İçeriğe geç

LAKAYIT

Bölüm 18 · 5 dk okuma

LAKAYIT

Bölüm 18

18-ŞÜPHELİ

"Önceki bölümde Akay ve Zafer, Şüheda için donör olma adımı atarak test yaptırmışlardı. Sonuçları beklerken Akay ard arda mesajlar aldığından dolayı sinirlenmiş ve ağzına geleni sayarak telefonu Kıvanç'ın suratına kapatmıştı. Ardından da Zafer ile saçma bir küfür kavgasına girmişlerdi. Zafer, Akay'ın babasının yaptığı bir şeyi yapınca Akay odadan çıkmıştı."

Hastanenin bahçesindeki banklardan birine oturmuş, başımı arkaya atmış bulutlu gökyüzünü izliyordum. Hava tam da en sevdiğim gibiydi. Sıcak değildi ancak tam soğuk da sayılmazdı. Hafif bir rüzgar esiyordu sadece. Güneş gözükmüyordu ancak varlığı belli ediyordu. Kısaca bu hava belirsizlikti. Belirsizliği seven birisi olduğum buradan da belli oluyordu.

İçim daralıyordu.

Herşey üst üste gelmişti. Berbat bir haldeydim. Ne hissetmem gerektiğini şaşırdığım nadir zamanlardan birindeydim. Bir şey hissetmemem gerekirken ben tam tersini yapmıştım. Yumuşuyordum.

Yıllardır içim kanaya kanaya ördüğüm duvarlarıma balyozla vuruyorlardı. Bu duvar tam da yüreğimin sınırındaydı. Her bir darbede yüreğim sızlıyordu.

Ben kesinlikle bu değildim. Toparlanmam, kendime gelmem gerekiyordu.

İlk iş, düşüncelerimi toplamalıyım. Yoksa bi bok yapacağım yok.

Hızlıca tekrar Şüheda'nın kaldığı odaya çıktım. Şüheda uyanmıştı. Zafer ise büyük koltuğa kıvrılıp yatıyordu.

"Günaydın. Nasıl hissediyorsun?" Diye sorarken çoktan baş ucuna gelmiştim.

"Niye hâlâ buradayız?" Diye sordu. Doğal olarak neden hâlâ hastane odasında olduğunu merak ediyordu. Peki ben kıza nasıl söyleyecektim kanser olduğunu?

"Şüheda," dedim ve dudaklarımı ıslatıp gözlerimi kaçırdım. Bunlar benim davranışlarım değildi. Gerçekten de değişiyordum. "Bir süre daha burada kalman gerek."

"Neden?"

"Bayılmanın sebeplerinden biri..." Amına koyim niye söyleyemiyorum?

"Akay, açık açık söyle. Neyim var?"

"İkinci evreden ilik kanserisin." Dedim damdan düşer gibi. Kıza baktığımda dolmuş gözlerle kucağında birleştirdiği ellerini izliyordu. Tepki vermiyordu.

"Şüheda?" Dedim kolunu dürterek. Başını kaldırıp bana baktı. Onunla ilk konuştuğumuz zamanda, ona yardım edeceğimi söylediğimde attığı melül bakışlarla bakıyordu yine.

"Ölecek miyim?"

"Hayır." Dedim en sert ve net sesimle. "Durumunu erken farkettikleri için yaşama şansın çok yüksek. Tek yapılması gereken uygun iliği bulup en erken zamanda nakil ameliyatı yapmak. Ben ve Zafer test yaptırdık bile. Bugün içerisinde sonuçlar çıkar."

"Yaşayacak mıyım?" Diye sordu bu sefer. Uzanıp elini elimin içine hapsettim.

"Sen yaşayacaksın." Dedim kararlılıkla. Ne olursa olsun, gerekirse zorla birisinin iliğini alırdım ancak Şüheda'yı yaşatacaktım. Kız zaten bu yaşına kadar yaşamamış, hayat ona adil davranmamıştı.

"Aşıksın bana. Yoksa bu kadar ağlamazdın." Dedi yine herzamanki gevşek sırıtışıyla. Cidden şaka gibiydi.

"Delisin." Dedim sadece ve elini bıraktım. Sanarsın kanser olan benim. Valla böyle giderse verem olabilirim orası ayrı konu.

"Bir tek sana." Derken göz kırpmıştı. Gözümü abartılı şekilde devirip Zafer'in yanına gittim.

"Kalk lan." Dediğim gibi kafasına silleyi geçirdim. Şaşkın ama hızlıca yerinden doğruldu. Beni fark edince rahatladı.

"Abiye lan denmez." Derken uykulu uykulu esnemişti. Bir de Şüheda'dan normal olmasını bekliyorum. Bununla aynı ortamda uzun süre kalan herkes delirirdi.

Cidden artık kıza bir psikolog ayarlamalıydım. Ancak Şüheda hastaneden çıkamayacağı için psikoloğu buraya getirecektim. Şüheda'nın kendini rahat hissetmesi için de psikoloğun kız olmasına dikkat etmeliydim.

"Bugün askeriyeye gidiyorum. Şüheda'nın yanından ayrılma. Yoksa şakam yok öldürürüm."

