İçeriğe geç

LAKAYIT

Bölüm 25 · 9 dk okuma

LAKAYIT

Bölüm 25

25-YENİ DNA TESTİ

"Önceki bölümde Akay'ın geçmişinden amcası Güney ile olan bir anısını okumuştuk. Ardından da o uyurken üstünü örten Alpay yüzünden uyanması ve konuşmadan anlaşmalarını okumuştuk. Alpay ilik kanseri olan Şüheda'yla iliğinin uyuştuğunu ve donör olmak istediğini söylemişti."

Sabah olmuştu. Geldiğimden beri görmediğim Zafer meğer sonunda savcı olduğunu hatırlamış, işlerinin başına dönmüş. Lakin ne yazık ki bir gün daha izin almak zorunda kalmıştı. Sadece o değil, Rusyadan asla ayrılmayan Turan, hastanede sürünen ama asla denk gelemediğim Sancak ve emekliye ayrılmış gibi olup hâlâ daha sicilinin aklanmasını bekleyen Alkan bey. Kısaca hain Kurt, oruspu Duru ve hasta yataklarındaki Şüheda hariç herkes.

Artık bazı şeyleri konuşma vakti gelmişti.

"Bizi niye topladın? Önemli bir toplantıyı ertelemek zorunda kaldım." Diyen Turan salağıydı.

"Kızım önemli demişse vardır bir sebebi." Diyen ise Alkan beydi. Her ne kadar dayı sende bi si- demek istesem de demedim. Büyüğe saygılı olmayı öğretmişti annem. Sırf onun için susuyorum.

"Keşke şu kızım düşkünlüğünüzü Şüheda için de uygulasaydınız." Derken yan yan bakıyordum adama. Onların evine gelmiştim. Kendi evimde asla olmazdı. Bunları evime sokup da uğursuzluklarını bulaştıramam.

"Gerçekten Akay, neden toplandık? Hem annem ve Kurt nerede?" Lan buna söylemediler mi? Ah geri kalmış Sancak.

"Cidden, Kurt ve annem nerede?" Diye sordu bu sefer Turan. Alkan beye baktığımda gözlerinin hafifçe dolduğunu fark ettim.

Valla eğer oturup ağlarsa siktir olup giderim.

"Cehennemdeler." Dedim sadece. Ardından da direkt ortaya sordum. "Kalp hastası olan falan var mı?" Herkes olumsuz anlamda başını sallayınca alıştırma gereği duymadan bodoslama anlattım her şeyi.

"Kurt, Alkan beyin oğlu değil. O kadın babanızı aldatmış, ne olur ne olmaz diyerek sizler için, ben ve Şüheda için tekar DNA testi yaptıracağım. İtiraz etme hakkınız yok. Geciktirmeye lüzum yok. O yüzden hastaneye gidiyoruz." Oturduğum koltuktan kalkıp direkt olarak evlerinin bahçesine çıktım. Arkamdan gelen yoktu. Bir süre bekledim arabamın içinde. Tam yanlarına gidip niye gelmiyorsunuz amına koyim alt tarafı oruspu çocuğu olabilirsiniz dedim diyecekken sonunda dört erkek de yıkılmış halde çıktı.

Zafer içerideyken hiç konuşmamıştı. Ve açıkçası bu hali daha çekilmez geliyordu. Bunun susması çok rahatsız ediyordu amına koyim.

Onlar tek bir arabaya binmişken ben çoktan bahçelerinden çıkmıştım. Çok geçmeden onları da arkamdan gelirken gördüm dikiz aynasından. Çabuk toparlandılar ya. Galiba?

Bir caddeden geçerken geçen sefer kurabiye aldığım ve ekonomiye sövdüğüm fırını görmemle durdum. Benim durmamla Dinçer erkekleri de durmuş, arabadan inmişlerdi. Ben ise çoktan fırına girmiştim.

"Kolay gelsin." Diyerek girdiğimde geçen sefer de kasada olan teyze bana baktı el örgüsünü bırakıp.

"Buyur hanım kızım?" Dediğinde geçen sefer aldığım ve Şüheda'nın çok beğendiği kurabiyeden paket yaptırdım. Parasını ödeyip çıkmam ile ördek yavrusu gibi peşimden gelen Dinçer ailesi -ki artık ortada aile kalmadı formaliteden diyorum- de benimle beraber çıktı.

Benimle beraber onlar da arabalarına binmişlerdi. Tek fark, Zafer benim kuzgunumun ön koltuğuna oturmuştu.

"Siktir git lan." Dediğimde bir şey demeden arkasına yaslanıp gözlerini kapattı. Bir süre öylece bekledi.

