“Aslında,” diye sözlerine devam etti genç kızın halası. “O güne o kadar güzel başlamıştık ki devamı da çok güzel geçer sandık.”
Genç kızın ismi Ahu’ydu. Abisi Kartal ın kızıydı Ahu. Halasını çok seviyordu. Ona çok bağlıydı. Saygı duyduğu bir kadın olması bir yana, kendisi de onu idolü bellemişti çünkü. O da askerdi.
Ahu “nasıl yani? Karargahtan çağrıldığınızda göreve mi gönderdiler sizi?”
Yaşlı kadının kalbi hızlanınca nefesi daraldı bir anlık. Yaşlılık işte. “Yok meleğim. Keşke öyle olsaydı.”
¤
Bir telefon zırıl zırıl çalmaya başladığında elimdeki kahvenin son yudumunu almıştım. Kartal abim hareketlenmiş ve hemen ayağa kalkmıştı o telefonla. Sert bir yüz ifadesine bürünüp yanımızdan ayrıldığında Barbaros ile göz göze geldim.
“Karargahtan olmalı,” dedim alçak bir sesle.
Babam “Kartal ın ciddi bakışlarına bakılırsa aynen öyle.”
Hilal “birşey mi oldu acaba,” diye mırıldandı. Baran abi onun elini sıkmıştı. “sen düşünme bunları.”
Gözlerim Kartal abimi buldu, dudaklarını okumuştum. Emredersiniz komutanım dediğini fark edebildim.
“Barbaros.”
Barbaros hızlıca ayağa kalkarken ben de yerimden kalktım. Sakince yanına yaklaştık ama o bir dakika işareti yapıp bizi durdurdu. “anlaşıldı komutanım. Hemen geliyoruz.”
Telefonu kapattığında “bir problem mi var abi?” diye sordum.
Kartal abim “Bilmiyorum anlatacağım dedi albay. Direkt karargaha geçiyoruz annemlere söyleyelim.”
Annemlerin yanına geçtiğinde annem hüzünlü ifadesiyle ayaklandı. “Ne oldu bir problem mi var?”
Kartal abim annemin yüzünü avuçları arasına aldı. “Sakin ol annecim. Eğitim için çağırıyorlar.”
Eğitim için bu saatte çağırmazlardı. Ciddi bir şey vardı.
Ali abimle göz göze geldik. Başını hafifçe sallayıp “dikkat edin,” diye fısıldadı. Gözlerindeki endişeyi gizlemek imkansızdı.
O an bir şeylerin ters gittiğini hissettim. Onlar da anlamıştı bir şeylerin ters gittiğini. Herkesin yüzünde endişeli bir ifade vardı çünkü.
Barbaros “sizinle tanıştığıma gerçekten çok memnun oldum. Daha sakin bir zamanda tekrar geleceğim. Bu sefer kızınızı istemek için.”
Babam “acelesi yok oğlum. Ailen ile gelirsin bakarız hal çaresine.”
Ailesi... birde o durum vardı değil mi?
Kartal “tamam biz gidiyoruz. Ulaşamazsanız endişelenmeyin.”
Apar topar evden çıkmıştık. Kartal abim kendi arabasına binerken ben kendimi Barbaros un arabasına attım. İçimde bir huzursuzluk, arabada ise sessizlik hakimdi. Sadece motorun hafif uğultusu duyuluyordu. Barbaros un gözleri yoldayken elleri sıkıca direksiyonu tutuyordu.
“Sanırım abime de söylemediler.”
Barbaros “gidince öğreneceğiz,” derken hızını iyice arttırdı. Yüzünde garip bir ifade vardı.
“İyi misin?”
“Hayır,” dedi. “Yani bilmiyorum. Annem yok, babamın durumu biliyorsun. Ailene nasıl açıklayacağız Harun'u terörden içeri attığımızı?”
Gözüm önde giden abimi buldu. Onun arabasını takip ediyorduk.
“Uygun bir dille açıklayacağız işte onlara. Bu senin suçun olan bir şey değil biliyorsun.”
