İçeriğe geç

LAKAYIT

Bölüm 16 · 6 dk okuma

LAKAYIT

Bölüm 16

16-İZ

10 yıl önce

"İçtima olacak, gelmiyor musun?" Diye soran kişi oda arkadaşım Derin idi. Yatakta yatıyor, boş boş tavanı izliyordum.

"Gelmeme gibi bir şansım var mı?" Derken ayağa kalkmış üniformamı giymeye başlamıştım bile. O sırada Derin konuşmaya devam ediyordu.

"Ya Akay sen ve Alp ne iş?" Diye sordu hemen. Kafasını en çok kurcalayan sorulardan biriydi. "Çok yakınsınız."

"Hoş çocuk. Bir süre eğlenebilirim." Alp benim klasik esmer tarzı sevdiğim erkeklerdendi. Oldukça yakışıklıydı. Okulda bulunan kızların gözde avlarındandı. Benim için ise sadece takılabileceğim biri. Ancak onun bana sadece o gözle baktığını pek sanmıyorum.

"Kızım sen şaka mısın?" Diye şokla sordu Derin. "Çocuğun taliplerine bir bak bir de senin şu rahatlığına. Eğlenebileceğim biri diyorsun bir de!"

"Kimse vazgeçilmez değildir Derin. Bunu sürekli unutuyorsun." Dedim. Bir yandan da saçlarımı tarıyordum. "Alp bana göre sadece kafa dağıtılacak biri. Ötesi değil." Kimseyle duygusal bağ kurmayan biri olduğumu bilmesine rağmen inatla sorması beni deli ediyordu.

"Ne demek sadece kafa dağıtılacak biri? Çocuk resmen senden hoşlanıyor. Duygularıyla mı oynayacaksın?" Derin olaylara çok duygusal yaklaşıyordu. Bu onun için büyük bir kusurdu aslında ancak beni dinlemiyordu.

"Ne yapayım Derin? Nikahıma mı alayım?" Diye sinirle soludum postallarımı bağlarken.

"Nikahına al mı diyorum ben sana? Sadece ona karşı bir şey hissetmediğini söyle bari."

"Söyledim ki." Dedim omuz silkerek. "İlk baştan sadece zevk için birlikte olabileceğimizi, herhangi bir duygusal bağa girmeyeceğimi, canım sıkılırsa başka birisine saniyesinde yavşayabileceğimi gayet de iyi biliyor."

"Ne?" Diye çığırdı hemen. "Ve o da kabul mu etti?"

"Evet." Dedim ve kendimi hemen dışarı attım. Yürürken bir yandan da kısa saçlarımı düzeltiyordum. Derin fazla konuşuyordu. Oda arkadaşım olduğu için her gün lanet ediyordum. Her gün baş ağrısıyla uyuyup, baş ağrısıyla uyanıyordum.

"İnanamıyorum size!" Dedi hayretle. Ben ise gayet rahattım.

"İnanma." Arka bahçeye çıkıp içtima alanındaki sıraya girdik. Levent teğmenin sorumluluğunda olan sınıftık. Sadece bir yıl olmuştu ancak onun sayesinde çok iyi yerlere gelmiştim.

"Selam." Dedi yanıma, sırasına geçen Alp. Göz ucuyla bakıp sırıttım.

"Yüzün yine enerji saçıyor." Dedim dalga geçerek. Sadece gülümsedi. Erken kalkmak ona göre değildi.

"Siz ise yine güzellik saçıyorsunuz, hanımefendi." Dedi flörtöz şekilde.

"Güzelliğimin gayet de farkındayım." Diyerek elimi kısa saçlarıma atıp hafifçe dağıttım. Bugün enerjim yerindeydi ve bu ruh halime de yansımıştı doğal olarak. Alp'e dönüp onu baştan aşağı süzdüm.

"Bugün ayrı bir yakışıklı gözüktün gözüme. Hayırdır?" Dediğimde karizmatik bir sırıtış kapladı yüzünü.

"Yakışıklılığımın gayet de farkındayım." Diyerek beni taklit etti. Sadece güldüm.

"Taklit yeteneğinizi geliştirmelisiniz, bayım. Kızlar kötü oyuncuları sevmez."

"Oyunculukta kötü olmayı iyi yaptığım bir şey ile kapatabilirim, bayan. Kızlar iyi ısıtıcıları sever." Dedi yine aynı çapkın ve arsız tavrıyla. Edepsiz imasına sadece şeytanca sırıttım.

