Akay Gürgen
Ellerimi arkamda birleştirmiş, rahat pozisyonunda karşımdaki on Lakayıt adayını izliyordum. Hepsi hazır ola geçmişti ve pür dikkat beni inceliyordu. Yüzümde göz altıma kadar gelen bir maske vardı. Şuan karşılarında Akay olarak değil, Lakayıt olarak duruyordum. Ve büyük ihtimal benden gelen kan kokusunu alıyorlardı. İşkenceden çıkar çıkmaz buraya gelmiştim çünkü.
"Sizler sadece asker değilsiniz. Bordo berelilerden bile daha önemli bir mevkinin adayısınız." Derken sesim sakindi. Aynı gözlerimin ifadesiz olduğu gibi. "Herşeyin en iyisi olmak zorundasınız!" Diye aniden bağırdığımda birkaç kişi sıçramıştı. Yine Lakayıt ses tonumla konuşmuştum ve bu ton bir tık(!) korkutucuydu. Gerçi, şuan benim Lakayıt olduğumu bilmiyorlardı. Eğitmen sanıyor olmalılar.
"Birçok şey göreceksiniz! Sadece hedefinize odaklanacaksınız! Gerekirse varlığınız bile dünyadan silinecek! Sizler imkansızı başarmak için seçildiniz!" Bu sefer öfkeliydim. O kadar eğitime rağmen puanları yüzü bile geçemediği için büyük bir hayal kırıklığı içindeydim.
"Birçok şeye şahit olacaksınız! Gerekirse delireceksiniz!" Durdum. Hepsiniz gözlerine tek tek baktım. Gözlerinde her ne kadar saklamaya çalışsalar da çekingenlik vardı.
"Benden gelen kan kokusunu alıyor musunuz?" Gözüm hapşıran çocuğa kaydı. Sert bakışlarımın hedefi olan çocuk gözlerini kaçırdı hemen. "Bu koku sizin kimliğiniz olacak!"
"Canınızın bir değeri olmayacak! Tek gâyeniz devlet! Tek işiniz devlet! Tek dostunuz devlet! Sizler ne olursanız olsun, devletin olacaksınız! Ve bu kan kokusu da bunun imzası olacak!" Aralarında dolaşmaya başladım. Gerginlik hat safhadaydı.
"Az önce bir işkenceden çıktım." Dedim bu sefer sakinlikle. "Öldürdüğüm it haindi. Aramıza asker olarak sızmıştı. Daha acılı ölümü hak edecek şeyler yapmıştı." Tekrar eski yerime geçtim. "İşkence ile öldürdüm."
"Şunu unutmayın, eğer Lakayıt olursanız işkenceler hayatınızın bir parçası olacak. O kadar çok ölüm göreceksiniz ki buna bağımlı hale bile geleceksiniz. Uygunsuz sahnelere tanık olacaksınız. Bazen akıl sağlığınızdan şüphe edecek, insan olduğunuzu unutacaksınız. Sağlam akıl, dayanıklı bir mideye ihtiyacınız olacak. Ve sonuçlarınıza bakıyorum da..." başımı yavaşça iki yana salladım. "Hepiniz birer hiçsiniz!"
Eğitmenleri köşeden ayrılıp yavaşça bana ilerledi. Saygıyla başını eğdi. "Daha yeni eğitime başladılar sayılır, efendim. Sadece iki aydır buradalar." Diyen adama ifadesizce baktım.
"Ben ikinci ayımda yüz otuz puana ulaşmıştım."
"Haklısınız, ancak-" Diyecekti ki elimle onu durdurup tekrar acemilere döndüm. "Beni yeni gelen bir eğitmen sanıyor olmalısınız... O düşünceleri kafanızdan atın! Karşınızda sizin gelecekteki haliniz, Lakayıt duruyor!" Sertçe dediklerim ile birkaç tanesi şaşkınlıkla kafalarını kaldırdı. Bazıları selamlama duruşuna geçti. Bunu görenler de onları taklit edip selam verdiler.
