İçeriğe geç

LAÇİN

Bölüm 35 · 11 dk okuma

LAÇİN

Bölüm 35

34| söz

'Hangi çiçeği getirirsem getireyim çiçeği gölgede bırakacağını biliyordum.'

¤

Ahu “gerçekten çabuk mu iyileştin hala?” saf merakla sormuştu Ahu. Halasının en başından anlattığı hayat hikayesini gram eksilmeyen bir merakla dinlemişti. Sonlara doğru yaklaştığını hissederken her anından yararlanmak istiyordu.

Laçin halası genişçe gülümsemesini bozmamıştı. “Tabii. Ağrılarım vardı evet ama ayağa kalkabiliyorsam benim için bir sorun yoktu. Hemencecik iyileşebildim evet ama tam 1 hafta karargaha gitme yasağı getirdiler bana. O bir hafta aslında çabuk geçti biliyor musun?”

Ahu “ne oldu ki?”

Laçin’in gözleri ileride bir noktaya odaklanmıştı. “Söz kesme telaşı başladı çünkü. Oradan oraya koşmaktan başka fırsat kalmamıştı. En sonunda, o bir haftanın sonunda kutsal gün geldi...”

...

Koca evin içinde hissedilir bir telaş hakimdi. Organizasyoncular, annem ve Hilal ile birlikte salonu hazırlamaya çalışırken ikramlar için bir aşçı abla da çağırmıştık. Pastamızı ise Tarık’ın annesi hazırlıyordu. Güzel bir model seçtikten sonra ona şöyle şöyle olacak diye direktiflerimi sunmuştum, o da kabul etmişti. Pastamız henüz gelmemişti. Barbaros da aynı şekilde. Henüz erken saatlerdi ve onlar saat tam 19.00’da burada olacaklardı.

Henüz 12 bile olmamıştı.

Herkes bir şeylerle uğraşırken ben aynanın karşısına oturmuş Elçin’in makyajımı yapmasını bekliyordum. İçim kıpır kıpırdı. Yerimde duramıyormuş gibi hissediyordum ama Elçin’den korktuğum için çıtım çıkmıyordu. Az önce haşlamıştı çünkü sürekli laf ettiğim için.

Kalbim heyecandan çıkacakmış gibi. Barbaros geldiğinde ne yaparım hiç bilmiyorum.

“Sakin ol,” dedi gözümün altındaki pudrayı süpürüyordu Elçin. “Kalbinin sesini buradan duruyorum.”

İkizimdi o benim. Anlardı.

Geri çekildiğinde derin bir nefes alarak aynadaki yansımama baktım. “Çok mu abartılı oldu?”

Yok denecek kadar azdı görüntüm. Ama ne bileyim, yüzüm ağırmış gibi hissetmiştim bir an.

Elçin “hiç de bile. Güven bana.”

Kıpırdanmayı bırakıp geri yaslandım. Barbaros beni çok fazla makyajlı görmemişti. Ne düşünecek ne söyleyecek çok merak ediyorum.

Elçin “annemler birer kahve mi getirse? Yoksa heyecandan bayılacak gibisin.”

Bu halimle eğleniyordu resmen.

“Ben seni de göreceğim Elçin hanım,” diye söylendim ama ben de eğleniyordum açıkçası. “Ben de karşına geçip böyle güleceğim.”

Elçin son dokunuşlarını da yaptıktan sonra hemen saçlarıma geçmişti. Kuaför getirtmek istemişlerdi aslında ama ben izi vermemiştim. Başkasının bana dokunmasından hoşlanmıyordum. Çok değerli olan saçlarıma yakınlarım dışında başka bir elin değmesi fikri beni endişelendiriyordu.

Telefonum çalmaya başladığında ikizim bana uzattı onu. Arayana bakınca Tarık olduğunu gördüm. “Efendim,” diye kulağıma telefonu kulağıma yaslarken Elçin de arka fonda hafif tonda çalan şarkıyı kapattı.

Tarık “komutanım pastayı getiriyorum.”

“Çok dikkatli ol. Kapıyı çalarsan annemler karşılar seni. Rana anneye çok teşekkür et ben yarın daha müsait bir zamanda arayıp gönlünü hoş ederim.”