"Babamın çocuğu olmama ihtimalim mi var?" Diye çatallaşmış sesiyle sordu. Ardından da ekledi. "Sen nasıl dayandın? Yıllarca seni büyüten kişilerin ailen olmadığına nasıl dayandın?" Diyerek bana baktığında kızarmış gözlerini gördüm.

"Ağlıyor musun?" Diye şaşkınlıkla sorduğumda burnunu çekti.

"Duygusal biriyi-" Diyecekti ki sözünü kestim.

"Hadi lan oradan!" Dediğimde koluma hafif bir şamar attı.

"Abiye lan denmez." Dedi yine.

"Abim değilsin, moruk." Dediğimde hafifçe gülümsedi. Ancak bu benim hayret etmeme neden oldu. Bakın, pezevenk gibi sırıtmadı, insan gibi gülümsedi.

Ben şok.

"Cidden, Akay, nasıl dayandın?" Diye sorduğunda göz devirip arabayı çalıştırdım. Sorusunu yanıtsız bırakmıştım. Girmek istemediğim bir konuyu neden bu kadar eşeliyordu sanki?! Ben bunu düşünmemeye çalıştıkça bu piç bana hatırlatıyordu. Eğer biraz daha damarıma basarsa onu sikerim. Ama öyle bir sikerim ki bir daha oturamaz.

"Telefonu alsana." Diyerek torpidonun üstündeki telefonumu işaret ettim. Dediğimi yaptı. "Ara oradan Kopyacı Piç yazan numarayı." Aradıktan sonra tekrar konuştum. "Kulağıma ver." Demiştim ki telefondan o muazzam sesi işittim.

Dakikam yokmuş.

Hassiktir lan. Tam da gereken yerde. Zaten anca işim düştüğünde böyle ol. Başka da hatırlatma bana telefon.

"O numarayı kendinden ara, hoparlöre ver." Dediğimde yine ikiletmeden dediğimi yaptı. Arabanın içini telefonun sesi kapladı. Çok geçmeden telefon açıldı.

"Pişt!" Diye seslendim beni duyuyor musun lan oruspu çocuğu anlamında.

"Ulan!" Dediğinde ise yine mi sen lan piç diyordu. Sırıttım.

"Ya." Dedim a harfini uzatarak. Ne sandın lan yarrağım tonuyla söylemiştim.

"Ha?" Diye sordu ne var dercesine.

"Hastaneye gel." Dediğimde ofladı. "Oflama!" Demem ise hele bir daha bana ofla nasıl götünden kan alıyorum anlamındaydı.

"He he." Dedi aynen yarrağım ben de otobüs der gibi.

"Sikerim." Dedim tehtid ederek. Ses tonumdan da bunu cidden yapacağımı anlamasıyla geri adım attı.

"Büyüksün." Ardından da telefonu kapattı. Bizim bu kısa konuşmamızı dinleyen Zafer tuhaf tuhaf bana ve telefona bakıyordu.

"Kelimelere zam mı geldi?" Dediğinde sadece kısa bir an için boş boş bakmış, ardından da onu takmadan arabayı sürmeye devam etmiştim.

Sonunda hastaneye gelmemizle aracı park edip her zaman yaptığım gibi direksiyonunu okşayarak indim. Arkamdan Zafer de inince içimi yiyen kelimeyi söyledim.

"Dayanmadım." O neden böyle dediğimi anlayamamışken ben çoktan yürümeye başlamıştım.

Dayanamadım değil, dayanmadım.

╾━╤デ╦︻

Kan örnekleri çoktan alınmıştı. Alınan örnekleri garanti olsun diye Lakayıt labaratuvarına göndermiştim. Örnekler Ankaraya gönderilmişti bile. Yarına sonuçlar açıklanırdı. Dinçer erkeklerinin hepsi bir yana dağılmıştı. Tabi mecaz olarak. Şuan dört adam da dibimdeydi.

"Aptalım." Diyen ses Alkan beye aitti. Ona yanıt ise benden gelmişti.

"Anladığınıza sevindim." Dedim düz bir sesle. Bana baktı, başını salladı ve oturduğu koltuktan kalkıp odada volta atmaya başladı.

"Kurt nasıl terörist olur?" Diye sordu Turan.

"Sen nasıl Rus köpeği olduysan o da öyle it olur." Diyen yine bendim. Oturduğu sandalyede dirseklerini dizine yaslamış, ellerini birleştirmiş ve başını eğmişti.

