'Uğruna savaştığın her şeyde yanında olan herkes senin ailendir.'
¤
“Kaçma! Yakalayacağım seni!” diye bağırdı küçük kız ikizinin arkasından. Kahkahalarla koşturan iki minik kız çocuğu neşe dolduruyordu eve. Herkes halinden epey memnundu. Kartal ve Baran hariç. Onlar kız kardeşlerinden biraz uzakta kavgalarını sürdürmeye devam etti.
Baran “hile yaptın!”
Kartal kendisinden bir yaş büyük abisine alay içerek yüz ifadesiyle bakmayı sürdürdü. “Yapmadım akıllım. Sen daha güçlü ol da yen beni.”
Baran öfkelenmişti. Dişlerini sıkarak Kartal a doğru atıldı. Yeni bir kavga alevlenmiş birbiriyle güreşmeye başlamıştı ikili.
Ali Sancar gürültüler yeniden yükseldiğinde elindeki çizgi romanı kapatıp kenara koydu. Oflamıştı. “Yeter kavga etmeyin!” Gözü kız kardeşlerini buldu. Bazen erkek kardeşleri çok yorucu olabiliyordu. Ama kız kardeşler öyle mi? Bahçede koşturup evcilik oynamak ve abilerine şirinlik yapmaktan başka bir şey yapmıyorlardı.
Kartal ve Baran yerde yuvarlanarak dövüşmelerine devam ederken Ali Sancar oturduğu yerden kalkıp oğlanların yanına ilerledi. “Bırakın şu saçma dövüşü!” dedi biraz daha sert bir sesle. Ama iki oğlan da abilerinin sesini duymamış gibi dövüşmeye devam etti.
Sancar iç çekerek başını iki yana salladı. Onları ayırmaya çalışmanın gereksiz olduğunu biliyordu. Gözü yine Laçin ve Elçin’e kaydı. Kızlar bahçenin biraz uzağında, çimenlerin üzerinde dönüp duruyordu.
Elçin “yakalandın!” diyerek ikizini tuttuğunda yere düştüler. Yine kahkaha atmaya başlamışlardı. Çimler daha yeni sulandığı için üstleri çamur olsa da umursamadılar. Nasılsa banyo yaptıracaktı anneleri her halükarda.
Laçin “saklambaç oynayalım mı?”
Elçin heyecanla el çırptı. “olur. Ben sayıyorum saklan!”
Elçin ellerini gözlerine kapatıp saymaya başladı. “1,2,3...”
Laçin hemen ayaklanmıştı. Arka tarafa doğru koşmaya başladı. Elçin saymaya devam ederken ikizi saklanacak yer arıyordu.
Tam o sırada bir çıtırtı duydu kapının oradan. Laçin in meraklı bakışları o tarafı bulurken adımlarını da oraya yönlendirdi. Çıtırtının kaynağını bulmaya çalışırken minik kalbi de hızlanmıştı.
“Kim var orada?” dedi açık kapıya doğru. Çok korkmuştu aslında ama merakı daha ağır basmıştı.
Elçin sonunda saymasını bitirdiğinde ayağa kalktı. Kardeşini aramaya başlamıştı. Sancar kitabına geri dönmek yerine arkaya doğru yöneldi. Evde de olsalar kardeşi düşüp yaralanabilirdi de.
Elçin “Laçin... nerdesin... bulacağım seni...” demişti ritmik bir şekilde.
Ama Laçin’den bir ses gelmedi. Kardeşinin çoktan çıkıp Elçin’i şakalamaya çalışacağını biliyordu. Laçin sabırsız bir kızdı. Sancar'ın kaşları çatıldı. “Abim neredesin?”
Bir anda bir çığlık koptu. Laçin olabildiğince güçlü bağırmaya çalışıyordu. Sancar, ve hatta oğlanlar da koşmuştu oraya.
“Bırak beni!” diye bağıran küçük kız bir yandan çırpınıyordu. Adamın kolunu ısırdı o da nafileydi. “İmdat!”
Adam Laçin’i kollarında sıkıca tutuyordu. Bir minibüs vardı önlerinde. Minibüsün kapısı açılmıştı ve onu içeri atmaya çalışıyordu. Sancar hiç düşünmeden adama doğru atıldı ama adam bir tek hareketle onu yere savurdu.
