İçeriğe geç

LAKAYIT

Bölüm 17 · 7 dk okuma

LAKAYIT

Bölüm 17

17-SİNİR SINIRI

YOĞUN KÜFÜR BULUNUR

╾━╤デ╦︻

"Ne demek kanser?" Diye sordum hemen. Herkes donmuştu.

"Erken fark ettiğimiz için kurtulma şansı yüksek. Erkenden ilik nakli yapılırsa herhangi bir ölüm tehlikesi olacağını sanmıyorum ama garanti olması için bu süreçte hastanede kalması çok daha iyi olur." Akın'ın sözlerini hiç bölmeden dikkatle dinledim. Diğer ikili ise hâlâ sindirememişti.

"Durumu üçünçü evre kanser hastalarındaki gibi büyük bir tehlike yaratmıyor. Eğer doğru ve hızlı tedaviyi uygularsak, uygun iliği bulup erkenden nakli başarırsak kurtulma şansı yüksek. Bu süreçte moralini daima yüksek tutmanız ve bedenini her an geçirebileceği ameliyat için dayanıklı hale getirmeniz gerek."

"Uygun iliğin bulunması ne kadar sürer?" Diye soran bu sefer Zafer idi.

"Bunun hakkında bir şey söyleyemem. Bir ay da olabilir, bir yıl da."

"Donör olabilir miyim?" Diye sordum hemen.

Şüheda'nın yaşaması için her şeyi yapmaya hazırdım. İçimde büyük bir volkan patlıyordu ancak dışımda sadece duvar vardı. Tek kasım bile oynamıyordu yüzümde. Ailemin ölümünün bana bir katkısı da buydu.

Kural-1) Ağladığını kimseye gösterme. Zevk alırlar.

Bunu 13 yaşında, kapıda donup kalmış ağlarken karşımda bana gülen teröristler sayesinde acı ve çok net şekilde anlamıştım.

Aslında öyle çok da kuralım yoktu.

Kural-1) Ağladığını kimseye gösterme. Zevk alırlar.

Kural-2) Merhamet etme. Sana gösterilmeyen merhamet kimseye yok.

Kural-3) Canını düşünme. Ailen öldüyse senin canının bir kıymeti yok.

Kural-4) Öldür. Zamanında seni öldürmedikleri için hepsini öldür.

Basitti. Kurallarım bunlardan oluşuyordu. Ancak son zamanlarda -ki bu DNA testi sonrası oluyor- kurallarımı aksatıyordum. Kendime gelmem lazımdı. Resmen kediye dönmüştüm amına koyim!

Boş geçirdiğim bu ay boyunca normalde onlarca kamp patlatmış, en az beş örgüt liderini işkencelerle öldürmüş, birçok suikasti engellemiş olmam lazımdı.

Ama ben ne yapıyorum? Kural 1, kural 2, kural 3 ve kural 4'ü ihlal ediyordum.

Duygularımı dışa vuruyor, merhamet ediyor, kendi canımı düşünüyor ve en önemlisi -neredeyse- kimseyi öldürmüyorum!

Kendine gel Lakayıt! Bu sen değilsin.

Artık silkelenmem gerekiyordu. En erken vakitte bir dilekçe yazarak bir kez gördüğüm timden ayrılacak, Lakayıt olarak dağlara geri dönecektim.

Ancak Şüheda vardı.

Elimi ayağımı bağlayan ipin adıydı Şüheda. Tek hamlede yırtıp atabilecek olmama rağmen ellerimde bağlı kalmasına izin verdiğim ip şimdi hayat denen paslı bir makasla kesilebilirdi.

Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Hayatımda bir defa çaresiz hissetmiştim. Bu da ikincisi olmuştu. Akın her ne kadar ölüm riski olmadığını söylese de çoktan kaybetmişlik hissi tarafından kuşatılmıştım.

En son ailemin ölü bedenine sarılırken böyle hissetmiştim.

Anne ve babam öldüğünde kendimi süzgeçten geçirmiş, deli dolu hallerimden soyutlanmıştım. Eğer ailem dediğim birini daha kaybedersem bir daha normale dönemezdim.

"Bunun için önce iliğinizin uyup uymadığını test etmeliyiz. İsterseniz sizi hemen teste alalım."

