçliydi. Hayatının sonuna kadar felçli kalma ihtimali vardı. Pilot yoğun bakımdan çıkmıştı. Mir'in ise sağ gözü sarılmıştı ve sağ kolu alçıdaydı. Ve de sağ kulağı geçici duyu kaybı yaşıyordu. Tüm zararı sağ tarafı almıştı.
Lakayıt'ın Akay olduğunu öğrendikten sonra Mir, Akay'ı daha çok merak etmeye başlamıştı. Abisi sayesinde Lakayıt hakkında az çok bilgisi vardı. Akay'ın komaya girdiğini öğrendikten sonra ve de Güney'in Akay komadayken Akay'a söyledikleri onun merakını iyice depreştirmişti. İçinden bir ses Akay'ın yanına gitmesini söylüyordu. Ancak onun bulunduğu odaya doktorlar ve tanımadığı bir adam, yani Akay'ın amcası Güney hariç giriş yasaktı.
Akay'ın Komaya Girmesinden Bir Ay Sonra
Yazardan
Mir'in abisi yavaş yavaş ayak parmaklarını oynatmaya başlamıştı. Pilot uyanmıştı ve durumu iyiydi. Üstlerin kesin emri vardı bu yüzden yarbay Emir, Lakayıt karargahından gidemiyordu. Mir de öyle.
Mir'in gözündeki bandaj açılmış, kulak çınlaması gitmişti ancak hâlâ kolu alçıdaydı. Karargahın bahçesindeydi. Ailesiyle telefon görüşmesi yapıyordu. Telefonu kapatırken arkasında birisinin olduğunu hissetti. Sağ olsun abisi onu kendisi gibi yetiştirmiş, bildiklerini öğretmiş ve sezgilerini geliştirmede yardım etmişti. Arkasına dönünce sürekli Akay'ın olduğu odaya giren adamı gördü.
"Buyrun?" Asker değildi, selam durmasına gerek yoktu.
"Psikolog Mir ağa..." Güney güldü. "Takip et beni. Konuşacaklarımız var." Cevap beklemeden arkasına döndü ve köşedeki çardağa ilerledi. Mir bir şey anlamasa da onu takip etti. Güney çardağa oturdu, karşısını işaret etti. Mir de Güney'in karşısına oturdu.
"Sen ne ayaksın lan?" Güney aniden keko moduna geçiş yapmıştı. Yani ciddileşmişti. Mir ne olduğunu anlamayarak mal mal baktı Güney'e.
"Anlamadım..?" Güney Mir'e yaklaştı. En okkalısından bir şamar geçirdi ensesine. Mir bocaladı.
"Ulan fark etmedim mi sanıyorsun? Gözlerinin benim yeğenimin odasının kapısında ne işi var lan?!" Güney'in kıskançlık damarı kabarmıştı. Mir aklından kendine küfür ederken dilini ısırdı. Cidden sürekli o odaya mı bakıyordu?
"Abimin odasının karşısında..." Sesi içine kaçmış gibiydi. Adama bakarken Akay'a benzediğini fark etti.
"Sen beni enayi yerine mı koyuyorsun lan?" Mir'in içindeki ses bu sefer de bu adamla iyi geçinmesi gerektiğini söylüyordu.
"Estağfirullah." Güney bir süre öldürecekmiş gibi Mir'e baktı. Mir bu bakışlardan hafif tırstı ama kuyruğu dik tuttu. İçindeki psikolog karşısındaki adam hakkında ona rapor veriyordu. Aradan neredeyse on dakika geçti. Tam Hint filmlerine layık bir bakışma yaşadılar.
"Sadece kapının yanından bakacaksın." Dedi Güney vicdanlı tarafına uyarak.
"Tamam." Mir tekrar kendine küfür etti. Resmen oltaya atlayan sazan balığı gibi davranmıştı. Güney bir süre daha Mir'in farklı renkte gözlerine baktı. Sonra da ayağa kalktı. Mir'e kendisini takip etmesine dair bir işaret yaptı. Mir, tekrar onun peşine takıldı. Bu sefer Akay'ın odasına gelmişlerdi.
"Sadece kapıdan bakacaksın lan, tırrek." Mir başını sallayınca Güney kapıyı açtı. İkisi birlikte kapının tam önüme geldi. Mir kapı önünde kalırken Güney, Akay'ın yanına gitti.
Günümüz
Akay Gürgen
Sabah olmuştu. Üzerimde amcamın bana getirdiği askeri üniforma vardı. İkimiz de birer taburede oturuyorduk. Ortamızda bir masa vardı. Masa üzerinde de tavla. Şu ertelediğim önemli konuyu konuşacaktık.
"Düzgün oyna lan şunu." Uzakta olan iki taşı kendi haneme getirirken bir yandan da şikayet eden amcama kızıyordum. Onu yenmemi çekemiyordu.
"Saygılı ol. Askerlik arkadaşın mı var lan karşında?" Durdum. Ben ona baktım. O bana baktı. Ben onun üstündeki asker üniformasına baktım. O benim üzerimdeki üniformaya baktı. Ben ortadaki tavla oyununa baktım. O da ortadaki tavla oyununa baktı.