Babası evdeydi. Sesi duyar duymaz koşmuştu. “Kızım!” diye gürledi. Sesi tüm sokakta yankılanmıştı. koşturup adamın üzerine saldırdı kızını almak için. “Bırakın kızımı!”
Ali Sancar “Bırak kardeşimi!” adama saldırmaya çalışıyordu üçü de ama minibüsten çıkan adamlar savuşturmuştu hepsini. Adamlardan biri babalarının kafasına vurarak bayıltmıştı bile.
Laçin hala çırpınıyordu. Yaşlı gözleri Ali Sancar’ı buldu. “Abi!”
Minibüs hareket etmeye başladı birden.
Sancar “Laçin!” Yüreği öfkeyle doldu. Tüm gücüyle minibüse koştu. Kendisi de küçüktü ki. Nasıl yetecekti güçleri? O da dengesini sağlayamayıp dizlerinin üstüne çöktü. Yumruklarını sıkmış dolu gözleriyle giden minibüse bakıyordu.
...
Hastane koridorları sessiz ve olabildiğine soğuktu. Yoğun bakım önünde hastasını bekleyen kişiler, güzel bir haber umut ederken giren çıkan kişilere sorar gözlere bakıyordu. Içeride ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide gidip gelen bir sürü hasta vardı çünkü.
Laçin yoğun bakım ünitesinde vücuduna bağlı bir sürü cihaz, kablolar eşliğinde uyuyordu. Daha doğrusu uyutuyorlardı. Bugün müşahade altında tutacaklardı. Ameliyat başarılı geçmişti ama 24 saat onlar için kritikti.
Baran doktor kimliğiyle içeri girebildiğinden tüm fısatı değerlendirmiş kardeşini görebilmişti birkaç dakika. Öylece Laçin’i izliyordu. Yaşadığını gösteren, iyi olduğunu söyleyen makine sesleri bir nebze iyi gelmişti ona. Bir yandan ise kardeşinin solgun yüzünü izlemek ona pek de iyi gelmiyordu. Laçin’in şansı bugünün sabahıydı. Ama yarın? Ya yarın gözlerini tamamen yumarsa?
Parmak ucu kardeşinin eline dokundu. Eli bile sıcacıktı hala. “Sen çok güçlü bir kadınsın,” dedi. “Ama bu kez biraz daha güçlü olman gerek. Dayan. Sana ihtiyacımız var.”
Kapı açıldı. Hemşire doktorun yanına ilerledi içeri girip. “Baran hocam, hastanın yanından artık ayrılmanız gerek.”
Onu sık sık kontrol ediyordu zaten. Başını salladı. “Uyan lütfen,” diye fısıldadı son kez. “Bir kez daha bırakma bizi.”
Buna artık kimse dayanamazdı.
Kapıdan dışarı çıktığında gözü Barbaros’u buldu. Koridorda yalnızca Barbaros vardı. Babaları annesi fenalaşınca bir odaya alındığı için onun yanındaydı. Elçin ise Hilal ile birlikte Yağmur’a bakıyordu evlerinde. Kalabalık yapmak istememişlerdi ama her 10 dakikada bir arıyorlardı.
Baran “sen niye buradasın?” diye sordu kendi yaralarına rağmen sandalyede oturan adama. “Dinlenmen gerekiyor.”
“Sonra dinlenirim.” Barbaros Baran a doğrulttu bakışlarını. Gözlerindeki endişenin aynısını onda da görmüştü. “Durumu nasıl?”
Baran sakince yanına oturdu. “Bir şey söylemek için çok erken. Ama değerleri çok iyi.”
Barbaros baş salladı. “Zülal çok güçlü bir kadın. Bunu da atlatır.”
Baran “ona çok geç kavuştuk. Hepimizi çok korkutuyor bu durum.”
Barbaros bir şey söyleyemedi. Aile kavramını bilmezdi çünkü kendisi. Bir tek timi ve ikiz kardeşi Bahra vardı. “Benim bir ailem yok,” dedi pat diye. Bir yerde açıklaması gerekiyordu zaten. “Annem doğumumuzda öldü.”
Baran “baban?”
“Yok,” dedi. “Üst düzey terör yetkinliğinden paketledik.”
Baran Barbaros’un sözleriyle donakaldı. Barbaros'un bundan soğukkanlılıkla bahsetmesi de ayrı şaşırtmıştı. Bir süre o da sustu. Düşünüyordu. Barbaros'un aile ne demek onu bilmediğini anlamıştı birden. Kaşları çatıldı. “Aile ne demek bilmeyen birisi kardeşime nasıl aile olacak?”
