"Önceki bölümde Akay'ın geçmişinden bir kesit okumuştuk. Hemen ardından Akay, Mir ile ilgili bir araştırma yapmıştı. Banyo yaparken duygusal patlama yaşayarak kriz geçirmiş, saçlarını kesmişti. Sonrasında görevin son hazırlıkları yapılırken Lakayıt olma potansiyeli gördüğü bir oğlan ile konuşmuştu."
Silahlar Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nden deniz yoluyla gelmişti. Şimdi ise son durak olan Ankara'ya gelip buradan dağıtıma çıkacaktı. Ölmüş yine zekice davranarak ilk akla gelecek ücra yerler yerine kalabalık bir alanda gizlice silahları alacaktı.
Havalimanında.
O kadın cidden dişime göre bir rakipti. Benimle ilgili tek ipucu bulabilen oydu. Onun kimliğiyle ilgili bir şeyler öğrenen tek kişi ise bendim. Lanet giresice kadın ile güçlerimiz eşitti. Piç karı. Onu hiçbir silah kullanmadan, en ağır işkencelerim ile öldürmek istiyorum. Sadece basit bir 'kendi gözünü yeme' ile kurtulamazdı. Bağırsaklarından tavana asmak, asitle boğmak yapacağım en basit işkence olacaktı ona karşı.
Tek sorun bu soyuna sopuna tükürüğüm kadının cinsiyetini bile sadece yedi yılda bulmuş olmam.
Tüm Bozkurt sınıfı öğrencileri alanın farklı yerlerine dağılmış durumdaydı. Bölgenin pek uğrak bir yer olmamasından sebep havalimanı pek kalabalık değildi. Saat gece on bire geliyordu. Etraftaki insanların çoğu büyük ihtimal Ölmüş'ün adamıydı. İşini şansa bırakmamıştı. Eğer yaptıkları birçok insanın canına mâl olmasaydı, ülkeye zararı olmasaydı zekasını takdir ederdim. Ancak kendisi birçok kişinin uyuşturucuya bulaşmasını, küçük çocukların organ takviyesi veya doku nakli için zenginlere satılmasını sağlamıştı.
Acı çekmeliydi. Sonsuz bir acı.
Havaalanının içinde değildik. Tüm öğrenciler ile birlikte çevreyi kıskaca almıştık. Öğrenciler, onlardan beklemediğim şekilde zekice davranarak tüm taşıtlara casus verici takmışlardı. Hepsinin hanesine bir puan ekledim bu davranışları için.
"Beş yönünde hareketlilik var." Diyen heyecanlı bir ses geldi kulaklıktan.
"Sabah beş mi akşam beş mi?" Diyen alaylı ses ise Günnar'a aitti. İşi hiç ciddiye alıyor gibi gözükmüyordu. Aslında potansiyeli vardı. Ancak her şeyi alaya vurup goygoy yaptığı için puanı sabit kalıyordu. Çok çaba sarf etmiyordu. Halbuki zekiydi. Sabah gözlerinde dönen tilkileri görmüştüm.
"Normal beş." Önceki heyecanı yerine sabırsızlık tınısı duyulan ses büyük ihtimal bir erkeğin sesiydi. Ancak Bay Turunçgil dışında hiçbiri ile konuşmadığım için kim olduğunu bilmiyorum.
"Yanlız baktığın yer dokuz yönü." Diyerek güldü Turuncu. Çocuğun adını bilmiyorum, soy adını da söylemek istemiyorum. Artık adı Turuncu veya Turunçgil. Karşı taraftan ses gelmeyince Bay Turunçgil tekrar konuştu.
"Yakın takibe alıyorum." Dediğinde hafif bir cızırtı geldi. Harekete geçmişti. Benim pek bir vasfım yoktu. Tek yapmam gereken kendimi korumak ve öğrencileri gözlemlemekti. O yüzden şuan karargahtaki takip odasındaydım. Karşımda dev bir ana ekran, yan taraflarında ondan küçük ara ekran ve etrafımdaki masaların üzerine kurulu son teknoloji bilgisayarlar. Ah bir de, o bilgisayarların başlarındaki bilişimciler.
