İçeriğe geç

LAKAYIT

Bölüm 15 · 10 dk okuma

LAKAYIT

Bölüm 15

15-GÜÇLÜ

"Lan bir günüm de cidden normal geçsin amına koyim!" Dedim arabadan bana bakıp pişmiş kelle gibi sırıtan oruspu çocuklarına bakarken.

Çatışma olacağı kesindi. Merak ettiğim şey yerimi nereden bulduklarıydı. Arabamda GPS olabilir miydi? Eğer öyleyse ne zaman takmışlardı? Ya ben görevdeyken askeriyeye sızmayı başarmışlarsa? Ya... Askeriyede hain varsa? Siktir.

Rahatımı bozmadan Selda Bağcan kasetlerinden birini teype taktım. Sesi yükseltip Uğurlar Olsun şarkısının onlara kadar gitmesine izin verdim. Büyük ihtimal şuan silahlanıp onlara saldırmamı veya kaçmamı bekliyorlardı.

Arabadan inmeyecektim. Arabam, camları da dahil olmak üzere kurşun geçirmezdi. Ailemin ölümünden sonra reşit olup arabayı hurdalıktan alıp tank gibi sağlamlaştırmıştım. Ancak ailemin kokusu bir an bile gitmedi kuzgunumdan.

"Ölmek istemiyorsan in arabadan!" Diye bağırdı birisi. Cevap olarak şarkının sesini biraz daha yükselttim. O sırada da askeriyeden birilerini aramak için telefonumu çıkarmıştım. Lakayıt ekibini aramam gerekiyordu ve şuan ararsam kimliğimi açık etme riskim vardı. Askeriyeden ise sadece Alpay binbaşının numarasını almıştım. Mecbur onu arayacaktım.

"Alo?" Dedi açar açmaz.

"Önümü kestiler." Diyerek durumu hemen özetlemiş oldum.

"Neresi?" Dedi lafı uzatmadan. Canıma minnet.

"Şehir çıkışına doğru. Ankara tabelası." Dedim ve onun tamam demesinden sonra telefonu kapattım. Oruspu çocuklarından birisi tekrar bağırdı.

"Zorluk çıkarma! Vururuz!" Evet yarrağım ben de zaten dünki çocuğum. Ulan senin beni vurmayı götün yemez. İşimi daima sağlama alırım lan ben.

"Vur," Dedim ve rahatça arkama yaslandım. "Ama patlamayı göze al." Arabada bomba vardı. Direksiyonun iç taraflarında bir düğme vardı ve düğmeye bastığım anda araba ve çevresindeki her şey havaya uçacaktı.

Havaya uçmak demişken...

Ulan aklımı seveyim lan ben.

Hemen telefondan tekrar Alpay binbaşıyı aradım. Artık gelmesine gerek yoktu.

"Hallettim." Diyerek telefonu kapattım. Evet, bildiğiniz cevap vermesini beklemeden şak diye suratına kapattım. Nokiamı cebime koydum ve direksiyonumu okşadım. Sonra da tüy gibi hafif bir öpücük kondurdum. Evet, arabamı öptüğüm doğrudur.

Yan taraftaki koltuğun ucundan tutup kaldırarak gizli bölmeyi açığa çıkardım. O ufak kutunun içinde uzaktan kumandalı bomba vardı. Kumandası ise direksiyonun iç tarafındaki düğmeye bağlıydı. Plan basitti.

Bombayı arabaya at, düğmeye bas. Bunu yaparken de uzaklaş.

Bombayı bantladığım yerden zor da olsa çıkardım. Ulan koli bandı...

"Son kez söylüyoruz, in arabadan!" Bunlar kesinlikle acemiydi amına koyim. Şimdiye bir kez de olsa sıkmış olmaları lazımdı. Yine ve yine müziğin sesini yükseltip en sona getirdim.

Eğer yüksek sese alışık olmasaydım şuan kulağımın zarı = bom olmak.

"Arabayı durdur!" Lan sen de bi siktir git amk. Sıkacaksan kurşun sık.