"Rahat." Dediğimde pozisyon değiştirdiler. "Haliniz berbat. Eğer bu ay içinde yüz on puanı geçemezseniz eleneceksiniz." Ardından tekrar eğitmene döndüm. "Benim liderliğimde uygulamalı eğitim görecekler. Üstlere bildir, yarın bu ekiple göreve çıkıyoruz." Eğitmen afallayarak başını salladı ve haberi vermek için üstlerin yanına gitti.
"Gittiğimiz görevde ilk kez birisini öldüreceksiniz. Ancak ben sırf ilk kez birisini öldüreceksiniz diye size yumuşak davranmayacağım. Aksine, hepiniz tek tek işkence stillerini öğrenecek ve bol bol kan görecek. Ölebilirsiniz, ölürseniz bok yoluna gitmiş olacaksınız bu yüzden herkes kendi arkasını kollayacak. Şehit sayılırsınız ancak kahraman olamazsınız. Hiçbirinizin arkasını kollamam. Ölen ölür, kalanların puanı yükselir. Yaralananlar ise durumlarına göre burada kalır. Ağır yararlanırsanız atılırsınız. Ufak tefek sıyrıklar da puanınızı düşürür. İşlence sırasında kusarsanız da aynı durum geçerli." Hepsi ürperdi. İlk kez canlı deneyim yaşayacaklardı ve bu Lakayıt ile olacaktı.
"Pembe gözlüklerinizi çıkartın. Sizi buraya oyun oynamaya getirmedik. Eliniz silah tutacak. Ağzınızdan tek kelime çıkmayacak. Sizler devletin her sırrını bilecek ve o sırları her şeyiniz pahasına koruyacaksınız. Zaaflarınız olmayacak, olsa da kimse bilmeyecek. Ölümden korkmayacaksınız ancak bok yoluna da ölmeyeceksiniz. Anladınız mı?!" Ne çok konuştum amına koyim.
"Emredersiniz!" Diye bağırdıklarında tüm sınıfta yankılanmıştı sesleri. Götleri kalktı lan bunların. Gaza geldiler de ben onları görevde görürüm. Havası sönmüş balon gibi kalacaklar ortada.
"Efendim?" Diye çekingen bir ses duydum. Lakayıt eğitmeni olan adam kapıda el pençe divan duruyordu.
"Söyle?" Dediğimde bakmıyordum adama.
"Verdiğiniz karardan ötürü üst yetkililer sizinle konuşmak istediklerini iletti. Yarım saat sonra ana toplantı odasında olmanızı istediler." Dediğinde sadece başımı çevirmiş, öyle onaylamıştım.
"İşinizin başına geçin." Diyerek ona doğru ilerledim. Adam kenara çekilip geçmem için yol açtı. Koridoru boydan boya geçip üst kata giden merdivenleri çıktım. Yani o kadar devlet buraya para yatırımı yapıyor ama siz bir asansör yaptıramıyor musunuz amına koyim?
Kendi odamın önünde durunca önüme gelen saçlarımı itip cebimden odanın anahtarını çıkardım. Kapıyı açtığım gibi içeri girip tekrar kilitledim. Şükürler olsun ki paraya kıyıp odaya bir banyo yapmışlardı da üstümdeki kan kokusunu atmak için duş alabildim. Çıktığım zaman Lakayıt ve Lakayıt adayları için özel olarak yapılmış askeri üniformayı dikkatlice giydim. Üniforma normal askerlerinizi gibiydi ancak bere de dahil olmak üzere gri rengindeydi. Saçlarımı topuz yapıp bereyi kafama geçirdim. Siyah postalları giydikten sonra dolaptan üstünde kemik şekilleri işlenmiş olan boyunluk maskeyi de alarak takıp göz altıma kadar getirdim. Hazırdım.
Kapının kilidini açarak koridora çıktım ve tekrar kapıyı kilitledim. Şimdi sıra en üst kata, toplantı odasına gitmekti. Abi o kadar merdiveni kim çıkacak lan? Ölme eşeğim ölme, bahar gelecek. Of!