"Günnar'ı ana ekrana yansıtın." Komutumla beraber saniyeler içerisinde Bay Turuncu ana ekranda belirdi. Yakın takibe başlamıştı. Hiç saklanma gereksinimi duymadan havaalanının ana yolunda diğer azınlıkta olan insanlarla beraber yürüyordu. Hepsini yakasına taktığımız casus kamera ile görüyorduk.
"Kuş kondu." Dedi bir kız. Uçağın indiğini haber ediyordu. Elimdeki tablette açık olan listeden kızın kamera numarasına ve o numaraya karşılık gelen soy ismine baktım. Şehnaz.
"Sesi açın." Kulağımdaki kulaklığa bağlı mikrofonun ucu aktif olduğunu belli edercesine mavi ışık yanıp söndü.
"Şehnaz, rapor ver." Sesimi duyan gençler bir an bocalasalar da çabuk toparlanıp eski hallerine dönüş yaptılar.
"Ortalık sakin. Hareket olan tek yerde Günnar sıcak takipte. Uçak indiği zaman harekete geçeceğiz." Son noktada sesi hafif titredi. Kolaylık olsun diye verdiğimiz hafif silahı göğsüne bastırıyordu. Uyarmam gerekirdi belki ama uyarmadım. Her işimde beni uyaran var mıydı?
"Omegasınız." Omega sürüsünden ayrılan kurtlara denirdi. Bu kurtlar yanlız başına yaşar, sürülerden uzak dururlardı. Yaşamları güçlerine bağlıydı. Zayıfsa erken ölürdü.
"Anlaşıldı." Dediler hep bir ağızdan. Köşede bakışma yaşadığım kadına işaret vermem ile Yuva öğrencileri, Akkurtlar kendileri için seçtiğimiz Lakayıt öğrencilerine, Bozkurtlara bağlandılar. İkinci işaretim ile birlikte bu sefer Yaver öğrencileri, Kızılkurtlar girdi devreye. Onlar da kendileri için seçtiğimiz Bozkurtlara yöneldi. Bunu beklemedikleri için afalladılar.
"Operasyon başlasın." Son komutumla artık tamamen bağlantıyı kestik. Artık teklerdi.
Uçaktaki işçilerin inişinin ardından hepsi harekete geçti. İlk etapta aptalca davranıp iş bölümü yaptılar. Ani baskına geçmelerinin rahatlığı pistte başka kimse olmadığı içindi. Ekranda herkesi izliyordum. Ayaktaydım, bir elimde tablet varken öteki elim arkamdaydı. Hem önümdeki masalara dizilmiş olan ve rahatlıkla görebildiğim bilgisayarlara bakıyor, hem de duvara monte edilmiş ekranlardan onları izliyordum.
Yazardan
Hayatım çok zordu. Akşam uyumaz, sabah uyanmaz ve asla uslanmaz birisi olmak çok yoruyordu. En büyük dileğim, tüm dünyanın uykuya dalması ve kimsenin beni uyurken rahatsız etmemesi-
BDJFIRBSHDGSUJSBDUSJSBDYSJJD
Herkes zort.
Özgür Günnar, korkuyordu. Daha doğrusu kalbi götünde üç buçuk atıyordu. Ama bunu belli edemezdi yoksa kurduğu hayalleri kendi elleriyle çöpe atmış olurdu. O yüzden işini iyi yapmalıydı. Takip ettiği adam cidden çok şüpheli duruyordu. Hiçbir şey yapmıyordu.
Şüpheliydi.
Arkasından birisinin geldiğini fark etmemiş olması için kör olması gerekti. Ancak adam gayette iyi görüyordu. Zaten görmese çoktan üç ağaç ile çiftleşmeye girmişti.
Havalimanının otoparkına gelmişlerdi. Operasyonun başlaması ile kulaklık kapanmıştı. Lakayıt istemedikçe açılmayacaktı. Özgür o kadından çok pis tırsıyordu. Kimsenin ciddiye almadığı birisiydi ve bunu avantaja çevirmiş, onun hakkında bir şeyler öğrenebilmişti. Kadındı, bekardı, müdür Levent'in öğrencisiydi.