Araba hâlâ çalışır haldeydi bu yüzden işim daha da bir kolaydı. Gaza bastığım gibi boş yolda drift atarak oropsu çocuklarını arkamda bırakacak şekilde son hız ilerledim. Tabi bu mallar durur mu? Durmaz. Peşimden gelmeye başladılar. Yol boş olduğu için rahatça camı açıp bir elimle direksiyonu yönlendirirken diğeriyle bombayı arabanın kasasına hedef alıp fırlattım. Ancak ne yazık ki ıskaladım.

"Hadi güzelim." Diyerek gazı biraz daha kökledim. İşte şimdi silah sıkmaya başlamışlardı. Sonunda amına koyim. İyice bezdirmişlerdi.

İleride bir dönüş vardı ancak orası otobana çıkardı. Hemen orayı eledim. Mecbur düz gidecektik. Arabanın camını hamile bırakmışlardı resmen. Götlerinde yoğurt mayaladıklarım.

Dikiz aynasından arkama baktığımda biraz daha hızlanırlarsa dibimde biteceklerini anladım.

Düşün Akay.

...

Fikirlerim tükenmiş gibiydi.

Koskoca Akay Gürgen bir plan yapamıyordu. Ulan plan yapamayacaksam bu kafam ne diye vardı amına koyim?!

Dur bir dakika...

Kafamı seveyim lan ben.

Binbaşı Akay'ı rafa kaldırıp Lakayıt formatına geçtim plan aklımda tasarlanır tasarlanmaz.

Dönüşe çok az kalmışken yaptığım plan sayesinde son anda otobana çıkan yola saptım. Şükür ki yol tamamen topraktı. Bu sayede dönüşümü daha yumuşatmıştım. Arkamdaki araba da benim gibi yaptığında tekrar dönüş yaparak az önce bomba attığım yere doğru ilerledim. Hâlâ ateş ediyorlardı ve bu ister istemez dengemi bozuyordu. Tek temennim tekerlere bir şey olmamasıydı.

Bomba öyle ufak tefek birşey olmadığı için zor da olsa fark edebilmiş, arabayı bombanın üstüne sürmüştüm. Bu süreçte de vitesi sona atmış, gaz pedalının ırzına geçmiştim. Araba ile aramda mesafe açıldığı zaman çoktan bombanın üstünden geçmiştim. Bombanın güzelimin iki tekeri arasından sorunsuzca geçip arkamdaki arabanın altına girdiğini gördüğüm gibi direksiyonun iç tarafında kalan düğmeye bastım.

Kahrol düşman, al sana bombe

Bomba: Bum

Bomba ve araç yüksek bir gürültüyle havaya uçtuğu zaman çok zorladığım kuzgunumu yavaş yavaş durdurdum. Burayı bu halde bırakamazdım ancak Şüheda'nın yanına gitmen lazımdı. Ve Şüheda bir avuç itin leşinden kat ve kat değerliydi. Yine Alpay binbaşıyı aradım.

"Temizlik mi lazım?" Dedi telefonu açar açmaz.

"Müneccim boku mu yedin lan?" Derken yüzümü buruşturmuştum. Yani bunu da bilemezsin aq.

"Hallettiysen ölü vardır. Ölüyü de tek halledemezsin. Ve rapor vermen gerek." Bu piç niye bu kadar zekiydi? Ve nasıl benim düşünce yapıma sahipti? Kayıp ikizim desem olamazdı. Aramızda bir veya iki yaş farkı vardı. Abim desem ya Sancak ya da Zafer ile aynı yaşta olup ikisinden birisiyle ikiz olmalıydı. Acaba kuzen filan mı? Ulan ciddi ciddi düşündüğüm şeye bak. İyisi mi ikinci bir DNA testi.

"Önemli bir işim var. Halledersin." Dedim ve yine bir şey demesine fırsat tanımadan telefonu suratına kapattım. İkidir böyle yapıyorum ya kesin şuan küfür ediyordur. Şahsen ben olsam öyle yaparım. Ve her ne kadar içim acısa da itiraf ediyorum ki bu pezevenk aynı bendi.