Barbaros hızla yol alırken sessizliğini bozmak istemediğimi düşündü herhalde. Susmuştu. Bir süre de konuşmadı. En sonunda konuşmaya karar verdiğinde kaşları çatılmıştı. “Bir sorunumuz var.”
Direksiyonu ani hareketle sağa kırıp yol değiştirdi ve hızını daha da arttırdı. Abim çatalın solundan yürümüştü.
“Noluyor?”
Barbaros “kemerini bağla. Takip ediliyoruz.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı. Kemerimi takarken çantamın içinden telefonumu bulmaya çalışıyordum. Sonunda bulduğumda abimi arayıp kulağıma dayadım.
“Durup dururken bu da nereden çıktı ya?”
Abim hemen açarken “takip mi ediliyoruz biz?” diye sordu direkt.
“Seni de mi?”
Kartal abim onayladı. “Tamam sakin kalmaya bakın direkt karargaha sürün. Herkese haber verdim çoktan.”
“Tamam abi.”
Kartal abim dikkatli olun dedikten sonra kapattı telefonu.
Barbaros “karargaha gidene kadar pertimizi çıkarır bunlar. Atlatmamız gerek.”
Ofladım. Olabildiğine hızlanmaya çalışıyordu ama bir türlü arkamızda bırakamıyorduk. Kimdi bunlar?
Barbaros “silahları var mı kontrol et.”
Arkamı dönüp iki aracı süzdüğümde bize doğrultulduğunu gördüğüm tüfekler ile ağzımdan bir küfür kaçtı. Bir anda bize sıkmaya başlamışlardı.
Barbaros “kafanı eğ!”
Tepemizden mermiler uçarken başka ne yapabilirdim zaten? Koltuğun önündeki boşluğa kendimi attığımda silahımı çıkardım çantadan. Mermiyi kontrol edip namluya sürdüm ve görebildiğim kadar karşılık vermeye çalıştım ben de. Patlayan camlar ile çığlık attım.
“Delirmiş bunlar!”
Silahın soğuk metali bana güç veriyordu. Parmaklarım titremese de kalbim delicesine atıyordu. Askerdim ben. Tabiiki de titremeyecekti o el.
Barbaros “tamam çıkarma kafanı!” diye bağırdı. “çok tehlikeli!”
Düşün Zülal düşün. Ne yapabilirsin düşün. Elçin ile saldırıya uğradığımızda arkamızda abimler olduğu için şans bizden yanaydı. Şimdi durum farklıydı. Arkamızda silahlı adamlar dışında kimse yoktu. Her şey zihnimde dört dönerken bir türlü çıkış yolu bulamıyordum.
“annemler seni çok sevdi.”
Konuyu dağıtmak daha mı mantıklıydı bilmiyorum ama söyleyecek başka bir şey de bulamamıştım açıkçası.
Barbaros güldü. “Ben de onları çok sevdim.”
Evet. Havadan eksik olmayan kurşunlar ve öylesine bir muhabbet. Kurşunlar camları parçalamaya devam ederken iyice sindim yerime. Barbaros çok tehlikedeydi. Ama o umursuyor gibi durmuyordu.
“Bu benim için önemliydi teşekkür ederim.”
Barbaros “böyle bir zamanda muhabbet etmeyi mi seçtin gerçekten.”
“Bir kafede kahve içip muhabbet etme şansımız var gibi mi görünüyor ha hayatım?”
Barbaros “hayatım mı?" Dediğinde fark ettim ona nasıl hitap ettiğimi. "Yok bir sonraki kahveyi tuzlu içeceğim ben.”
Bir anda kendimi tutamayıp güldüm. Barbaros da hızlı bir dönüş ile aracın kontrolünü sağlarken silahım elimden düşmüştü. Allah'tan patlamadı.
Barbaros “ben sana hediye aldım aslında.”
Gözlerim heyecanla açılırken başımı kaldırdım hafifçe. Birkaç el ateş açıp yerime geri sindim. Barbaros için fırsat yaratmıştım.
“Gerçekten mi?”
“Hıhım,” dedi. Elindeki kadife kutuyu bana uzatmıştı. “Sana vereceğim ilk hediyenin böyle olmasını istemezdim ama kusura bakma.”