Bundan sonrası çok hızlı gelişti. Önce ben, sonra da Zafer test yaptırmıştık. Zafer abisini arayıp hemen gelmesini ve test yaptırmasını söyledi. Sancak hâlâ ameliyattaydı. Şeytan diyor bas ameliyatı tut yakasından getir buraya diye ama VIP cehenneme gitmemek için duruyordum. Cehenneme gidip de intikam alacağım o evveliyatını siktiklerimle görüşmek istemiyorum.

Turan akşama doğru uçağa binip sabah erken saatlerde geleceğini söylerken ben ve Zafer de koltuklara oturmuş sonuçları bekliyorduk. Gerçi sonuçlar yarına ancak çıkardı ama neyse.

"O iyi olacak." Diyerek saçma bir teselli etme girişiminde bulundu Zafer. "Neleri atlattı, bunu mu yenemeyecek?"

"Sizin gibi piçlerden kurtulduysa bunu hayli hayli atlatır. Ondan yana şüphem yok." Diyerek hemen tersledim.

"Abiye piç denmez." Dediği zaman yine tüm sakinliğimi konuşturdum.

"Ama kardeşe hayatı zehredebilirsiniz, değil mi?"

Zafer iç çekerek başka bir koltuğa oturduğu sırada telefonuma bildirim geldi. İstemeye istemeye baktım. Bilinmeyen numaraydı.

0537**: Numaramı kaydet.

Kıvanç.

Sadece boş boş bakarak telefonu kapattım. Derdim bana yeter diyorum ancak görünüşe göre yetmemiş ki yeni dertler açıldı başıma. Telefonuma ard arda bildirim gelince öfledim.

0542**: Nefes Karasu. Kaydedersiniz komutanım.

0534**: Selamunaleyküm komutanım Arif ben. Şu yakışıklı olan. Aldım numaranızı, siz de kaydederseniz sevinirim.

0552**: İyi günler komutanım. Ben Ege. Kıvanç binbaşı verdi numaranızı. Ben sizi kaydettim, bir şeye ihtiyacınız olursa yazmanız yeterli.

0501**: Binbaşı kaydetmemizi istedi komutanım. Ali Polat ben.

Bu sefer uzun uzun bakmaya bile tenezzül etmeden çıktım mesajlardan. Bir salın beni amına koyim diye bağırmak istiyorum derken yine mesaj geldi. Numaraya baktığımda binbaşı ibne olduğunu gördüm.

0537**: *numara*

0537**: Albayın şahsi telefonu. Lazım olur. Albayın adı Sıddık soyadı Erbekir.

Sadece albayı kaydettim. Adında takılı kaldım bir müddet. Sıddık ne lan? Başka isim mi bulamamışlar. Adama da o kadar dedim yakışıklıdır, kesin kızların gözdesidir gençken, havasından geçilmiyor diye ama bu isim... Niyazi Nazım'ı anlarım ama Sıddık Erbekir?

Gitti gözümdeki tüm karizması.

Tam arkama yaslanıp gözlerimi kapatmıştım ki yine ve yine bildirim geldi.

"Lan amuda kalktıklarım yeter artık! Sizinle mi uğraşıcam lan ben?! Malum yerlerine tersten girdiklerimin haysiyetsiz dürzüleri! Bir rahat da bırakmıyor yarrağımın varlıkları."

"Oha kızım." Diyerek şokla bana döndü Zafer. "Bu nasıl küfür?" O şaşkın suratına bakarken gülebilirdim. Ancak sinirim öyle bozuktu ki bırak gülmeyi çattığım kaşlarımı bile düzeltemedim.

"Sen de bir siktir git lan! Kuyruk gibi arkasındasın kızın. Yanında oldun da ne oldu?" Birşey demesine kalmadan telefonu elime alıp odanın en köşesindeki sandalyeye oturdum. Mesaj yine ibne binbaşıdandı.

0537**: Pardon yanlış yazmışım. Albayın adı Sadık.

"Bu muydu lan?!" Diye sinirle soludum. Sinirimin sınırındaydılar resmen! Bunlarla mı uğraşıcaktım lan ben?!

Telefon bu sefer bildirim sesi değil de arama sesini çıkardığında hırsla açtım telefonu.

