Tıpla uzaktan yakından alakam yok, bir şeyler yazacam çok takılmayın udhdijxud
╾━╤デ╦︻
"Önceki bölümde Akay test sonuçları nedeniyle mide bulantısı yaşayıp kusmuştu. Ardından içindeki tüm öfkeyi Dinçer ailesinin evini dağatarak çıkarmıştı. Sonra Yuva'yı arayarak Ötüken timinden çıkışını istemiş, ailesinden ona kalan mirası da Şüheda'ya devretmişti. Ardından Lakayıt karargahına gitmek için Kuzgun tugayına gitmiş, orada Mir'in abisi yarbay Emir ve Mir ile karşılaşmıştı. Şırnaka gitmek için helikoptere bindikleri zaman helikopter vurulmuş ve düşüşe geçmişti."
"Nabız düşüyor!"
"Hastayı kaybediyoruz! Şok cihanızı hazırlayın!"
"Bilinci açık! Narkoz verin!"
╾━╤デ╦︻
"Özür dilerim..." Çok tanıdık gelen bir ses vardı. İçimde bir sıcaklık hissettim. Birisi elimi tutuyor olmalıydı. Sadece tutmuyor, baya baya sıkıyordu. Konuşmak istedim. Ancak nefes bile alamıyordum. Aldığım her nefes göğsüme bıçak saplanıyormuş gibi bir hissiyat veriyordu.
Sen kimsin?
Ses fazlasıyla tanıdıktı. Zihnimde yüzü canlanıyordu, adı yankı yapıyordu ancak bir türlü söyleyemiyordum. Gözlerimi açmaya çalıştım. Olmadı. Sadece denemek bile acı veriyordu.
"Tahmin etmem gerekiyordu." Bu her kimse sesi acı çekiyormuş gibiydi. Elini alnımda hissettim. "Celal!" Diye aniden bağırdı endişeyle. "Ateşi var!"
╾━╤デ╦︻
Etraf sessizdi lakin kulağımda bir çınlama vardı. Başım herzamankinden de fazla ağrıyordu. Resmen her bir kemiğim kırılmış gibiydi. Yine elimde bir el hissediyordum. Çektiğim acıyı zor da olsa boşverip gözlerimi hafifçe araladım. Her şey bulanık görünüyordu ancak çok tanıdık gelen bir adamı seçebilmiştim. Elimi tutuyordu. Bir sandalyeye oturmuştu. Bacakları hafif aralıklı, kollarını dizine koymuştu ve kafasını aşağı eğmişti. Daha fazla gözlerimi açık tutamadım.
╾━╤デ╦︻
Sanki birisi göğsüme yumruk atmış gibi aniden derin bir nefes alarak öksürdüm. Canım o kadar çok yanıyordu ki inlememe engel olamadım. Boğazım ağrıyordu.
"Su." Sadece bu küçük kelimeyi bile zorlukla söylemiştim. Burnumun üstü de dahil ağız çevremde her ne varsa birisi onu çıkartı. Dudaklarıma bir şeyin değdiğini hissettim. Birisi bana yavaş yavaş su içiriyordu. Suyu benden uzaklaştırdıktan sonra derin nefesler aldım. Her yerim ağrıyordu.
"Celal!" Ses bu sefer rahatlamış çıkıyordu. "Celal! Uyandı lan, uyandı!" Kendimi zorlayarak da olsa gözlerimi açabilmiştim. İlk başta bulanık olsa da görüşüm sonunda netleşmişi. Gözümün gördüğü ilk kişi sarışın bir doktordu. Bu haldeyken bile yüzümü buruşturdum.
Esmer bomba yok muydu lan? Bula bula civciv mi buldunuz?
Gözüm daha sonra biraz ilerideki adama değdi. Kaskatı kesildim. Odadaki bip bip sesleri aniden hızlandı. Adamın yüzünde yoğun bir endişe ifadesi oluştu.
"Siktir..." Tek diyebildiğim buydu.
Babam olamazdı.
╾━╤デ╦︻
Yavaşça gözlerimi açtım. İlk başta etraftaki ışık gözümü alsa da bir süre sonra alışmıştım. Etrafa baktığımda hastane odasına benzer bir odada olduğumu fark ettim. Aklım tam yerine gelince buranın neresi olduğunu anladım.
Lakayıt karargahı revirindeyim.
En son hatırladığım helikopter düşerken refleks olarak bir yere tutunmuştum ve dengesini kaybeden Mir'i de yarbay Emir'e itmiştim. Ancak sonrasında bir yere çarptığımı ve helikopterden düştüğümü hatırlıyordum.
Nasıl ölmedim lan ben?