Tam elinden alırken araç aniden sarsıldı. Şiddetle sarsılırken ne olduğunu anlayamamıştım. Hatırladığım son şey Barbaros un bana seslenmesiydi. Sıkıştığımı hissederken nefes alacak ortam kalmamıştı bana.
Araba son hızla giderken diğer şeritten gelip önlerine çıkan araba dengelerinin bozulmasına sebep olmuştu. Diğer araç kendini kurtarmak için direksiyonu kırsa da Zülal’in tarafına arkasını vurdu. Bu arabalarının takla atarak savrulmasına neden olmuştu.
Zülal bir anlığına tüm dünyanın baş aşağı döndüğünü hissetti. Araba hızla takla atarken camların patlama sesi ve metalinçığlığı kulaklarında yankılandı. Zaman aniden yavaşlamış gibiydi. Arabanın koltuğun o ufak kısmında sıkışıp kalmıştı.
Barbaros endişeyle sevgilisine uzanmaya çalışsa da ona birşey yapamayacağını biliyordu. Araba yere çarparak birkaç kez daha döndü ve sonunda yan yatarak durdu. Sessizlik bir an için her şeyi kapladı.
Barbaros un eli alnına gitti. Yüzü kanla kaplanmıştı. Camlar... her yerini kesmişti. Başı öyle bir dönmüştü ki. Kendini toparlamaya çalışırken Zülal e seslendi. “Z-Zülal?”
Ses gelmedi. Hiçbir yeri göremiyordu. Arabadan indi hızlıca. Barbaros arabanın dışına adımını attığında bir an için bacaklarının titrediğini hissetti ama duraksamadı. Vücudundaki kesikler sızlasa da silahını sıkıca kavradı. Her şey duman ve benzin kokusuyla dolmuştu. Kafasını toparlamaya çalışarak hemen Zülal’in tarafına yöneldi. Camlar paramparça olmuştu, kapı ise çarpmanın etkisiyle göçmüştü.
“Zülal! Dayan, seni buradan çıkaracağım!” diye bağırdı. Ellerini kapıya dayayıp tüm gücüyle çekmeye başladı ama kapı inatla yerinden oynamıyordu.
Birilerinin geldiğini fark edince silahına davrandı hemen. Gelen adamlardan ilki dumanların arasından belirir belirmez Barbaros, silahını hiç tereddüt etmeden ateşledi. İlk adam yere yığılırken arkasından bir başkası koşarak geliyordu. Barbaros bir adım geri çekildi, arabayı siper olarak kullanarak diğerine nişan aldı ve ikinci tetiği çekti. Kurşun hedefini bulmuştu. Adamlardan kurtulup arabanın kapısına yöneldi hemen. Zamanı kısıtlıydı ve ölesiye korkuyordu. Patlayıp alev almasından.
Zorlukla açabildiği kapının ardından o boşlukta sıkışan hareketsiz bedeni fark etti. Atik bir hareketle koltuğu mekanizmasıyla geriye doğru çekti. Zülal i sıkıştığı yerden kurtarmıştı. “Dayan,” dedi. “Ne olur dayan.”
Onu dışarı çıkarıp arabadan uzaklaştırdı. Yere çöküp dizlerine yatırmıştı. “Zülal? Beni duyuyor musun cevap ver.”
Sarsmamaya çalışıyordu. Organlarına zarar gelmiş olabilirdi. Kendi yaralarını, dökülen kanlarını çoktan unutmuştu.
Zülal hafifçe inledi, kirpiklerini kırpıştırarak gözlerini açmaya çalıştı. “B-Barbar...” diye mırıldandı zorlukla. “C-canım çok yan-ıyor.”
Yüzündeki endişe onun gözlerini açtığını gördüğünde bir anlık rahatlamaya bıraksa da hala çok korkuyordu. “Biliyorum güzelim, bak ben buradayım tamam mı? Sakin ol şimdi hastaneyi arayacağım.”
Zülal’in yüzü acıyla buruştu, nefes alışı düzensizleşmişti.