Çok da bir şey öğrenememişti. Belki de cidden ciddiye alınmamayı hak ediyordu?
O kendi kendine tartışıp şüpheliyi takip ederken Ölmüş'ün iki adamı çoktan malları taşıyan gemiyi görmüştü.
"Ee gülüm, görüyorsun kadındaki zekayı." Gülerek arkadaşının omzuna kolunu atan Selim'i itekledi Doruk.
"Git başımdan pis sapık." Selim gülerken Doruk kaçmaya çalışıyordu. Selim, sırf gıcıklık olsun diye Doruk'a yavşıyormuş gibi yapıyordu ve bu oyunu anlamayan Doruk namusu konusunda çok korkuyordu.
"Fazla naz aşık usandırır güzelim." Doruk'un yanağından bir makas aldı. "Ama merak etme, sabırlıyım."
"Siktir git!" Diye bağırdığı sırada esmer, süslü bir kadın limana adımını attı. Tüm vücud kıvrımlarını belli eden dar, bordo bir elbise giymişti. Derin göğüs dekoltesi ve yırtmaçı vardı. Her adımında topuklu ayakkabıları tıkırtı sesleri çıkarıyordu. Omzuna astığı kürke biraz daha sarıldı. Rüzgarda siyah saçları özgürlüğünü ilan edercesine savruluyordu. Kolyeleri gerdanına, küpeleri yüzüne vuruyordu. Borda ruju ile renklendirdiği dudaklarında bir tebessüm vardı. Ölmüş.
"Bu gemi nerede kaldı?" Gülümseyen yüzünün aksine sıkılgan bir sesle konuşmuştu. Sesini duyan erkekler ona döndü.
"Barda olman gerekmiyor muydu?" Diye sordu Selim şaşırarak. Onun şaşkınlığından fırsat bulan Doruk hemen kolunun altından kaçıp Ölmüş'ün yanına geçti. Selim'e attığı bakışlar bas bas sen oruspu çocuğusun diye bağırıyordu.
"Burası daha eğlenceli." Diye neşeyle şakıdı kadın. Maşalı saçları savruldukça toplayıp sırtının arkasına atıyordu. "Sırf o kadının zort oluşu için bile saçımın bozulmasına katlanabilirim."
Özgür, takip ettiği adamın peşinden otoparkın en ücra yerine gelmişti. Kalbi küt küt atmasına rağmen takibe devam etti. Adam köşeyi döndüğü zaman onun gibi köşeyi dönecekken yakasından tutulup duvara sırtının dayanmasıyla hızlı davrandı. Alması gereken eline gelmişti.
"Kimsin sen?" Diye sordu öfkeli adam. Özgür Günnar, cevap vermedi. Sadece sahte ve abartılmış bir korku ile karşısındakine bakıyordu.
"Neden peşimdesin? Seni kim gönderdi?!" Dediğinde Özgür elini kaldırarak siyah deri cüzdanı görmesini sağladı. Ardından da cüzdanı açtı. Hemen önüne çıkan kimlikteki fotoğrafı işaret etti. Ardından da karşısındakini. Saniyeler içinde adamın cüzdanını almıştı.
Elini ağzına götürüp başını olumsuz anlamda sallayarak konuşamıyorum demeye getirdi. Ardından adam onu biraz daha gevşek bırakınca işaret diliyle konuştu.
"Cüzdanınızı düşürdünüz. Size getirmek istedim ama hızlı yürüdüğünüz için getiremedim. Koşamazdım da çünkü yakın zamanda apandist ameliyatı oldum. Tedirgin ettiysem özür dilerim." Adam onu bırakınca adamdan uzaklaştı hafifçe.
"Uzaklaş." Adamın bu sözüyle boş boş baktı. Kulağını işaret etti. Mantık olarak konuşamayan insan bir şey duyamaz, duyamayan insan ise konuşamazdı. O da bunu oynuyordu. İşaret parmağıyla kulağını işaret edip yine olumsuz yönde salladı başını. Sonra ellerini kaldırdı.