Ben buraya nasıl gelmiştim? Neler olmuştu? Yarbay Emir ve Mir neredeydi? Ölmüşler miydi yoksa onlar da mı buradaydı? Kim helikopteri vurmuştu? Başıma keskin bir ağrı saplandı.
"Baba..." Bir an bocaladım. O adam babam mıydı? Hayır, olamazdı. Babamın cesedine sarılmıştım ben. O olamazdı. Olmamalıydı. Her şeyi kaldırırdım ama bu beni bitirirdi.
Lütfen o adam benim babam olmasın.
"Baba!" Sesim bu sefer daha güçlü çıkmıştı. "Baba!" Gözlerime yaşlar dolmuş taşıyordu. Kalbim göğsümü delip geçecek şekilde çarpıyordu. Korkuyordum. Hayatımda en son ailemin ölüm gününde bu kadar korkmuştum.
Odanın kapısı açıldı ve geçen sefer gördüğüm hemşirelerden biri içeri girdi.
"Sakin olun!" Kolumda bir sızı hissettiğimde hemşirenin elindeki iğeneyi fark etmiştim. Üzerime yavaş yavaş bir dinginlik gelince sakinleştirici verdiğini anladım.
"Baba..." Üstüme bir ağırlık çöktü. Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı. Odaya birisinin girdiğini anladım kapı sesiyle.
╾━╤デ╦︻
Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Uyandığımda güneş batmıştı. Her yer sessizdi. Üzerimde herhangi bir ağrı aradım ama bir şey hissetmedim. İyiydim. Yavaş yavaş ayağa kalktım. Üzerime baktığımda hasta önlüğü olduğunu gördüm. Yine yavaş adımlarla pencereye yürüdüm. Arka bahçede birileri vardı. Yatağın yanındaki komodinin üstündeki bardağa sürahideki suyu doldurdum. Suyu içerken babamın ölü bedeni gözlerimin önündeydi. Bardağı komodinin üzerine bırakıp duvar köşelerine baktım. Bingo. Kamera.
Kamera varsa birazdan birileri uyandığımı anlayıp gelirdi. Sakince yatağa oturdum. Şuanda beş paket tütün sigara bitirebilirim. Derin nefesler alırken sanki ruhum çekilmiş gibi hissediyordum. Lütfen babam olmasın. Yorgunlukla yatağa uzandım. Zaten çok geçmeden de uyumuştum.
Lütfen o adam babam olmasın.
Uyandığımda yan taraftaki tekli koltukta birisi oturuyordu. Daha doğrusu kollarını göğsünde birleştirmiş, başını omzuna yaslamış uyuyordu.
"Baba..." Hızla yataktan doğruldum. Seslenmem ile hızla gözlerini açıp bana baktı. Bir sorun vardı. Babam gibi bakmıyordu. Babam bana yumuşak bakardı ama bu adam gel bir bok yiyelim der gibi bakıyordu. Üstüme bir rahatlık geldi. Bu adam babam olamazdı. Amcamdı.
"Güno..?" Gözlerim doldu. Önce gülümsedim. Sonra tebessümüm soldu. Ardından tekrar gülümsedim. Yataktan kalkıp temkinli adımlarla amcama yürüdüm.
"Fırıldak." Duygu dolu bir tebessüm oluştu yüzünde. Çekingen şekilde kollarını sarılmam için açtı. Acı ve rahatlama karışımı bir kahkaha attım. Hızla ona sarıldım. Gözlerimden yaş süzülüyordu. Hâlâ hatırladığım gibiydi. Sadece hafifçe yaşlanmıştı. Sıkıca sarıldım. Sonra ondan ayrılıp sert bir yumruk attım yüzüne. Gözlerim o kadar dolmuştu ki görüşüm bulanıktı.
"Seni öldüreceğim!" Hem gülüyor hem de ağlıyordum. Galiba kafayı yedim. Ve galiba o da kafayı yedi. Çünkü o da benimle birlikte gülüyordu.
"Görev içindi. Değil mi?" Diye sordum. Cesedi de bu yüzden yoktu ortada. "Neredeyse dokuz yıl oldu! Neden şimdi geldin?" Hakkım yoktu, devlet için böyle bir şey yapmıştı ama kırgındım. Dokuz yıldır amcamı öldü biliyordum. Dokuz yıldır kimsesiz olduğumu sanmıştım.
"Mecburdum." Sesi özür diler gibiydi. "Akay, benim sana bir şey açıklamam gerek. Normalde daha erken söyleyecektim ama öldüğüm için yapamadım." Ondan ayrıldım. İçime kötü bir his doğmuştu.
"Bir ve on arasında önem seviyesi?" Diye sorduğumda verdiği cevap beni iyice tedirgin etmişti.
"Yüz." Hâlâ inanamıyordum. Amcamın karşımda olduğuna hâlâ inanamıyordum. Yaşıyordu.