Barbaros bu sorunun geleceğini tahmin etmemişti aslında. Babasından içi sorgulayacağını falan düşünmüştü. Ama Baran aslında ince eleyip sık dokuyan insanlardandı. Tıpkı diğer Turhal’lar gibi. “Aile ne demek biliyorum,” diye söze girdi. “Ben timimden öğrendim aile ne demek. Zülal bana öğretti. Duyguların nasıl değerli olduğunu gösterdi.” Silahını çıkardı belinden. Üzerindeki minik Türk Bayrağı işlemesini gösterdi. Baran onu dikkatle dinlerken bayrak işlemesine odaklanmıştı. “Biz hepimiz bu bayrak için savaşırken kan bağı dinlemiyoruz. Can bağı hepsinden önemlidir. Aile sadece kan bağı demek değildir. Uğruna savaştığın her şeyde yanında olan herkes senin ailendir.”
Baran o an anladı Barbaros’un kardeşini her şeyden çok sevdiğini. İçinden bir şeyler yerinden oynadı. Haklıydı. Zaten terörist babanın asker oğlu olarak ne demek istediğini çok da iyi göstermişti. Derin bir bağla bağlıydılar birbirlerine. Can bağıyla. O da bilirdi bu her şeyden önemliydi.
...
Koşmak... yüzüme sert bir rüzgar esiyordu sanki koşuyormuş gibi. Ama ayaklarıma bakıyorum, olduğum yerde durduğumu fark ediyorum. Kapalı bir ortamdayım. Anlamlandıramıyorum bir süre.
Geçmiş bir bir akın ediyor gözlerimin önüne. Sanki film şeridi gibi teker teker süzülüyor. Kesintisiz bir hızda hem de. Rüzgarın sesi daha da şiddetleniyor. Sanki oradayım ama değilim. Bir adım atmaya çalışıyorum ama olmuyor. Sanki mıhlanmışım. Bir anda önümdeki anıların içinde kayboluyorum. Nereye kafamı çevirsem bir anı.
12-13 yaşlarında esmer bir çocuk görünüyor karşıdan. Bir minibüsün arkasından bağırıyor “Laçin!” diye. Ben miyim o?
Kafamı çeviriyorum, başka biri çıkıyor bu sefer. Kızıyorum ona. “Beni unutacaksın işte onu sevince!” gözleri doluyor sözlerimle “Hayır tabii ki saçmalama! Sen benim biriciğimsin!” diyor. Kartal abim olduğunu anlıyorum. O arkası dönük sarı saçlı kız da mı benim yoksa?
Babamı görüyorum. Şömine başındayız. İki sarı saçlı kız var arkası dönük. Kocaman bir kutu açmaya çalışıyorlar birlikte. “beceremediyseniz ben açayım,” diyor yanımdaki sarışın erkek çocuğu. 8-9dur en fazla. Tanıyorum onu, Baran o.
Başım dönüyor. Tutunacak bir yer arıyorum ama yere düşüyorum.
“Benim çizgi romanlarımı kim yırttı!”
Soruyu duyduğum gibi başımı kaldırıyorum. Esmer çocuk bağırıyor sinirle. Ali abi?
Küçük ben çıkıyor öne. “Sancar abi bağırma,” diyorum. “Ben yanlışlıkla yaptım.” Ali abinin bakışları yumuşuyor. Gülümseme yerleştiriyor dudaklarına. “Tamam,” diyor ve sarılıyor bana. “Senin canın sağolsun güzel kardeşim benim.”
Kalbim acıyor. Geçmişim canımı çok yakıyor.
Bir an bir kapı gıcırtısı yankılanıyor. Aralanan kapının ardından ışık huzmesi süzülüyor. Birisi sesleniyor.
Ayağa kalkıyorum. Bu sefer yürüyebiliyorum. Gitmek istiyorum oraya. Koşuyorum. Koşarken her adımımda geçmişin hatıralarının sesi daha da yükseliyor. Her şey daha da karmaşık bir hale gelirken istediğim tek şey oraya ulaşmak.