Barbaros titreyen elleriyle cebinden telefonunu almıştı. Bir yandan da tetikteydi. Peşindeki adamların arkası da gelecek diye korkuyordu aynı zamanda. Yanlarına sadece diğer arabayı süren genç gelmişti.
Barbaros “sen iyi misin!” diye sorsa da genç şoktan cevap veremeyip çökmüştü yere.
“Sen,” dedi Zülal neredeyse fısıldar gibi. Canı çok yandığı için gücü kalmamıştı. “Kanıyorsun.”
Barbaros sonunda telefonu açabildiğinde hemen 112’yi tuşladı. “Sen de kanıyorsun.”
Zülal’in gözleri bulanıklaşıyordu. En azından acısını hissetmemeye başlamıştı. Sanki ruhu çekiliyordu. Ne kadar uğraşsa da gözlerini tamamen açmaya gücü kalmamıştı. Barbaros telefonu kulağına dayamıştı, ama yine de Zülal’e olan dikkatini kaybetmemeye çalışıyordu. Karşı taraf açtığında adresi söyleyerek bağırdı. “Kaza yaptık acil destek üç kişiyiz!”
Zülal’in titreyen vücudunu bir an için fark etti. “Zülal, dayan! Hadi, lütfen dayan!” diye tekrar fısıldadı, başını elleriyle okşayarak rahatlatmaya çalıştı. “Beni bırakma.”
Zülal birkaç nefes alıp vermeye çalıştı, ama o kadar zordu ki. “B-ben göremiyorum.” Gözleri açıktı ama simsiyah görüyordu. Kararmıştı gözleri.
Barbaros “tamam korkma. Yardım gelecek tamam mı?”
Arkadan bir araç sesi geldi, birkaç polis arabası ve ambulans sirenleri duyulmaya başladı. Zülal’in gözleri uğuldayan seslerin ardında bir süre daha kapanacak gibi oldu. Zaten görmüyordu. Barbaros’un elleri titreyerek Zülal’in başını okşamaya devam etti.
Polis arabaları ve ambulanslar hiç olmadığı kadar hızlı yaklaşırken, Barbaros’un aklında sadece bir şey vardı. O da Zülal’e ne kadar çok değer verdiğiydi. Onu kaybetmekten korkuyordu. Çünkü o, aile olmuştu, sevgili olmuştu, hayatını paylaşacağı yegane kişi olmuştu.
Ambulans ekipleri ani frenleriyle durup acil bir şekilde araçlardan inmiş ve sedyelerle yaralılara koşturmuştu. Zülal e geldiler ilk. Onu hemen sedyeye alıp kaldırdılar. Gözleri açıktı. Ama hiçbir şey görmediğinden miydi bilinmez, sadece yukarı bakıyordu.
“Beni bırakma, lütfen…” diye fısıldadı son bir kez Barbaros. Kafası deli gibi dönmeye başlamıştı. Şiddetli bir şekilde zonkluyor, titreyen vücudunu kontrol edemiyordu. Araba takla atıp dururken en büyük hasarı kendisi almıştı aslında. Nefesleri sıklaşırken paramedik arkadaşlardan biri fark etti onu. “Diğer sedyeyi getirin!” diye bağırırken Barbaros a koştu.
Halsiz bedeni, yaralı vücudu, Zülal için zorladığı kendisi her şey o kadar ağır gelmişti ki bir anda. Sanki her şey hızla geçmiş de bir anda dünya durmuş gibiydi. Gözleri kararırken kendini daha fazla tutamadı. Son bir titrek nefes alırken bıraktı kendini. Bedeni yere yığılırken sesler uzaklaşmıştı birden. Bütün her şey.
...
Zülal acilen ameliyata alınırken Barbaros u acile sevk etmişlerdi. Baran ın çalıştığı hastaneye getirdiklerinden onu tanıyan bir doktor arkadaşı ona da haber vermişti. Baran ve ailesi haberi alır almaz soluğu hastanede bulduklarında Zülal çoktan ameliyattaydı. İç kanama geçirdiğini öğrendiğinde herkes çok korktu onun için.