╾━╤デ╦︻

"Durumu nasıl?" Diye sordum yatakta baygın yatan Şüheda'ya bakarken. Karşımda yine Akın doktor vardı. Amına koyim bu adamın bölümü neydi? Her sıçımdan çıkıyor. Her sıçım dediğim de bir pansuman, bir de bu. Bazen kendimi anlamakta zorluk çekiyordum.

"Şuan için belli bir şey söyleyemem. Öncelik olarak bir takım testler yapmamız gerek. Ardından daha net bir sonuca ulaşabiliriz. Şimdilik yorgunluktan olduğunu düşünüyoruz. Dediğim gibi, birkaç test yaparak durumunu net bir şekilde öğrenebiliriz. Geçmiş olsun." Dedi Akın doktor. Sonra da odadan çıktı.

Ben de yatağın çaprazında kalan tekli koltuğa oturdum. Şüheda'yı izlerken yüzünde ufak tefek şeyler fark ettim. Gözleri şişmişti mesela. Saçları köklerinden yolunmuştu. Yüzünün rengi gitmişti.

Bu kıza kim ne yapmışsa askerliğimi umursamam öldürürüm. Ki bu bahsettiğim öldürme de öyle kuru kuru olmaz.

"Akay?" Dedi güçsüz çıkan sesiyle kendine gelmeye başlayan Şüheda. Hemen ayağa kalkıp baş ucuna gittim. Sol elini tutup hafifçe sıktım.

"Buradayım." Dememle ağlamaya başladı. Onun ağlamasıyla içim cız etti. Ağlayışı annem gibiydi.

"Oymuş." Dedi ağlamaya devam ederken.

"Kim oymuş?" Diye sordum. Ancak verdiği cevap buz kesmemi sağladı.

"Kabuslarımdaki adam... Kurt pisliğiymiş. Beni taciz eden oymuş!" Hemen kıza sarıldım. Bir elim kumral saçlarına gitti. Yavaş yavaş saçlarını okşarken ağlaması kısılıyordu.

"Onu öldüreceğim." Dedim buz gibi bir sesle. Şüheda bana daha da sokuldu. Şuan beş yaşındaki bir kız çocuğundan farkı yoktu gerçekten. Bir süre öyle durduk.

"Nasıl yaptı? Bir insan nasıl bu kadar kötü olabilir? Akay kim sırf intikam için bir kızın hayatını karartır?" Duymuştu. Ama nasıl? O gizli sorgu odasında sadece binbaşılar ve orgeneral vardı. Sözlerimiz nasıl sızdırılmıştı?

"Tam olarak ne oldu?" Dedim olayı anlamak için. Zira şuan beynim alarm veriyordu.

"Dışarı çıkmışken bir kütüphaneye gitmek istedim. Giderken de sen beni aradın." Dediğinde ürperdim.

"Ben seni hiç aramadım." Dediğimde başını salladı.

"Telefonu açtığımda fark ettim. Tanımadığım bir ses birkaç gerçeği öğreneceğimi söyledi. Merak ettim." Dedi suçlulukla bakarken. Yanıt olarak saçlarını okşamaya devam ettim.

"Bir süre sonra o Alpay'ın ve başka bir adamın seslerini duydum. O an bir sorguda olduklarını anladım. Daha sonra Kurt'u da duydum. Sürekli alay ediyordu." Durdu ve tekrar yüzüme baktı. "Onun hain olduğunu niye bana söylemedin diye sormayacağım. Vardır bir bildiğin." Bana güveniyordu. Bu içimi ısıttı.

"Devam et." Derken gözlerimi kaçırmıştım. Ulan amına koduğumun Akay'ı, kız sana güvenmiş diye niye utanıyorsun? Sen lan sen, oruspu çocuklarının sikini kesen, gençken millete -ki bunların hepsi esmer- edepsiz imalarda bulunan sen!

"Sonra sen ve babam girdi..." Onu daha fazla zorlamak istemediğim için susturdum.

"O kısmı geç. Neden fenalaştın?"

"O pisliği duyunca midem bulandı. Kustum ve biraz sonra da bayıldım." Askeriyede köstebek vardı. Bu önemli bir konuydu ancak daha da önemlisi Şüheda'nın böyle bir şey yaşamasıydı.