Tarık “tamamdır. Siz merak etmeyin.”

Bütün tim davetliydi doğal olarak. Ailem gibi olduklarından onlarsız tabii ki hareket etmeyecektim.

Telefonu kapatıp kenara koyduğumda Elçin ile aynada göz göze geldim. Samimice gülümsedi. ‘Her şey güzel olacak’ gülümsemesini hemen kapmıştım. Ben de öyle umuyordum. Her şeyin güzel olacağını.

“Ben niye bu kadar heyecanlıyım ha?” diye sordum. “Kalbim küt küt atıyor.”

Elçin “enişte geldiğinde ne olacak kim bilir. Sahiden Barbaros ne yapacak? Kim isteyecek seni?”

Gülümsedim. “Albay Korkmaz. Rıfat bey isteyecek beni babamdan. Bizi 3 yıldır arkamızda durup komuta eden adam.”

Saçlarımı iri dalgalar yapıyordu iri maşa ile. Sarı saçlarım daha bir parlamıştı sanki. Elçin zarar gelmesin diye bir sürü bakım yapmıştı. Canım ikizim... nasıl da düşünürdü beni.

Elçin “o kapı çalındığında hepsi geçecek. Barbaros içeri adımını attığında sadece huzur hissedeceksin.”

Bir an gözlerimdeki yansımanın arkasında Barbaros’u gördüm. Elinde çiçeklerle kapıdan içeri girdiğini hayal ettim. Sert duruşunun altında sakladığı o yumuşak adamı, her şeyin yolunda gideceğini hissettiren bakışlarını… takım elbisenin içindeki kusursuz duruşu bir an kalbimi tekletti. Hayali bile ne kadar heyecanlandırmıştı beni.

“Umarım saçma sapan bir şey yapmam karşısında. Komutan ve silah arkadaşlarım da gelecek ya rezil olurum vallahi.”

Elçin “görevde olduğunu düşün. Ne kadar zor şartların altında sakinliğini koruyabiliyorsun. Heyecana gerek yok.”

Güldüm. Görevdeyken biz sakin kalmıyorduk ki. Küfür kıyamet... ama olsun. Sakinliğimizi korumayı da biliyoruz sonuçta.

“Bir insan silah arkadaşlarının önünde rezil olur diye bir korku taşır mı ya?”

Elçin “onlar seni desteklemek için burada olacak saçmalamayı bırak istersen üsteğmenim.”

“Tamam ya demedik bir şey.”

Elçin “Kapı çaldığında Barbaros’a doğru dik bir duruşla git, tıpkı brifingdeymiş gibi. Ama bakışlarını yumuşat-” sözünü kestim. “Hem ciddi hem yumuşak bir bakış nasıl atabilirim sayın savcı hanım?”

Elçin “sen yaparsın güveniyorum sana. Kapı açıldığında Barbaros ile göz göze gelince her şey kendiliğinden gelişir zaten.”

“Bir şey olursa seni suçlayacağım.”

Dediğimi umursamadı. Son bukleyi de yaptıktan sonra elindeki maşayı masanın üzerine bıraktı. Eliyle bir iki dağıttı. Sağ taraftan bir tutam saç alıp eliyle hafif döndürdü ve yukarıda tokayla tutturdu. Diğer tarafa da aynısını yaptıktan sonra spreyledi. Saçlarım daha da parlamıştı.

“Çok sıkma.”

Çok güzel olmuştu. Saçım da makyajım da o kadar güzel olmuştu ki...

Elçin “yuh,” dedi telefonunu eline alırken. “taş gibi oldun kızım.

“Çok teşekkür ederim Elçin sen olmasan saçlarımı yukarıda toplar öyle çıkardım karşılarına.”

Telefonuyla beni çekiyordu. “önemli değil aşkım ikiz vazifesi. Hadi elbiseni de giyelim daha ben hazırlanıcam.”

