"Önceki bölümde Akay'ın talimatıyla Alpay ve Şüheda da dahil tüm Dinçer erkekleri DNA testi için kan örneği vermişti. Kan örnekleri Ankaraya, Lakayıt karargahına gönderilmişti. Akay Şüheda'yı ziyarete gelince onun kriz geçirmesine şahit olmuştu ve psikolog Mir Atalay'ı(bizimki) çağırmıştı. En son seansın başlamasında kalmıştık."
Tamamen sessizdim. Öyle ki nefes alış seslerim bile duyulmuyordu. Donuk gözlerle psikoloğa bakıyordum. Her ne kadar sicili temiz olsa da yine de şüphelenmeden edemiyordum. Telefonuma mesaj bildirimi gelince cebimden çıkarıp mesaj uygulamasına girdim. Kıvanç binbaşı, namı diğer binbaşı ibne mesaj atmıştı.
Bu adama çok pis uyuz oluyorum.
B. İbne: Timin izin süresi doldu. Bir görev aldık. İki gün sonra karargahta ol.
Siz: Tm.
Bu iki harf bile sana fazla lan göt lalesi.
Ben ve yan sanayim Alpay, Ötüken ve Pençe timini kurtardıktan sonra yaraları ağır olduğu için her iki time de iki hafta kadar izin vermişlerdi. Ben ise bu iki haftalık izni Lakayıt olarak Ankarada harcamıştım.
Telefonu tekrar cebime koyacaktım ki Mir'den aniden bir hareket gelince refleks olarak elimdeki telefonu tüm gücümle kendilerine attım. Halbuki adam camı açacakken ayağı kayıp sarsaklamıştı. Telefon alnına geldi.
"Hass..!" Acıyla alnını tuttu. Benim emektar Nokia ise yerle buluştu.
"Ay telefona bir şey oldu mu?" Diye şaşkınca sordu Şüheda.
"Nokia asla kırılmaz." Ulan ben bu telefonu dördüncü kattan düşürmüştüm de hâlâ çalışıyor, bunda mı kırılacak. Yaşasın Nokia!
"İyi misiniz?" Diye sordum dudağımı dişleyerek. Maşallah dediğim bırak üç günü, üç saat yaşamıyor amına koyim. Gitti adamın nur cemali. Alnı şişti cillok gibi adamın.
"Telefon atmaktaki amaç neydi, Akay hanım?" Dediği zaman bir an anırma isteği doğsa da kendimi durdurdum.
"Refleks." Dedim boğazımı temizleyerek. Ulan hâlâ gülesim var. Adama baksam kahkahayı basarım diye itinayla ona bakmamaya çalışıyordum.
"Ayağı kayan herkese mi telefon fırlatıyorsunuz?" Mir bana bakıyordu. Ama ben gülmemek için resmen kırk takla atıyordum.
Karizma gidecek, Akay, gülme!
"Kişiye göre muamele." Dilimi ısırdım. "Ama sizinki boşluğuma geldi." Şüheda kahkaha attı. Dayanamadım.
Anırdım.
"Bismillah sübbuhanallah!" Diyerek kalbini tuttu Şüheda. Hemen gülmeyi kesip ona baktım.
"Noldu lan?" Dedim hafif bir endişeyle.
"Kahkaha attın, Akay!" Dedi sanki öldü sanılıp morga kaldırılan hastası aniden canlanmış morg doktoru gibi.
Sadece mal mal baktığımı gördüğünde konuşmaya devam etti. "Seninle kaldığımdan beri sırıttığını ve gülümsediğini gördüm ama ilk kez kahkaha atıyorsun." Durdu. "Daha doğrusu böğürüyorsun."
"Siktir git lan!" Dedim hadi lan oradan dercesine. Böğürmedim, anırdım. Arda dağlar kadar fark var! Bi' dakika lan adam buradaydı.
Rezil oldum.
Banane lan. Rezillikse rezillik.
"Bölüyorum ama seansa geçmemiz gerek." Diyen Mir ile sustum. Şüheda da adama bakıp hafifçe yutkundu. Mir tam konuşacaktı ki durdurdum.
"Önce telefonu uzatır mısınız?" Gözüm oturduğum yerden kalkıp da duvarın köşesine düşmüş telefonu almayı hiç yemiyordu. Psikolog kusura baksın ama şuan en yakın olan oydu. Ki zaten yakın olmasa bile Şüheda gidemezdi.