"Duyamıyorum." Adam bu sefer eliyle git işareti yapınca başını sallayıp gitti. İstediğini çoktan almıştı, Özgür. TC kimlik numarasını okuyamamıştı ancak kimlik seri numarasını ezberlemişti. Hem kamera da kimliği çekmiş olmalıydı.
╾━╤デ╦︻
Akay Gürgen
"Hallettin mi?" Diye sordum hattın ucundaki adama. Aynı yerde, aynı şekilde duruyordum. Hattın öteki ucunda ise Yaver vardı.
"Biraz pürüz çıktı ancak yaptım. Gemi boşaltıldı." Ölmüş'ün planından son anda haberdar olmuştuk. Ben gidemeyeceğim için Yaver işi halletmişti. Silahlar uçak yoluyla Ankaraya değil, gemi yoluyla Antalyaya gelecekti. Gemi inşaat yüküyle doluydu.
"Silahlar?" Dediğimde yanıt gecikmedi.
"Düzgün kesilmiş kalaslar içerisine mühimmat ve cephane depolamışlar. Hepsine el koyduk. Gemi şuan boş şekilde limana vardı."
"Tebrikler, Kızılkurt." Ve hat kesildi. Aslında hâlâ içimde bir kurtçuk vardı. Hayır, bu o oruspu çocuğu Kurt değil. Ölmüş bu kadar kolay yakalanmazdı.
Büyük ihtimal el koyduklarımız sadece bir kısmıydı. Havaalanı ise oyalama için adam yığılmıştı. Tüm mallar da bir gemide olamazdı. Bu çatışma da berabere bitmiş gibi oldu. Cephanesinin yarısı bendeydi ve adamları ölmüştü. O ise kandırma yapıp malların yarısını kurtarmıştı.
Öğrenciler işi bitirmişti ancak Günnar en etkili olan işi yapmıştı. Diğerleri adam öldürürken o Turunçgil farkında değildi belki ancak bir teröristin kimliğini açık etmişti. Ölmüş bu konuda işimize yaramıştı.
O çocukta gelecek vardı. Üstüne düşülmeliydi.
"Kurtlar! Yuvaya dön!" Emrim ile herkes -hayatta olanlar- yaralılara yardım ederek toparlandılar. Onları alması için çoktan araç göndermiştik. O süre zarfında ölen kişileri bir yere toplayabilirlerdi. Bakalım bunu ne zaman akıl edecekler.
"Günnar ve Şehnaz'ı iki üst seviyeye, az yaralıları bir üst seviyeye yükseltin. Ağır yaralıların puanını arttırın. Ölenlerin ailesine bir şehite yaraşır şekilde haber verin." Dedim ortaya. Ardından da gözüme kestirdiğim bilgisayar numarasına bakıp tabletten yedi numarasını seçtim. Mesaj seçeneğini seçerek ufak bir uyarı yaptım.
"Görmedim sanma, Yuva."
Kızın biriydi bilgisayar başındaki. Diğerlerinin aksine çok rahat oturuyordu ve işini çok daha hızlı yapıp oyun oynuyordu. Bu karargahta ancak Yuva böyle hızlı davranabilirdi. Tablete bildirim geldi.
"Korkuyorum sanma, Lakayıt."
Odadan çıktım. Buradaki tüm işim bitmişti. Artık Hakkariye geri dönebilirdim. Hiç tatil yapmadan oradaki işleri de halletmeliydim. İlk iş Şüheda'nın sağlığıydı. Uygun ilik bulmalı, onu yaşatmalıydım. Annem, babam, amcam. Hepsi öldü. Bari o yaşasın.
Ardından da başıma sülük gibi yapışan gereksiz, her biri bir çeşit Dinçer ailesini def etmeliydim.
Tekrar DNA testi yaptırıp Duru oruspusu yüzünden Dizdar'ın kızı olup olmadığını test etmeliydim. Bunu tüm Dinçer ailesine yapacaktım.
Ve son olarak, devletin ve benim ortak intikamımı almalıydım. Benim ilemin, devletin albay ve veterinerinin kkanını yerde bırakmayacaktım. Ancak öyle Hakkari bana ev olurdu.
╾━╤デ╦︻
Bölüm sonu!