Birden kapı açılınca karşımda Zafer'i gördüm. Tamamen dağılmıştı. Koşarak bize geldi ve hızlıca Şüheda'ya sarıldı.

"Özür dilerim abicim. Çok, çok özür dilerim. Fark edemedim. İçimizde adi bir şerefsiz olduğunu fark edemedim!" Transa girmiş gibiydi. Gözleri dolu doluydu.

"Sen nasıl..." Dedi Şüheda ancak Zafer onun sözünü kesti.

"Bir telefon aldım. Herşeyi canlı canlı duydum. Sonra da fenalaştığın için bizi aradılar. Turan abim ve annem önemli bir toplantı için Rusyada, babam da biraz gecikecek. Sancak da ameliyattaymış akşamdan beri. O yüzden ilk ben geldim."

Onlar sarılmaya devam ederken ben de artık Zafer'e karşı o kadar da sinirli değildim. Şüheda'nın yaşadığı her şeyde kıçımın Kurt'unun patisi vardı. İster istemez şuana kadarki davranışlarının da etkisiyle yumuşamıştım. Ancak belli etmek yok.

"Nezarethane nasıldı?" Diye sordum duygusuzca. Zafer bana göz ucuyla bakıp beceriksizce sırıttı.

"Güzel bir deneyim. Tavsiye ederim." Şüheda ufak şekilde kıkırdayıp burnunu çekti. Açık kalan kapıdan Akın doktor girdi.

"Testler için Şüheda hanımı almam gerek." Dediğinde Zafer ondan ayrıldı ancak elini tutmaya devam etti. Ben ise bu durumdan rahatsız olup ensesinden tuttuğum gibi kenara savurdum. Şaşkınca bana baktılar.

"Siktir git lan. Uzaklaştırma kararını unutma." Dinlemedi. Sadece bombastic side eye atarak toparlandı.

Sonraki bir saatimizde orgeneral gelmiş, Şüheda için testler ve tahliller yapılmış, ardından da Zafer'in aldığı yemekleri yemiştik. Biz döner yerken Şüheda zorla hastanenin çorbasını içiyordu. Test sonuçları yarına çıkacağı ve şimdilik Şüheda'nın gözetim altında tutulması gerektiği için bu akşam burada kalacaktık. Alkan bey diğer oğlunu bulmak, Zafer ise Şüheda için pijama takımı getirmek için gidince yanlız kalmıştık.

"Akay?" Diyen Şüheda ile camdaki dalgın bakışlarım ona döndü. "Uzaklaştırma kararını iptal eder misin?"

Onun ve ailesinin arasına girmeye hakkım yoktu. Ve eğer ailesiyle yakın olmak istiyorsa olabilirdi. Tabi bu onun benim gözetimimden çıkacağı anlamına gelmiyordu.

"Tamam." Dediğimde şaşkınca bana baktı.

"Tamam mı?"

"Evet. Güvende olduğun sürece istediğin her şeyi yaparım." Yorgun ancak gevşek bir şekilde sırıttı.

"Sen de aşıksın bana. Kabul et." Başına onca şey gelmesine rağmen hâlâ dalga geçebiliyordu. Bu kız herkesten güçlüydü. Ben istediğim kadar adam öldüreyim, yine de Şüheda kadar güçlü olamazdım.

"Uyu, Şüheda." Dedim sadece. Tam koltuğa oturacaktım ki tuvaletim geldi. Sırası mıydı amına koyim? Kızı burada tek bırakamam. Demiştim ki Sancak ve Alkan bey içeri geldi.

"Birazdan gelirim." Diyerek çıktım odadan. Hızlıca lavaboya girdim. Kısa bir süre içinde lavabomu yapmıştım. Ellerimi yıkamak için tezgaha yaklaştığımda aynadan yüzümün halini de görmüş oldum. Saçlarım dağılmıştı. Yüzüm ise normaldi. Ellerimi sabunla yıkayıp dışarı çıktım. Bir yandan yürüyor, diğer yandan da saçımı topluyordum. Şüheda'nın odasına girecekken içeriden gelen seslerle durdum.