Mir bana tuhaf şekilde bakıp dediğimi yaptı. Ben de o yere eğildiği zaman ufaktan totişine bakmış olabilirim. Kınamayın lütfen, siz olsanız siz de yapardınız.
Yanlız kasa iyiymiş.
Telefonu alıp bana doğru geldiğinde teşekkür ederek telefonu aldım. Hasar kontrolü olarak sadece telefonun açılıp açılmadığına baktım. Sağlamdı. Her zamanki gibi.
Birgün herkes Nokianın muazzam gücünün önünde eğilecek.
Mir tekrar koltuğuna oturduğunda not defterini tekrar dizinin üstüne koydu ve kalemi tekrar eline aldı. Göz ucuyla bana bakıp hafifçe telefonu attığım alnına dokundu. Sonra da tekrar Şüheda'ya döndü.
"Şuan hissettiğiniz en belirgin duygu nedir?" Şüheda biraz düşündü önce.
"Tiksinti." Dediğinde hafifçe başını yana yatırdı psikolog.
"Bu tiksinti kime veya neye karşı peki?" Bu sefer daha fazla düşündü.
"Bilmiyorum." Diye mırıldandı dalgınca. Sonra kaşları hafif yukarı kalktı. "Galiba insanlardan."
Tam da şuan ulan gerizekalı ben de insanım benden de mi tiksiniyirsun adlı senfonimi çalabilirdim. Lakin adam burada.
"Ne tür insanlar?" Dediğinde bu sefer cevap anında gelmişti.
"Akay dışındaki insanlar!" Mir hafifçe bana baktığında ben içimden vay devenin amı diyordum.
"Neden Akay hanım dışındakiler? Akay hanım nasıl biri?" Ulan bunlar ben buradayken dedikodumu mu yapacaklar? Sikerim lan sizi. Hem de çapraz çapraz.
"Hani mafya kitaplarındaki ulaşılmaz badboy adamlar olur ya. İşte onlar gibi Akay." Dediğinde ben ona ne alaka amk keli bakışları atıyordum. "Yani bir adam öldürmesi eksik. Ha bir de bok gibi parası yok." Dediğinde mal mal baktım.
"Adam öldürüyorum, Şüheda. Ve bok gibi param var." Diye araya girdim sen ne saçmalıyorsun narkotik polis köpeği ses tonuyla. Böyle bir ses tonu yok. Kendim uydurdum, denemeyiniz.
Mir bana bir merakla bakarken gözleri belimde duran beylik tabancasına gitti. Yüzündeki merak biraz daha arttı.
"Onlar bırak adamı, insan mı?" Dediğinde e orası öyle dercesine bir surat ifadesi yaptım. Böyle bir surat yok. Kendim uydurdum, denemeyiniz.
"O zaman bu cevabınızdan ulaşılmazı sevdiğinizi mi anlamalıyım?" Diyerek konuyu değişirdi.
"Ay yok. Hiç uğraşamam ulaşılmazla." Dedi maazallah bakışlarıyla. "Akay'ı onlara benzetme nedenim başka. Akay dışarıdan baktığında her ne kadar suratsız, soğuk ve umursamaz dursa da bana karşı öyle değil. Ha tabi arada zorbalıyor ama onda da ben kaşınmış oluyorum." Durduğunda Mir devam etmesi için bir işaret yaptı.
"DNA testi sonuçları çıktıktan sonra o kendi hayatına devam etmek için Bingöle geri döndüğünde ben herzamanki krizlerimden birini geçirmiştim. Babamın Akay hakkında istediği dosyadan adresini bulup evden kaçtım. Bingöle geldiğimde ve evini bulduğumda krizin etkisiyle o kapıyı açar açmaz boğazına çakı dayamıştım." Bana sorry aşko bakışı atıp devam etti.
"Krizin etkisiyle durumumu anlattığımda bana evini açtı. Sözde abilerim ile gitmek istemiyordum ve o arkamda durup bana destek oldu. Ondan güç aldım." Şüheda bana bu sefer seni yaradan Allah'a gurban bakışları yollayınca ben de karşılık olarak yüce gücümü alkışla paçoz bakışı attım. Tabi beni görmediler.
"İstemediğim biriyle yaptığım nişanın bozulmasını da sağladı. Kendi istediğim bölümü okuyabilmem için bana destek oldu." Mir düşünceli şekilde not almaya devam etti.
"Peki Hakkariden Bingöle hangi amaçla gitmiştiniz?" Bu adamın sesi çok güzel lan. Eski ben olsaydım yavşardım. Ama asker olunca, üstüne de Lakayıt'a dönüşünce bazı huylarımı bırakmıştım.