Baran doktor kimliğiyle üniformalarını geçirdiği gibi kendisi de girmek istedi ama orada yatan kişi kardeşi olduğu için almadılar içeri. Ameliyat daha başlamamış olsaydı bir şekilde kendisini de sokardı ama mümkün olmamıştı işte.
Kartal koşarak geldiğinde "ne oldu? Nerede benim kardeşim?" Diye bağırarak Baran a koşturdu. "Birşey söyle?"
Baran kardeşinin öfkesine bir iç çekti. "Kaza yapmışlar direkt ameliyata aldılar. İç kanama organlara zarar vermesin diye uğraşıyorlar."
Kartal "s!keyim, " diye mırıldandı. Öfkesini kontrol altına almaya çalışıyordu. "Barbaros nerede? Delireceğim şimdi. Abi ne oluyor ya?"
Baran "tamam sakin ol da anlat. birşeyler biliyor musun?"
Kartal saçlarını geriye doğru taradı eliyle. "Takip ediyorlardı en son. Onları da beni de. Başka bilmiyorum kafayı yiyeceğim."
Ali de yanlarına gelmişti. Kartal ın omuzlarından tuttu. "Aslanım sinirli olmanın yeri burası değil. Şimdi git Barbaros u bul ve ne olduğunu öğren. Ben ve Baran annemlere destek atalım."
İnci hanım ağlıyordu. Kocasının kollarında hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Daha yeni kavuştuğu ikinci kızını kaybetme korkusu içini kemiriyordu.
Barbaros yavaşça kendine gelirken bir anlığına her şeyi unutmuştu. Nerede olduğunun farkına varması birkaç dakikasını alırken aniden doğruldu. Ama başarısız olmuştu. Onu tutup engel olan hemşirelere "bırak!" Diye bağırdı. "Bırak nolur." Aklı Zülal'deydi.
Kartal koşturarak askerinin yanına vardığında kolunu tutup yatağa sabitledi onu. "Barbaros dur."
Barbaros sevdiği kızın abisini görünce gözleri irice açıldı. "Komutanım Zülal. O çok kötüydü ne olur kurtarın onu."
Kartal dik durmaya, olabildiğince sabit tutmaya çalışıyordu ifadesini. "Aslanım sakin ol. Ne oldu anlat bana."
Barbaros un gözleri dolmuştu. Yıllardır ilk defa boşalan yaşlarına lanet okudu. "Kaza yaptık... abi arabamız takla attı. Zülal- o sıkıştı. Nerede o? Ö-ölmedi de ne olur?"
Kartal ın kalbi ölüm kelimesini duyunca bir an tekledi. "Ameliyata aldılar."
Barbaros bir anda çırpınıp kolunu tutan ellerden kurtulmaya çalışırken birisi Kartal'ı geriye doğru çekip kovdu acilden. Krize giren adama sakinleştirici vermek zorunda kalmışlardı. Dinlenmek ve tedavi görmek zorundaydı. Yüreğindeki acıdan kendi acısını fark etmemişti çünkü.
Kartal ne yapacağını bilemez şekilde kendini dışarıya attığında aklından milyonlarca şey geçiyordu. Sıkışan kalbine sövdü. "Kardeşim..." ciğerlerini temiz hava ile doldurmaya çalıştı. "Allah'ım ne olur kardeşime bir şey olmasın."
¤
Ay ne oldu yine be. Ölüyordu yanlışlıkla ana karakterim. Bişi yok bişi yok bişi yok...
Normalde daha uzun bölümle gelirim diyordum ama evdeki hesap çarşıya uymaz ya uzatsaydım sarpa saracak diye korktum. Yeni bölümü kafamı toplayarak daha sakin yazacağım.
Farkındasınızdır bazı bölümlerin başında Zülal karakterimizin yaşlılığını okuyoruz. O boşa yazılmış şeyler değil arkadaşlar. Bir anlamı var. Onu da finalde göreceğiz. Yazıyorum ama nerede olduklarını bilmiyoruz mesela :) tahminleriniz var mı? Bazılarınız birşeyler yazdı ama öyle değil ;)