Her adımımda geçmiş anılar beni çağırıyor gibi. Bir şeyler gitmemi istemiyor. Ama ışık bana sesleniyor. Oraya gidiyorum yalnızca. Adımlarım duruyor birden. Düz bir ses yankılanıyor. Kalbim mi durdu?
Hayır ama ben yaşıyorum. Ölmedim ki? Ölü gibi de hissetmiyorum. Ama ışık?
Işığa doğru bir adım atıyorum. Kapıdan içeri girmemle bütün sesler duruyor. Yerini tatlı bir huzura bırakırken neşeli sesler duyuyorum sanki.
Gözlerim aralandığında ilk biraz nerede olduğumu anlayamadım. Birkaç kişi başımda bekliyordu. Bana seslenmeye çalışıyordu. Gözlerim çevreyi tararken görüşüm biraz daha netleşti.
“Meleğim?” diye alçak sesle konuşan kişiyi sesinden tanımıştım. Baran abimdi.
Sesimi bulamadım. Ağzımı dahi açamadım. Üzerimde öyle bir yorgunluk vardı ki.
Görüşüm iyice netleştiğinde doktorlar dağılıyor.
Baran abim bir tanesine “aileme haber verir misin?” diye sordu. Sonra bana dönüp suratını yaklaştırdı. “Geri döndün.”
Gözümü kapatıp açtım ağır ağır.
Baran “yorgunsun. Kendini konuşmak için zorlama. Birkaç gündür uyuyorsun.”
Bana bir asır gibi gelmişti.
...
“Meleğim hadi son kaşık.”
Son kaşık diye diye 6 kaşık çorba içmiştim anne diyemedim. Ama zaten kapıdan giren Baran abim imdadıma yetişmişti.
Gülerek yaklaştı yatağıma doğru. “Anneciğim Laçin’i zorlama birkaç kaşık da yeterli onun için.”
Annem “sen karışma hiç,” diyerek kaşığı ağzıma tıktı yine. “Sen bilmezsin.”
Baran “ben doktorum yalnız.” Ayakucumdaki masadan dosyamı aldı. Birkaç dakika önce hemşire hanım gelip muayene etmişti beni.
Annem “tamam yeter.”
Barbaros ve Kartal abim karargaha geçmişti. Iş beklemezdi. Babam ise kantinden çay almak için çıkmıştı. Ali abi de... o da işteydi. Elçin ve Hilal de bana kıyafet getirmek için geri dönmüştü.
Baran abi “nasıl hissediyorsun kendini?”
“Hiç hastaymış gibi hissetmiyorum abi.”
Güldü. “Hasta değilsin zaten sen.” Göz göze geldik. “Bu gidişle erkenden taburcu edeceğiz seni.”
“Bize vız gelir abicim tüm bunlar.”
Alt tarafı arabamız takla atmıştı.
Anlamazca baktı bir süre. “Senin bu rahat tavırların... “
Ben yaşam savaşı verirken onlar da ölüp ölüp dirilmişti biliyorum.
Gülümsedim. “Her şeyi ciddiye alsaydım burada olamazdım. Hayata böyle direniyorum.” annem başımı okşamaya başlamıştı şefkatle.
Abimin ise gözlerinden bir hüzün pırıltısı geçti. “Öyle olsun bakalım.”
¤
Nasıldı?
Zülal karakteri olarak geçmişini hatırlamak istemediği için göstermedim size hiç. Sahte ailesini hatırlamak istemiyor ve bu yüzden onlar hakkında sizinle hiç konuşmuyor. Ama isterseniz onlara da değiniriz.
Değinmek istediğim başka bir konu da eski ailesi onu gerçekten yetimhaneden aldı. Kaçıran kişiler onlar değil yani. Daha önce değinmemişim düzenlerken fark ettim. Onu da düzelttim. Kartal ve Baran Zülal'e gerçekleri anlatmaya geldiğinde diyor 'kaçırıldı ve ne yazık ki hayatta olmayan bir hain tarafından elimizden alındı' diye.
Sanırım değinmem gereken bir mevzu kalmadı. Eğer varsa yorum atın orada cevaplayayım. Çünkü benim aklıma gelmedi başka soru.
Bir iki bölüme finaliz dostlarım. gereksiz uzatmaya girecek bundan sonrası çünkü işleyeceğim konu kalmadı gibi hissediyorum. 35-36 ideal gibi. Artık sıkıyormuşum gibi de hissediyorum çünkü. Umarım anlayışla karşılarsınız.