"Sabahı bekleyelim. Olur mu?" İçimdeki kötü his an ve an büyüyordu. Amcam her ciddi bir şey söylediğinde bu genellikle beni yoğun bakıma kaldıracağı kadar önemli olurdu.
"Öyle olsun." Dedi yutkunarak. Bu hareketinden onun gerginlik seviyesinin maksimumda olduğunu anlamış oldum. Zihnim kabullenemiyordu amcamın burada olduğunu. Götüm tutuşuyordu bunların gerçek olmama ihtimaliyle.
"Ben buraya nasıl geldim? Pilot, yarbay ve psikolog nerede? Nasıl oldu da bu kadar erken iyileştim?" Amcam iç çekerek yatağa oturdu. Beni de yanına çağırınca itiraz etmeden yanına oturdum. Kolunu omzuma atarak beni daha çok kendisine çekti. Yirmi dokuz yaşındaki kadın olarak değil, dokuz yaşındaki çocuk olarak yaslandım ona.
"Erken iyileşmedin. Üç buçuk ay kadar bir süre boyunca komada kaldın. Daha dün uyanmıştın aslında." Sessiz kaldım. Demek bu yüzden yaralarım neredeyse kapanmıştı.
"Kendimi ölü göstererek çıktığım görevden daha iki gün önce dönmüştüm. Döndüğüm gibi senin DNA testi olayları içinde olduğunu bana söylediler. Sen tekrar Lakayıt karargahına gelip ava başlamak istediğini söylediğin zaman yetkilerimi kullanarak-" Sözünü kestim.
"Yetkilerim derken? Lakayıt ekibine yetkilerin geçersiz." Bana gülümsedi. Hâlâ gerçek olduğuna inanmıyordum.
"Senin Lakayıt olarak ismini değiştirdiğin Akıncı projesi bana ait, fırıldak."
"Ne?!" Bağırmam ile yüzünü buruşturdu.
"Sen ve buraya atanan yarbay Şırnak üzerinden helikopterle gelip bir kampı patlatarak Şırnaktan Ankaraya uçakla gelmenizi istedim. Pislikleri bombalamak sana iyi gelir diye düşündüm." Dudaklarını büzdü. "Büyük ihtimalle sakindin Ankaraya gelme kararı alırken." Başımla onayladım.
"Ancak planlamadığımız şekilde birisi bu planı biz de daha yeni bulmuş olmamıza rağmen öğrendi. O kamp bu bilgiyi öğrendi ve size pusu kurdu. Helikopterin düştüğü bilgisini alınca hemen o bölgeye asker gönderdik. Pilot senin kadar olmasa da ağır yaralanmıştı. Yarbay ve psikolog şans eseri sadece kırıklarla kurtulmuştu. Ancak sen nasıl olmuşsa helikopterin içinden çıkmışsın ve kayalık bir alana düşmüşsün." Yutkundu. "Hayatta kalman bir mucize."
İkimiz de sustuk bir süre. Sessizliği ben bozdum. "Lakayıt projesinin sahibi ve yöneticisi sensen ve sen de görevdeysen, ben Lakayıt olduğum süre boyunca kim projeyi yönetti?" Güldü.
"Senin çok sevdiğin biri." Kaşlarımı kaldırıp ciddi misin der gibi baktığımda sırıttı. "Bayılıyorsun hatta."
"Kim bu çok sevdiğim kişi?"
"Levent Türkel." Küfür ederek yanından kalktım.
Yoğ ebenin nalı. Yoğ devenin nikahı.
"Mümkün değil!" Bu tepkime kahkaha attı.
"Sen ilk avına çıktığın ana kadar ben gizliden gizliye seni takip ediyordum. Her anlamda." Bir an ürperdim. Amcam beni her anlamda takip ettiyse ben bunu nasıl fark etmemiştim? "Lakayıt olmaya alıştığın an ise seni gözetleme ve Lakayıt karargahını yönetme işini geçici olarak Levent yaptı." Durdu ve ekledi. "Uzaktan."
"En azından bana bir işaret bıraksaydın." Sesimdeki kırgınlığa engel olamadım. Eğer ben Lakayıt olmaya alıştığım an bana bir işaret bırakmış olsaydı onun görevini riske atacak bir şey yapmazdım.
"Yasaktı." Başımı anladım manasında. "Geç oldu. Dinlenmelisin." Yataktan kalktı. "Güzel uyu, yarın bayılmanı istemem." İçimdeki his git gide büyüyordu.
"Tamam." Sözünü dinleyerek yatağa yattım. Zaten daha dün komadan çıkmış olmamdan dolayı vücudum kendi kendini uyku moduna almıştı.
İçimdeki kötü his beni tamamen ele geçiriyordu.
╾━╤デ╦︻
Bölüm sonu!