"Rus köpeği değilim!" Dediğinde başımı hafifçe yan yatırıp gözlerimi kıstım.

"Köpeği bir yere bağlarsan ancak ipin izin verdiği kadar ilerler. Senin ipinin ucu oraya bağlanmış. Ülkene gelmek için illa ki annenizin oruspu, kardeşinizin de çürük mü çıkması gerekiyordu?" Diye alayla sorduğumda üstüme atıldı.

"Anneme oruspu deme!" Dediğinde içimdeki tüm öfkeyi ona yönelttim. Benim de Dizdar'ın çocuğu olma ihtimalim vardı. Testler ile oynayıp da Alkan beyin babam olduğu yalanını ortaya atmış olabilirlerdi. Her neyse ne, şuan bile midem bulanıyor.

"Allah'ın bildiğini kuldan saklayacak değiliz." Dediğimde aklıma amcam gelmişti. Bana bunu her söylediğinde oma gıcık oluyordum ancak şimdi fark ediyorum ki aslında bunu demek eğlenceliymiş.

"Ya zorlandıysa?! Tehtid de edilmiş olabilir!" Dediğinde ise can alıcı noktaya vurdum.

"Abisi bildiği it tarafından tecavüze uğrayan Şüheda gibi mi?" Sustu. "Olabilirdi. Eğer itiraf etmeseydi."

Onun sorgusuna ben görevdeydim diye Kıvanç binbaşı, namı diğer binbaşı ibne girmişti. Yanında da yüzbaşı Nefes Karasu vardı. Duru, bir oruspu olduğunu, bunu da memnuniyetle yaptığını itiraf etmişti. Kamera kayıtlarını izlemiştim.

"Ne biçim ailesiniz?" Dedim iğrenerek. Alkan beye baktım. "Allah bilir nasıl orgeneral olmuş adam evinde dönen sahtekarlıktan haberi yok."

Rus köpeği Turan'a baktım. "Bir diğeri zaten Rusyadan çıkmaz. Evinde ne olmuş bitmiş bir bok bildiği yok."

Hastanede olan ama hiç rastlayamadığım Sancak'a baktım. "Diğerinin de hastaneden çıktığı yok. Ama ne hikmetse hastane bile bulamıyoruz."

Son olarak ne idüğü belirsiz Zafer'e döndüm. "Bir diğeri de kardeşini korumaz ama sonradan iyilik meleği kesilir."

Hepsine arkamı dönüp kapıya doğru yürümüşken Sancak, sözleriyle beni durdurmuştu. "Peki sen, Akay? Sen nesin?"

Ona döndüm. "Boşluk." Ve odadan çıktım.

İçimdekilerin bir miktarını ortaya dökmem rahatlamama sebep olmuştu. Şimdi ise üstümdeki bu hafiflik ile Şüheda'nın kaldığı odaya doğru ilerliyordum. Tam kapıyı çalacakken içeriden gelen ağlama sesi beni bir süreliğine durdurmuş olsa da bağırış sesi belimden beylik tabancasını çıkarıp odaya dalmama sebep olmuştu.

Silahı boş odaya doğrulttuğum gibi gözüm direkt olarak yatakta ağlayan ve bağıran Şüheda'yı bulmuştu. Etrafta tehlike olmadığını fark ettiğim an silahı geri belime koyup Şüheda'ya koştum.

"Şüheda!" Diye seslensem de hâlâ çırpınıyordu. "Kendine gel! Kabus görüyorsun. Sakin ol." Kıza sarıldım. Artık çırpınmayı bırakmıştı ancak hâlâ 'yapma' diye sayıklıyor, titriyor ve ağlıyordu.

"Buradayım. Geçti." Saçlarını okşarken onu sakinleştirmek için birçok şey fısıldıyordum. Artık ağlaması da durunca baş parmağımla yanağındaki göz yaşı yolunu sildim. Titremeleri de sonunda durmuştu.

"Akay." Diye ağlamaklı bir sesle sayıkladığında daha sıkı sarıldım.

"Buradayım. Yanındayım." Böyle çok rahatsız bir konumda olduğum için onun yanına uzanıp başını göğsüme koydum. Şüheda da bana sarıldığında artık tamamen durulmuştu.

"Teşekkürler." Dediği zaman sadece iki kelime söyledim.

"Yanındayım, güvendesin." Bir süre öyle kaldık. Şüheda bu sefer tamamen huzurlu bir uykuya dalmışken zor da olsa arka cebimden emektar Nokiamı çıkartmıştım. Bakiye yüklediğim için rahatça arama yapabilirdim artık. Rehberdeki kayıtlı numaraları gözden geçirip sonunda aradağım numarayı buldum. Biraz beklesem de sonunda telefon açıldı.