Tembelliği bir kenara bırakarak arşa yükselen merdivenleri çıktım. Bu kata giriş yasaktı. Sadece yetkililer girebilirdi ve Lakayıt olarak ben her yere girebilirdim. Merdivenleri bitirip birazcık ilerledikten sonra şifre girmem gereken bir kapının önünde durdum. Buranın arkasında sadece üst düzey yetkililerin odaları, önemli toplantı alanları, devletin önemli belgeleri gibi şeylerin olduğu başka bir koridora çıkacaktım. Adımdan iyi bildiğim şifreyi girdim.
14252124
Şifrenin basit bir algoritması vardı. Tarih değildi. Her sayı alfabenin bir harfiydi.
KURT
Ulan Alkan peder... Başka isim mi yoktu da en şerefsiz çocuğa böyle mübarek ve kutlu bir hayvanın adını verdiniz amına koyim. Yanlız, o Kurt'un onun çocuğu olmadığını, pek kıymetli karıcığının onu aldattığını söylediğimde yüzünün alacağı şekli sabırsızlıkla bekliyorum. Bence ortada bir acımasızlık yok. Adam olsaydı, kurban olduğum Yaradan'ın kendisine bahşettiği beyni kullansaydı ve arkasında çevrilen oyunları anlasaydı. Onunla kan bağım olduğuna hâlâ inanamıyorum lan. Terbiye ve saygıyı siktir ederek söylüyorum ki bu adam Mal kabilesinin ebedi reisi olmaya aday birisi.
Neyse konudan sapmayalım.
Lakayıt Bozkurt'u,
Yuva Akkurt'u,
Yaver Kızılkurt'u,
Ve yöneticiler Karakurt'u temsil ediyordu.
Aşırı gizli bir görev olduğunda Lakayıt, Yuva veya Yaver diye değil Boz, Ak, Kızıl veya Kara diye hitap ediyorduk.
Şifreyi girmemin ardından kapı iki yana açıldığında üst yetkililer koridoruna adım atmış oldum. Toplantı odasına geldiğimde kapıda bekleyen er hemen içeri girip geldiğimin haberini verdi. Daha sonra da beni içeri davet etti. Ana toplantı odasına girdiğim gibi herkes saygıyla ayağa kalktı. Onlara baş selamı vererek dikdörtgen masanın başında oturan ellili yaşlarındaki adamın hemen sağ tarafındaki sandalyeye oturdum. Adam bana baş selamı verdiğinde aynı şekilde karşılık verdim.
Lakayıt olmayı seviyordum. Akay gerekli gereksiz tüm üstlerine saygı göstermesi gerekirken, Lakayıt sadece saygı görüyordu.
"Hoşgeldiniz." Diyen kişilere sadece başımı salladım. Abi konuşmaktan yoruldum lan. Ben şu son aylarda çok konuşkan olmuştum. Eskiden günde on kelime konuşurdum, o da zorunluluktan.
Ulan ben sırf boş muhabbetlere girip ağzımı yormayayım diye gittiğim görevde terör kampına dilsiz diye girmiş insanım.
"Lafı dolandırmayarak konuya geçelim." Dedi karşımdaki kişinin sağ tarafında olan bir eğitmen. Sonra devam etti. "Bozkurt öğrencilerini şimdiden göreve götürmek istiyormuşsunuz. Üstelik gerçekten Lakayıt'ı ilgilendiren bir göreve." En son taraftan biri konuştu bu sefer.
"Ölüm riski olacak bir görev için fazla acemiler. Bu göreve çıkmak büyük bir risk. Tüm öğrencileri kaybedebiliriz."
"Gidecekleri basit görevde ölürlerse eğer, Lakayıt olmamaları daha iyi." Diye karşı çıktı başkası. Odada ben hariç on beş kişi vardı. Ve şuan hepsi birbirine düşmüş durumdaydılar. Kimi göreve gitmemizi destekliyor, kimi karşı çıkıyordu.
"Nasıl bir göreve gitmek istediğinizi sorabilir miyiz?" Diye soran kişi tam yanımdaydı. Sanki önemsiz bir şeyden bahsediyormuş gibi cevap verdim.
"Yeni bulduğumuz bir yere baskın düzenleyeceğiz."
"Kime karşı olacak bu baskın?" Diyen ise masanın başındaki ellili yaşlarındaki adamdı.
"Ölmüş'e." Dediğimde masada daha büyük bir yaygara koptu.