"Bilmez miyim." Diyerek tekrar uzanınca yine kafasına vurdum.

"Uyuma gerizekalı."

"Abiye gerizekalı denmez."

"Hay sana da abine de-" Diye başlamıştım ki muhteşem bir çeviklikle kalkıp ağzımı kapattı.

"Kurban olayım artık küfür etme. En son ettiğin küfrü sindiremedim daha." Eline vurup geri çekildim.

"Sen bana kurban filan olma. Bozuk hayvan kestim diye zebanilerle cehennemde parti yaparım yoksa. Bir tane zebani vardı. Neydi adı..." Diyerek durakladım. İsminin aklıma gelmesiyle kaşlarımı kaldırdım. "Zebani Ece."

Zafer ve Şüheda aynı anda kahkahayı bastıklarında boş boş ikisini izledim. Mal mı lan bunlar?

"Ece değil Efe." Derken gülmesini zar zor durdurdu Şüheda. Amına koyim ben bu kıza daha iki dakika önce kansersin dedim. Ağlaması filan gerekmez miydi? Acaba şok mu geçiriyordu? Bunlar nasıl tepkilerdi amk?!

"Kız değil miydi lan o?" Dedim garipsiyerek. "Saçı pembe değil miydi lan onun? Hatta ponki monki birşeye tapıyordu. Aşko kuşko gotik karışımı bir şeydi lan hatta."

"Erkek o erkek." Dedi Zafer.

"Sen sus lan! Senle mi konuşuyorum?" Tabi yine siklemedi.

"Abiye sus denmez." Seslice oflayarak hiçbirinin yüzüne bakmamaksızın çıktım odadan. Bunlarla mı uğraşacaktım lan ben?

Bahçeye çıkıp güzel arabamın yanında aldım soluğu. Hemen kaputunu okşadım. Özlemiştim lan.

"Kuzgunum benim." Derken aşkla okşuyordum arabamı. Sevme çıtasını bir üst seviyeye çıkararak kabutunu öptüm. "Hadi güzelim. Gidelim da biraz spor yapalım."

"Siz iyi misiniz?" Diye soran bir ses duyduğumda tüm aşkımı bir kenara bırakıp sese yöneldim. Uha.

Buğday ten, koyu kahve saçlar, ve farklı renkte gözler. Bir gözü koyu yeşil, diğer gözü lacivertti. Boyu rahat 1,85 vardı. Sıkı eğitim yaptırdığım ileri seviye askerler gibi kaslıydı. Kusura bakma Ali Polat. Papucun dama atıldı bile. Bu afet-i devran'ın karşısına rakip diye seni çıkarmak hakaret olur.

Üzerinde beyaz bir gömlek, altında siyah kumaş pantolon vardı. gömleğinin kollarını sıvamış, dirseklerine kadar getirmişti. Omzunda koyu kahve kabanı asılıydı. Hakkari gibi bir yere göre fazla şıktı. Şüpheli.

"Evet." Dedim yine tüm ifadesizlikle. Tamam yakışıklı filan ama ne olduğu belli değil adamın.

"Çok değerli olmalı." Diyerek arabama baktı. Gözlerinde merak parıltıları vardı. Bu onu sadece gözümde daha da şüpheli yapıyordu. Hem geldiğini nasıl hissetmemiştim? Duyularım tamamen açıktı. Galiba bunun eğitimini almıştı. Ancak asker olamazdı. Eğer öyle olsaydı elleri silah tutmaktan nasır tutmuş olurdu. Ve yüzü böylesine temiz olmazdı.

"Evet." Dediğim sırada adamın birisi geldi yanımıza. Bakmaya bile tenezzül etmedim. Sarışındı.

"Abi?" Dediğinde ben ve adamın anlamsız bakışmasını bölmüş oldu. Ben de ikisini umursamayarak güzel arabama bindim. Hastanenin bahçesinden çıkarken dikiz aynasından adamların olduğu yere baktım. İki gözü farklı olan esmer bomba arkamdan bakıyordu. Arkasında konuşan arkadaşı pek de umrunda değildi.

Bu beni daha da huzursuzlandırdı. Bu adam kimdi? Neden bu kadar ilgilenmişti? Şüpheliydi. Bu adamı bulmam gerekiyordu. Bilgilerini almalı ve bilgilerde bir açık bulmalıydım. Ya da temize çıkaracak bir şeyler. Etrafım son zamanlar hain dolmuştu. Temkinli olmakta fayda vardı.

Hain demişken bir dilekçe yazayım da hain Kurt'un ölümünü ben gerçekleştireyim. Normalde hapis yatması gerekiyor tabi ancak bu küçük pürüzü halledebilirdim. Hatta hemen yarın için isteyeyim bunu. Tam telefonumu alacaktım ki hastanede olduğu aklıma geldi. Hay kafamı sikeyim ya. Şimdi almak da zorundayım. Albay ya da başka önemli birisi arar ulaşamazlar yarrak gibi kalırım ortada.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Bölümleri hem hatırlamayio hemde nasıl hatırlıyorum ben

    1Yanıt