"Psikolog Mir Atalay, kiminle görüşüyorum?" Hafif pürüzlü sesini kısa bir öksürük ile düzeltti.

"Akay Gürgen, Şüheda Gürgen'in yakınıyım. Az önce kriz geçirdi." Dediğimde Şüheda için Dinçer değil de Gürgen diyebilmemin gururunu da sonuna kadar hissetmiştim. Yakın bir zamanda onun da rızasıyla soy adını değiştirmiştim. Şüheda artık Gürgen kızıydı. Ailemdendi.

"Yarım saat sonra için randevu verebilirim."

"Sağlık durumundan ötürü sizin buaraya gelmeniz gerek." Sesim bir an kontrol edemeyeceğim şekilde sertleşmişti. Lakayıt damarım kabarmış, birisinin beni kendi ayağına çağırmasını kabul etmemişti. Lakayıt olmak iyi güzel hoştu ancak birinin ona üstünlük taslamasına gelemiyordu.

"Sanırsam geçen sefer de ben sizin yanınıza gelmiştim?" Dedi farkındalıkla.

"Evet." Dedim uzun uzun konuşma gereksinimi duymayarak. Böyle konuşulmaz ki canım. Yüz yüze iletişime girme taraftarı birisiyim.

"Konumunuz değişmediyse yarım saat sonra yine aynı hastahaneye gelirim." Dediği zaman onu onaylayıp telefonu kapattım. Ama yalan yok, adamın sesi karizmatikti. Ne ince, ne de kalın. Sakin, pürüzsüz ve canlı.

Biz süre daha Şüheda'nın yanında uzanıp saçlarını okşadım. Daha sonra da belim tutulduğu için dikkatlice kalktım. Şüheda biraz kıpırdansa da uyanmamıştı. Bunun rahatlığıyla büyük ihtimal Zafer ve Alpay piçinin dağınık bıraktığı odayı toparladım. Şüheda kirletmiş olamaz, bende kaldığı süre boyunca evi bir kez bile dağınık görmemiştim. Üstelik ben çok dağınık birisiyim ve çok kirlenmedikçe evi temizlemeye üşenirim. Hatta yemek yapmaya üşeniyorum diye yemek yememiştim. Evin dağınıklığı bende alakasız şekilde baş ağrısı yapıyordu ve ben buna rağmen kıçımı kaldırıp da toparlamıyordum.

Neden şimdi temizlik yapıyorum, bilmiyorum.

Ben temizlik yaparken Şüheda da uyanmıştı. İşim bitince koltuğa uzandım. Ben buna sürekli koltuk diyorum da pek de koltuk gibi değildi. Daha çok bir öğrenci sırasını andırıyordu. Ellerimi şakaklarıma koyup ovuştururken kapı çaldı. Büyük ihtimalle psikoloug olmalıydı. Koltuktan kalkıp kapıya gittim. Kapıyı açtığımda fotoğrafından daha yakışıklı suratı gözükmüştü.

"Buyrun." Diyerek içeri davet ettim. Odaya girdiğinde arkasından kapıyı kapattım.

"İyi günler, Şüheda hanım." Diyerek selam verdi. Ardından da bana döndü. "Sizinle en son hastane bahçesine karşılaşmıştık." Elini uzattı. "Psikolog Mir Atalay."

Karşılık olarak elimi uzattım. "Akay Gürgen." Tokalaştık. Şüheda'ya döndüm. "Çıkıyorum. Bir şey olursa seslenirsin." Diyerek güven aşılar şekilde göz kırptım.

"Kalmanız Şüheda hanım için daha iyi olur." Diyen psikoloğa baktım. "Önceki seansta yanlız bir ortamda bulunmak istememişti. Yanında birisi olunca daha rahat hissedecektir." Onay almak için Şüheda'ya baktım. Olumlu anlamda başını salladı.

"Tamam." Diyerek koltuğa oturdum. Mir de yere monte edilmemiş sandalyelerden birisini alıp yatağın yanına çekti. Çantasının içinden bir kalem ve not defteri çıkardı. Tüm hareketlerini izliyordum. Bir yandan da en ufak tehtide karşılık tetikte bekliyordum.

"Seansı başlatalım mı?" Diye yumuşak bir sesle sordu Şüheda'ya.

"Evet." Dedi bana bakarak. İfadesizce psikoloğu izliyordum. Çaprazında kaldığım için kör noktadaydım. Beni arkasına dönmedikçe göremezdi.

Seans başladı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.