"O halde ısınma taktiklerinizi alması için erkekleri size yönlendireceğimden şüpheniz olmasın. Her kız iyi bir ısıtıcıyı hak eder." Benim yaptığım ima ile hafifçe afallasa da tavrını bozmadı.

"Sizin yanınızda ben utanıyorum." Dedi kızarmaktan bir hal olmuş Derin. Duygularını doruklarda yaşıyordu ve kızarması da bunun kanıtıydı. İkimiz de onu umursamadık.

"Levent teğmene yakalanmayalım da." Diye de homurdandı Alp. "Geçen sefer Sedat ve Zilan'ı basmıştı. Çifte kumrular ancak gizli gizli buluşabiliyorlar şimdi. Aşk acısından ölmezlerse iyi." Diyerek dalga geçmeyi de ihmal etmedi.

"Ne şanslıyız ki aramızda duygusal bağ yok." Derken ona birşeyleri hatırlatıyordum. "Bizdeki sadece eğlencesine. Eğer seninle basılırsam başka bir dala konarım."

"Bilmez miyim," Diyerek tekrar homurdandı.

"Levent teğmen geliyor." Diyerek onu uyardım ve önüme döndüm. Tüm heybeti ve ihtişamıyla karşımızda durdu binbaşı. Yüzü yine heykel gibi düzdü. Bakışlarından ne düşündüğünü anlamak zordu ancak bizler zoru başarmak için eğitiliyorduk. Düşündüğü şeyin ne olduğunu tam anlayamasam da gözlerindeki ufak parıltı sayesinde bizi çok zorlayacağı belliydi.

Haklıydım.

Binbaşı hepimizin haşatını çıkarıyordu.

"Kaç oldu asker?!" Diye sorarak başıma dikildi. Şınav çekiyorduk. Öyle normal bir şınav çekme değildi. Sırtımıza her iki dakikada bir ağırlık koyuyor, arada yüzümüze toprak atıyordu.

"Sıfır komutanım!" Aslında yüz kırk üç olmuştu. Ancak bunu ona söylersem büyük ihtimal bayılana kadar işkence edecekti. Adam bizim acı çekişimizden zevk alıyordu. Artık kollarım titriyordu ve komutan bunu fark etmişti.

"Sen böyle mi asker olacaksın?!" Diyerek elime bastı. Topuğunu elimin üstünde döndürdükçe canım yanıyordu.

"Evet komutanım!" Dedim sertçe. Asker olacaktım. Elime silahı, arkama devleti, karşıma düşmanları alacaktım. Ama en önemlisi ailemin intikamını alacak, devletimde başka hiçbir ailenin, hiçbir çocuğun benimle aynı kaderi paylaşmasına izin vermeyecektim. Kimse ailesiz kalmayacaktı.

"Olamazsın! Sen böyle bir bok olamazsın!" Diye sertçe bağırdı. Sonra da diğerlerine döndü. "Sizden bir bok olmaz! Duydunuz mu?! Siz sadece bir avuç başıboş köpeksiniz!"

"Değiliz komutanım!" Diyerek karşı çıktım hemen. Yine ve yine Levent teğmene baş kaldırmam yüzünden herkesten homurdanma sesleri yükseldi. Ben ve Levent teğmen sık sık kavga ederdik ve bunun bedelini her nasıl oluyorsa diğerleri çekiyordu.

"Sözümü yalanlıyor musun?!" Ayağını daha çok bastırınca ister istemez inledim.

"Evet komutanım!" Dediğinde çoğu kişi isyan bayrağını kaldırmış, susmam için bana kızıyorlardı.

"Kim olarak yalanlıyorsun, Gürgen? Sen kimsin de beni yargılıyorsun?!" Ayağını kaldırdı. Ancak rahat bir nefes almadım çünkü bundan sonra ne olacağını biliyordum. Ve haklıydım. Aniden ayağını sertçe elime indirdi. Kendimi sıktığım için inlememi son anda bastırıp yüzümü ifadesizleştirdim.

"Geleceğin Lakayıt'ı olarak!" Dedim sadece onun duyacağı şekilde. "Lakayıt kayıtsız demek. Eğer Lakayıt olursam duygularımın tamamını gömer, ölen her duygumun, sönen her ocağın, yok olan her hayalin intikamını alırım. Ve o an siz bile önümde saygı duruşuna geçeceksiniz!" Son cümlemi herkesin duyacağı şekilde, bağırarak söylemem üzere tüm sesler kesildi. Herkes soluğunu tuttu.