Ama yalan yok tam yavşamalık adamdı.
"Gerçek ailemi bulmak." Dediğinde psikolog merakla devam etmesini rica etti.
"Onlardan beni nüfuslarına almalarını isteyecektim." Bak işte şimdi ben de meraklanmadım desem yalan olur.
"Reşit birisisiniz. Mahkeme onayıyla soy isiminizi değiştirebilirdiniz."
"Denedim. İsteğim onaylanmadı. Zaten pek de umutlu değildim. Babam orgeneral, annem diplomat, abilerim büyükelçi, yüzbaşı, savcı ve doktor. Hepsinin eli kolu uzun. Soy isimlerini taşıdığım ve kayıtlarda kızları olarak göründüğüm için üstümde etkileri oluyor." Bu konu hakkında biraz daha konuştular. Ardından da asıl konuya giriş yaptılar.
"Uyurken hissettiğiniz duygu nedir?" Konuya adım adım giriyordu. Büyük ihtimalle şuanda Şüheda'nın olaylara bakış açısını, korkularını, güvendiklerini... Hepsini birleştirip bir çıkarım yapabilecekti.
"Korku." Dedi Şüheda gözlerini kaçırarak.
"Neyden korkuyorsunuz?"
"Yaşadığım her şey bir rüya olacak, uyandığımda yanımda yine onu göreceğim diye ödüm kopuyor." Sesi titredi. "O iki hafta boyunca..." gözlerini sıkıca yumdu. Mir, onun bu konu hakkında konuşmakta zorluk çektiğini anladı.
"İsterseniz şimdilik burada bırakalım." Dediğinde Şüheda başını sallayarak onayladı. Mir tekrar bir şeyler yazdı not defterine. Gerçi pek de bir şey yazıyormuş gibi durmuyordu. Sanki karalama yapıyor gibiydi.
Psikolog kalem ve defteri getirdiği evrak çantasına koyup ayağa kalktı. Ben ve Şüheda'ya veda edip odadan dışarı çıktığında onun peşinden gittim. Şüheda ne durumdaydı, bilmem gerekiyordu.
"Mir bey." Adam koridorun ortasında durup bana döndü.
"Buyrun, Akay hanım?" Yanına yaklaştım.
"Şüheda'nın durumu tam olarak nasıl?" Dediğimde hafifçe kaşlarını çattı. Ancak gözlerimdeki yumuşak ifade kaybolmadı. Adamın gözleri de bir değişikti. Biri lacivert, öteki koyu yeşil. Uzaktan bakınca da lacivert olan siyah, koyu yeşil olan da kahverengi gibi duruyordu. Cidden çok etkileyiciydi. Gurban olduğum Yaradan ne de güzel yaratmış. Maşaallah.
Ninelik modu loading...
"Hasta ile ilgili bilgileri aile de dahil kimseye anlatamam. Kişinin özelini korumak öncelikli esasımızdır." Formaliteler götünüze girsin emi.
"Anlıyorum." Dedim sıkkınlıkla. Ellerimi belime dayadım. O sırada benim bir diğer aşkım olan beylik tabancamın kabzası gözüktü. Mir silaha bakıp tekrar gözlerime baktı.
"Yanlış anlamazsanız bir şey sorabilir miyim?" Başımı tabi manasında salladım.
"Mesleğiniz nedir?" Şimdi şeytan diyor git 'kendi özelimi korumak öncelikli esasımdır' de diye. Tam ağzımı açmış öyle söyleyecektim ki acıdım.
Ama acıma da ne acıma...
"Etrafta hiç ejderha gördünüz mü?" Derken neredeyse Lakayıt ciddiyetindeydim. İfadesizce ve boş gözlerle onun gözlerine bakarken tekrar hafifçe kaşları çatıldı.
"Hayır..?"
"İşimizi iyi yapıyoruz." Sonuna da aslan parçası demek güzel olurdu ama o kadar da sınırı aşmanın lüzumu yok. Derken bir anda kahkaha attı. Bu tepkisiyle hafifçe burnumdan güler gibi bir ses çıkardım.
"Afedersiniz, boşluğuma geldi." Yüzünde hâlâ bir gülümseme vardı.
"Askerim." Diyerek doğru bir cevap verdim. İlk başta şaşırsa da sonra ifadesi eskiye döndü.
(Karargah isimlerini götümden atcam)
"Kuzgun tugayında mı görev yapıyorsunuz?" Olumsuz anlamda salladım başımı.