"Ölmüş mü? Daha kim olduğunu bile bulamadığımız birisine karşı, hele de son yıllardaki en büyük uyuşturucu ticareti, insan ve silah kaçakçılığı yapan birisine karşı bir avuç acemi öğrenci ile operasyon mu yapacaksınız? Bu delilik! Hem onları, hem de kendinizi riske atıyorsunuz! Ya canlı yakalanırsanız?"
"Konuşacağımdan şüphen mi var?" Diye sakince sorduğumda -daha doğrusu gizlice tehtid ettiğimde- susup yerine sindi.
"Düşmana konuşmayacağınızı buradaki hereke çok iyi biliyor." Diyerek içeri girdi baş eğitmen. Bana selam vererek tam karşımdaki boş sandalyeye oturdu. "Eğer ölen olursa şehit olur. Ağır yaralananlar gazi diyerek evlerine yollanır. Kalanlar bir üst seviyeye geçer. Üstelik Lakayıt ile birlikte operasyon tecrübeleri olursa bu onlar için daha yararlı olur."
"Ölmüş'e karşı mı? Ölüler çetesine karşı?!" Diye itiraz etti bir başkası.
"Lakayıt'ın görevi bu. Riskli olduğu için bu görevlere o gidiyor. Eğer risk alamayacaklarsa hiç vakit kaybetmeden onları evlerine yollasak iyi ederiz." Bunu da başkası söylemişti.
"O göreve gidilecek." Dediğimde tüm sesler susup bana döndü. Ben ise baştaki adama bakıyordum. Adam bir süre düşündükten sonra iç çekerek ayağa kalktı.
"Lakayıt'ın dediği olacak." İtirazlara aldanmadan odadan çıktı. Herkes tartışmalar eşliğinde odadan çıktığında sadece iki kişi kalmıştık.
"Tekrar karşılaştık." Dediğinde yüzümdeki maskeyi boynuma indirdim. Tekrar karşılaşmıştık. Ve andımı yerine getirme vakti gelmişti. Belimden kasaturamı çıkarttım ve masayı dolaşarak ona doğru ilerledim.
"O gün," Diyerek kasaturanın ucunu işaret parmağıma dayadım ve çevirdim. "Dediklerimi hatırlıyor musun?"
Açıkçası Levent Türkel'i karşımda görmeyi beklemiyordum. Pandemi döneminden beri karargaha hiç uğramamıştım. O sırada buraya gelmiş, üstelik de baş eğitmen olmuştu. Askeri rütbesi askıya alınmıştı. Artık Lakayıt'ın çalışanıydı.
"Kelime kelimesine." Derken bir an olsun benden başka bir tarafa bakmadı. Gözleri titremedi, dudakları seğirmedi ya da ayakları kıpırdanmadı. Pişmanlık yoktu. Hiçbir şekilde pişmanlık belirtisi alamamıştım.
"Öyleyse..." Onun bana yaptığı gibi beklemediği anda kasaturayı yüzüne savurdum. Tam benim yaramın olduğu yere, benim yaramın uzunluğunda bir kesik açtım. Aynı yerde, aynı uzunlukta, aynı açıyla. Tek fark ben daha derin kesmiştim.
Levent başını yana eğerek elini elmacık kemiğinin üstüne koyup önüne getirdiğinde kanını gördü. Sonra bana baktı ancak yine pişmanlık emaresi yoktu. Elimi açtığım yaraya uzatıp kanını parmaklarıma bulaştırdım. Ardından da kendi izime sürdüm.
"Andımı tutmuş oldum." Kendime verdiğim sözü yerine getirmiştim. Artık bu ize baktıkça boşluk değil, şuan geldiğim konumun gururunu hissedecektim. Sonunda az da olsa tamamlanmış hissedecektim. Akay verdiği sözü tutmuştu. Lakayıt olmuş, saygıyı elde etmişti. Akay, Lakayıt olmadan önce yüzünde bir iz olması ile bedel ödemiş, ödediği bedeli başkasına da ödetmişti.
Akay hâlâ eksikti ama başarmıştı.
Ancak Lakayıt, artık tamdı.
╾━╤デ╦︻
Bölüm sonu!