"Bak kızım, ne kadar özür dilesek az, biliyorum. Hiçbir şey yaşadıklarını telafi etmez. Bize ne yapsanız haklısınız ancak lütfen bunu bizim çatımız altında yapın." Deyen kişi Alkan beydi.

"Akay'ın bundan haberi var mı? Ona söylediniz mi?" Diye sordu Şüheda. Yani kız fenalık geçirmiş, yaşadığı onca şeyi başkasının ağzından dinlemiş ve siz sadece kızı evinize mi almak istiyorsunuz. Pes artık.

"Söyledim." Dedi orgeneral hemen. "Ancak kabul etmedi. Belli ki seni dinliyor. Sen söylersen izin verir." Ciddi ciddi kızını yanına alabilmek için benim iznime ihtiyacı vardı. Komik.

"Akay kabul etmediyse bir bildiği vardır." Diyen Şüheda ile gururla göğsüm kabardı. Cidden bana güveniyordu.

"Nasıl olur da ona bu kadar çok güveniyorsun? Sana yardım ettiği için mi?" Diye soran kişi Sancak idi.

"Emin ol şu dünyada güvendiğim tek kişi o. Sizin aksinize." Helal lan sana fare.

Daha fazla beklemeyip içeri girdim. İki saat bunların zırvalıklarını dinleyecek değildim herhalde. Beni gördükleri zaman Şüheda gülümserken diğer ikili boğazını temizleyip geri çekildi.

"Geç oldu. Artık uyu." Dedim Şüheda'ya. "Siz de gelmemizi çok istediğiniz evinize gidebilirsiniz. Yoksa yine bir nezaret vakası yaşarız." Derken açık açık tehtid etmemle Sancak hamurdanıp gitti. "Neyi bekliyorsunuz, Alkan bey?"

"Benim için bir karar çıkartmadın. Yani kalabilirim." Derken oldukça rahattı.

"Durumunuzu size hatırlatmak isterim. Şuan mesleğiniz pamuk ipliğine bağlı. Kendinizi ve ailenizi aklamazsanız eğer kızınızı bir daha asla göremeyeceğinizi unutmayın."

Alkan bey bozulmuş bir şekilde odadan çıkarken Şüheda yine güldü. Onca şeye rağmen gülebilmek... Asıl güç buydu. Ben gülememiştim ancak o gülüyordu. Kesinlikle babasının kızıydı.

"Ağırlık yapmıyor mu?" Diye sorunca ne demek istediğini anlamadım.

"Ne?" Diye sorduğumda yine gülümsedi.

"Taşşaklar diyorum, ağırlık yapmıyor mu?"

"Uyu, Şüheda." Derken koltuğa oturmuş başımı geriye yaslayarak tavana bakmıştım.

"Ama-" Demişti ki hemen kestim sözünü.

"Hadi, Şüheda." Ofladı. Bir süre ses gelmeyince ona baktım. Uyuyordu. Amına koyim daha yeni kapatmıştı gözlerini. Ben niye uyuyamıyorum?

Sabaha kadar sadece bir saat uyumuştum. Sabah saat sekiz gibi Alkan bey gelmiş, sadece yemek bırakıp gitmişti. Tahlil sonuçları çıkana kadar uzaklaştırma kararının kalkması için savcılığa başvurmuştum. Şüheda ile kahvaltı yapmış, odaya gelen Sancak ve Zafer'e laf sokmuş, albayın numarasını alıp arayarak iki günlük izin istemiş ve Zafer burada dururken güzelimi tamire götürmüştüm.

Şimdi ise karşımda yine Akın doktor vardı. Pardon, karşımızda. Duru hanım ve Turan dışındaki tüm Dinçer ailesi buradaydı. Şüheda başı ağrıdığı için uyumuştu.

"Tahlil sonuçları açıklandı." Dedi Akın ilk başta. "Maalesef sonuçlar pek iç açıcı değil."

"Neyi var?" Diye sordum hemen. Akın doktor gözlerimin içine baktı önce. Sonra soğukkanlılıkla konuştu.

"Şüheda hanım ikinci evreden ilik kanseri."

╾━╤デ╦︻

Bölüm sonu!

Bölüm sonu

3 yorum