"Kızılgök tugayı." Kaşları hafifçe yukarı kalktı.
(Kızılgöt diye yazdım amk bdjxbxjbd)
"Yeni gelmiş olmalısınız. Sizi gördüğümü hatırlamıyorum." Şüpheli bakışlarımı görünce açıklama yaptı. "Abim Emir, Kızılgök tugayında yarbay."
(Not: abisi Emir 38 yaşında, ablası Mira 34 yaşında ve Mir de 31 yaşında)
"İki veya üç haftadır o tugayda görev yapıyorum ancak pek tugaya gitme şansım olmadı." Başını anladım manasında salladı.
"Rütbeniz nedir? Ve de alanınız?" Sesinde biraz çekingenlik vardı.
"Binbaşıyım. Keskin nişancıyım."
"Binbaşı olmak için çok genç gözüküyorsunuz. Yaşınız nedir?" Bu muhabbet uzar gider amına koyim.
"30 sayılırım." Bu sefer ben sordum bilmeme rağmen. "Siz?"
"31."
Sakin ol, Akay. Bu sadece masum bir sayı.
"Bu bilgileri biliyor olmalısınız. Bir asker olarak kendinizin ve yakınınızın güvenliği için beni araştırmışsınızdır?" Ooo abimiz zeki. Aferin koçum, seni gözüm tuttu.
"Doğum saatinize kadar araştırdım." Dedim umursamazca. Gülümsedi. Bakın, ibne gülüşü değil, insan gülüşü. En son Zafer ve Şüheda böyle gülümsemişti.
"Fazla oyalandık. Sizi işinizden etmiş olmayayım." Dediğimde başını sallayıp insan gibi gülümsedi. Sonra da elini uzattı. Tuttum, tokalaştık.
"Tanıştığımıza memnun oldum, Akay hanım."
"Memnuniyetiniz karşılıklı , Mir bey." İkimiz de birbirimize arkamızı döndük. Ben tam odadan içeri girecekken psikolog bana seslendi.
"Evet?" Diyerek ona döndüğümde ciddi yüzüyle karşılaştım.
"Şimdilik depresyon üzerinde duruyorum. Ancak iki seansta hemen sonuca ulaşamayız." Başımı salladım.
Şimdi ne oldu lan yarrağım diyemem adama.
"Anladım. Teşekkürler." Odaya girdim.
╾━╤デ╦︻
Saat sabahın beşiydi. Hastanede değil kendi evimdeydim. Çalışma masamın üstündeki laptopdan gözümü ayırmıyordum.
Sonuçlar gelmişti.
Zafer piçini arayarak herkesi uyandırmasını, oraya geleceğimi söyledim. Geciktirmek istemiyordum. Hemen bakmam gerekiyordu. Havalar sıcakladığı için üstüme haki bir tişört ve siyah palazzo pantolon giydim. Tişörtün eteklerini pantolonun içine soktum. Saçımı topuz yapıp masanın üstündeki laptopu aldım. Laptopu bilgisayar çantasına yerleştirdim. Kapının önünde ayakkabılarımı giyerek çantayı aldım. Kısa süre içinde güzelime binmiştim.
"Hadi, bebeğim." Direksiyonu okşayıp her zamanki gibi ufak bir öpücük kondurdum. Yarım saatten uzun bir süre sonra Dinçer ailesinin evine gelmiştim. Dikkatlice arabayı park edip indim. Yine aynı hassasiyet ile kapıyı kapattım.
Kapının yanında zil olmasına rağmen sırf gıcıklığına evin kapısına sertçe vurdum. Anında açılan kapı ile yumruğum Turan'ın boğazına gelmişti. O darbeye şaşırırken onu kenara itip oturma odasına yöneldim. Odadakilerin suratına bile bakmadan bilgisayarı çantadan çıkarttım.
Yine hiçbirinin yüzüne bakmadım. Onlar görmeden bilgisayarın şifresini girdim. Önümde hemen kırmızı ve kırmızı karışımı, üstünde siyah ay yıldız olan ekran çıktı.
Lakayıt'ın sembolü. Kırmızı üzerine siyah ay yıldız.
Sonuçların yazılı olduğu belgeye tıkladım. Sonuçlara baktığımda Turan, Zafer ve Sancak'ın Alkan beyin çocukları olduğunu gördüm. Ne olur ne olmaz diye test yaptırdığım Alpay'ın sonucu negatifti.
Ve asıl olay... Ben ve Şüheda'nın da sonuçları negatifti.