"Ulan siktiğimin kahpesi yeter artık! Anladık lan! Adamın adı Sıddık değil Sadık! Bir de geçmiş oruspu çocuğu gibi millete numaramı dağıtmışsın yapacak işin mi yoktu lan haysiyetini siktiğim?! Günde bir defadan fazla mesaj atarsan veya ararsan üst rütbem demem sıkarım alnının çatına! Sabır taşı mıyız lan biz?! Dır dır dır siktiniz telefonun bildirimlerini! Yakında çocuk da yaparsınız herhalde! Günde bir mesajdan ileri gidersen sikerim belanı kimse de alamaz seni elimden! Bir daha da arama lan! İbne." Tüm sinirimi boşaltıp suratına kapattım telefonu.

Görmemişin eline numara geçmiş.

"Her defasında çıtayı aşıyorsun ya. Bravo." Diyen Zafer, Şüheda'nın başında durmuş uyuyan kızın kulaklarını kapatıyordu.

"Ananın amına çaprazdan soksunlar seni Zafer." Dedim yine içimdeki sinirle.

"Benim anam senin de anan lan beynini sevdiğim." Diyerek sansürlü küfür etti o da. İşte şimdi aynı dili konuşuyorduk.

"Şurada sana ana avrat bir söverim, bir daha da kendine gelemezsin."

"Söv lan!" Dedi o da hırsla.

"Seni de, ananı da, babanı da, abini de, kardeşini de, sülalenizi de, doğduğunuz hastaneyi de, sizi doğurtan ebeyi de, bakımınızı yapan doktorları da ispanyol eşeğine ters yatırıp çapraz konumlandırıp spiral siksinler amında kurtçuk beslediğimin dennosu."

"Oha." Diye bir ses duyduğumda kapıya baktım. Geçen sefer geldiğimizde gördüğüm o sarışın bomba hemşireydi. Adı neydi... Aman boşver çok da lazım değil.

Kızın eli kapının kulpunda, şaşkın gözleri ben ve hâlâ Şüheda'nın kulağını tıkayan Zafer arasında gidip geldi.

"İyisi mi siz dışarı çıktın. Hastayı rahatsız ediyorsunuz."

"Sana mı soracaz lan?" Diye kıza yükseldim durduk yere.

"Sende duyar kasma lan." Diyen de benimle eş zamanlı konuşan Zafer'di. İkimizin de öfkeli bakışları kızı bulduğunda kız yutkunarak kapıyı kapattı. Odada yine yanlız kaldık.

"Senin işin gücün yok mu lan?" Diye sordum Zafer'e. Bu savcı değil miydi aq? Niye işsiz gibi götümüzde geziyor?

"Yıllık izne çıktım. Beynim yoruludu artık davalardan." Demesiyle hemen yapıştırdım cevabı.

"Var mıydı?"

"Senin aksine." Diyerek göz devirince hemen bağırdım.

"Bana beyinsiz mi diyorsun lan?!"

"Olur mu hiç canım kardeşim? Senin aksine benim beynim yok dedim." Derken geri adım attığını sanmıştım ancak yine laf soktu. "Ama kişi kendini bilirmiş. Beyinsiz olduğunu bilmesen atlamazdın hemen."

İkimiz de birbirimize kötü bakışlar atarken o aniden bana doğru geldi. Abi galiba cidden boyu iki metreydi. Allah benden almış bu piçe vermiş. Boyu uzun diye yumruk atarken çaktırmadan parmak ucuna kalkıyor ya da hafiften zıplıyordum amına koyim. Sanarsın sülalenin boyunu almış.

Aniden gelip beni kolunun altına almasıyla ufak bir bocalasam da sonra toparlanıp kurtulmaya çalıştım. Resmen boğuyordu lan beni! Saçımda elini hissedince karnına dirsek atsam da bırakmadı. Pislik saçlarımı birbirine karıştırdı.

"Bıraksana!" Dedim ancak dinletemeyince boyunun uzun olmasına sırıtarak malum yerlerine geçirdim dirseğimi. Acıyla inleyip geri gitti. Ellerimi belime yerleştirip kısık gözlerle ona bakarken onun elleri bacak arasını tutmuş, sırtı bükülmüştü.

"Yeğenin olmayacak."

"La havle!" Derken sinir sınırlarımı çoktan zorladığım için sert adımlarla odadan çıktım. Koridorda yürürken yüzümde hafif bir tebessüm oluşmuştu ki kendimi durdurdum.

"Aptal!" Diye homurdandım kimseyi umursamadan. "O baban değil, aptal."

Eskiden babam da böyle yapardı.

╾━╤デ╦︻

Bölüm sonu!

Bölüm sonu

1 yorum