"Öldü." Dedi Derin.

"Siktir." Diye fısıldadı Alp.

"Umarım kovulmaz." Diye mırıldanan birini duydum ancak asla istifimi bozmadan şınav çekmeye devam ettim. Şuan sınav çeken tek kişi bendim.

"Ayağa kalk Gürgen!" Diyen Levent teğmen ile durdum ve dediğini yaparak ayağa kalktım. Gözlerine hiçbir duygu barındırmaksızın, Lakayıt gibi baktım.

"Sana saygı duyacağımı mı sanıyorsun?" Dedi alaycı ama tehlikeli şekilde. Elini, daima kasaturasının olduğu yere götürdü. Yine tehlikeli bir yavaşlıkla kasaturayı kınından çıkardı. Elinde bir tur döndürdü. Cebinden çakmak çıkararak bıçağa tuttu.

"Sanmıyorum komutanım. Biliyorum. Siz bana saygı duyacaksınız." Derken yine aynı kararlılık vardı üstümde. Bir süre hiç konuşmadan bıçağı ısıttı. Ne yapacağını anlamıştım ve kendimi buna göre hazırladım. Büyük ihtimalle yine saçımı kesecekti.

Zaten iki hafta önce babamın çok sevdiği saçlarımı kızgın bıçakla kesip hem yanık bırakmış hem de yine kimsesizliğimi yüzüme vurmuştu.

Ancak öyle olmadı.

Bir anda sağ elmacık kemiğimde keskin bir acı hissettim. Beklemediğim, bu beklenmeyen darbeye karşı aniden kendimi kastığım için boğazımdan yüksek bir hırıltı çıktı. Başka birisinden hırlama sesi gelse 'it misin amına koyim, ne hırlıyon?' derdim. Ancak o ses benden çıkmış, kimse de dalga geçmemişti.

Levent teğmen yüzümü kesmişti.

Birkaç kişiden şaşkınlık nidaları yükseldi. Birileri yanıma gelecek olmalı ki binbaşı elini kaldırarak durdurdu. Ben ise elimi sakince yaraya götürdüm. Yaraya dokunup elime bakınca kanımı gördüm. Alttan alttan ölümcül bakışlarla baktım komutana.

"Bu ize iyi bakacaksın, Gürgen! Bu iz sana asla saygı duyulmayacağının kanıtı olacak!"

"Asıl siz bu ize iyi bakın, teğmen Türkel." Dedim tehlikeli bir sakinlikle. "Yıllar sonra bu izi görürseniz, bilin ki aynısına siz de sahip olacaksınız."

Elimi tamamen kanıma sürdüm. Kana bulanmış elimi ise tüm saygıyı siktir ederek teğmen Levent'in yüzüne, tam da yüzümde açtığı yaramın olduğu yere gelecek şekilde dokundurdum. Ve bende açtığı yaranın kanıyla, onun yüzüne yara izi çizdim.

"Bu da benim andım olsun."

İkimiz de bir an olsun birbirimizin gözlerine bakmayı bırakmadık. O benim kehribar gözlerime, ben ise onun koyu kahve gözlerine baktım. O bende öfke ve hırsı, ben onda geleceği gördüm.

"Ayı mı oynuyor lan?!" Diye aniden bağırdı bir süre sonra. Herkes soluğunu tutmuş bizi izliyordu. "Ben size şınavı bırakın dedim mi?"

"Hayır komutanım!" Dediler hep bir ağızdan.

"Emre itaatsizlik mi ettiniz?"

"Hayır komutanım!" Dediler yine.

"Siz bana yalan mı söylüyorsunuz?"

"Hayır komutanım!"

"O halde neden ben demeden durdunuz lan?! Bu emre itaatsizlik etmek değil de ne?!" Herkes sus pus olmuştu.

"Hepiniz bu hafta bahçeyi temizleyeceksiniz! Duydunuz mu?!"

"Emredersiniz komutanım!" Dediler tekrardan. Bizim kavgamız yine onların ceza almasıyla bitmişti. Ben ise her gördüğümde öfke duyacağım, ancak daha sonra gururla taşıyacağım bir yarayla kalmıştım.

╾━╤デ╦︻

Bölüm sonu!

Bölüm sonu

4 yorum