"Naber lan devrem." Derken zar atmıştı.
"İyidir devrem, senden?" Pullarını oynatırken pür dikkat onu izliyordum.
"Hamd olsun. Kaç şafak kaldı?" Bu sefer ben attım zarı.
"Bizde şafak bitmez be devrem." İkimiz de durduk ve birbirimize baktık.
"Ne yaşıyoruz lan biz?" Salla der gibi bir hareket yaptım. Pulların tamamını toplayınca amcama en okkalısından bir kapak yaptım. O da kafama vurdu memnuniyetsizlikle. Aramızda bir süre sessizlik oldu.
"Ben senin babanım."
"NE?!" Güldü.
"Şaka lan şaka gül diye." Yine sustuk. Birbirimiz hariç her yere bakıyorduk.
"Akay sen gerçekten de benim öz yeğenimsin." Diyerek konuya girdi. "Ortada karıştırılan bebekler yok." Yutkundu. "Çalınan ikizler var." Dondum.
"Şaka değil?" Nefesim kesilmiş gibiydi. Olumsuz anlamda salladı başını. Bu sefer şaka yapmıyordu.
"Olaylar karışık gibi ama pek değil. Akay..." Gözlerini tavla sahasına indirdi. "Şüheda, aslında senin ikizin." Bakakaldım.
"N-ne?"
"Karaca yenge, ikizlere hamileydi. Doğduğunuz gün Şüheda hiçbir yaşam belirtisi göstermemişti. Herkes onu öldü sanmıştı. Karaca yenge depresyona girmişti. Kocası görevdeydi, kızını öldü sanıyordu. Ailesi arkasında durmadığı için yanlızdı. Bir tek ben vardım yanında." Derin bir nefes aldı.
"Kuzey zamanında Ahir'in kuyruğuna basmıştı. Şüheda öldü sandık ancak yaşıyormuş. Nasıl olmuşsa Ahir, bunu öğrendi ve Dizdar'a emir vererek Şüheda'yı kaçırttı. Alkan Dinçer de o sıra sekiz aylık bir görevden gelmişti ve Şüheda, Duru'ya verildiği zaman Duru sanki hamileliği Alkan askerdeyken geçmiş gibi davranarak Şüheda'nın onların kızı olduğunu söylemiş. Yine Ahir'in emriyle Duru, Şüheda'ya zindan hayatı yaşatmış. En büyük çocuk, yani Turan Duru'nun hamile olmadığını bilen tek kişiydi ancak o da Duru'nun yalanlarına kandı ve sessiz kaldı." Gözlerim tavla tahtasının üzerindeydi. Amcama bakmaya korkuyordum.
"Eğer Kuzey ve Karaca ölmeseydi Ahir, Şüheda yoluyla onlara zarar verecekti. Ancak başka bir terör örgütü onları öldürdü. Sana neden dokunmadılar, orası muamma."
Ailemi Ahir öldürmediyse kim öldürdü?
"Yani Şüheda... Benim ikizim mi? İyi de biz benzemiyoruz ki!" Bana sen nerenin defolu malısın der gibi bir bakış yaptı.
"Akay sen aynaya baktığına emin misin? Şüheda aynı Karaca yenge, sen aynı Kuzey'sin! Her ikiz birbirine benzemez." Eh, mantıklıydı.
"Bu arada miras devretme işini iptal ettirdim." Kafa karışıklığıyla baktığımı görünce açıklama yapma zahmetine girdi. "Kardeşim her ne kadar Şüheda'nın öldüğünü sansa da onun için miraslarının yarısını yardım kuruluşlarına bağışlamıştı. Ama bu bağış için benim de onayım gerekiyordu ve ben görevdeydim diye miras öylece kaldı. Görevden gelir gelmez öldü sandığım yeğenimin yaşadığını öğrenince mirası ona devrettim. İkiniz de eşit şekilde mirasa sahipsiniz."
"Amca benim gözlerim kararıyor." Derin nefesler almaya başladım.
Ulan ben daha bu adamın yaşadığına alışamadım bunları nasıl sindireyim?!
"A bir de senin haberin yok ama Şüheda ilik nakli ameliyatı oldu bir ay önce. Ona iliğini veren Alpay Günata'nın da durumu çok iyi. Askerlik yapabilecek."
"Amca, başım dönüyor." Yer sarsılıyormuş gibi hissediyordum.
"Bir de sen o adamla da DNA testi yapmışsın. Alpay'ın bizim sülale ile hiçbir ilgisi yoktu boşuna adamın kanını almışsın." Güldü.
"Amca iyi değilim!" Diye bağırdığımda hâlâ işin ciddiyetini anlamamıştı.
"Ben de iyi değilim, boşver." Son hatırladığım kafamın tavla tahtasına çarpması, üstündeki pulların yere dökülmesi ve amcamın aha gitti kız deyişiydi.
╾━╤デ╦︻
Bölüm sonu!