Elbisemi giymiştim sonra yine onun yardımı ile. Elbisem... kare yaka tül elbiseydi. Üstü kare desenler ile bezeli çok zarif bir elbiseydi. Çok abartmamak istemiştim ama annem benim için benim vücuduma uygun şekilde bana tasarlamıştı bunu. Hem de bu kadar kısa zaman içerisinde hemen dikip bitirmişti. Sonradan öğrendim ki tasarımları zaten bizim için çok önceden hazırlanmış bir şeydi. Çok beğenmiştim.

Hayatımda hiç bu kadar özel hissettiğim bir an olmamıştı.

Elçin “Barbaros seni gördüğünde yeniden aşık olacak.”

Derin bir nefes alarak aynadaki yansımamı süzdüm son bir kez daha.

O sırada kapıdan içeri Hilal girdi. Beni beğeniyle süzerken kocaman gülümsedi. “Çok güzel görünüyorsun.”

“Teşekkür ederim.”

Karnı hafiften çıkmaya başlamıştı. Sağlıkla gelirdi inşallah. Acaba cinsiyeti ne olacaktı?

Bir kız evlat... o kadar çok isterdim ki. Anne olamayacak olmam bu yüzden çok koyuyordu. Elbette evlat edinebilirdim ama benden çıkacak, bana ve Barbaros’a benzeyecek bir çocuğum olsun da isterdim. Ama şartlar bazen izin vermiyordu. Benim de imtihanım buydu.

Canımı çok yakmış olan imtihan.

Barbaros... benim bu durumumu bilmesine rağmen benden uzaklaşmamıştı. Rahmim alındığı için anne olamayacağımı öğrendiğimde dünyam başıma yıkıldığında o vardı bana destek olan. Ayağa kalkmama yardım eden kişiler benim timimdi. Hayatını kaybeden aziz şehitlerimiz vardı.

Barbaros bana öyle güzel dağ olmuştu ki arkamda aslına bakarsanız, yıkılsa da burnum bile kanamazdı benim.

Elçin, annem ve Hilal de hazırlanırken bütün organizasyon tamamlanmıştı. Herkes çok güzel bir iş koymuştu ortaya. Pasta efsane görünüyordu ve eminim ki tadı da çok güzeldi.

Yağmur “geliyorlar!” diye koşturarak yanımıza geldiğinde bir heyecan dalgası sardı yeniden bedenimi. Kalbim tekrardan atlı koştururcasına atmaya başladığında zaman sanki yavaşladı. Nefes almayı mı unutmuştum ben? Derin bir nefes aldığımda sesi kulağımda uğuldadı.

Hilal “sakin ol,” diye fısıldarken öylece dikelmiş onların zile basmasını bekliyorduk. Karnına bakmamak için kendimi zorluyordum. O küçük mucizesini karnında taşırken o kadar güçlü görünüyordu ki...

Anne olamayacağımı bilmesine rağmen beni sevdi. Beni ben olduğum için sevdi. Onunla bu yola birlikte baş koymak için ilk adımımızı atıyoruz.

Yaklaşan adım seslerini duyunca yavaşça kapıya yaklaştım. Gözler üzerimdeydi sanki. Ellerin titremesin Zülal. Sakin ol Zülal. Kapıyı açacaksın ve çiçeği alacaksın bu kadar.

Kapıya ulaştığımda eş zamanlı olarak zil de çaldı. Kapı koluna uzandım ve yine yavaşça aşağı doğru indirdim. Kapı açılırken ilk Barbaros ile bakıştık. Elinde bir buket gül, takım elbise içinde nefes kesici...

Albay Rıfat ile tokalaştık. O içeri girdiğinde ailemle tokalaşmaya başladı. Barbaros da içeri adım atıp önümde durdu. Kocaman gül buketini bana uzattı ve gülümsedi. “Hangi çiçeği getirirsem getireyim çiçeği gölgede bırakacağını biliyordum,” dedi. “Çok güzel olmuşsun.”

Yanaklarımın hafif ısındığını hissettim. Allıktan dolayı zaten kırmızı olan yanaklarım Allah bilir ne hale gelmişti.

Ellerim titriyordu ama çiçek buketini alırken bu titremeyi belli etmemeye çalıştım. “Teşekkür ederim,” dedim fısıltıdan hallice.

Oğuz “komutanım hani o resmi duruş? Askerlik bitmiş vallahi.”

Barbaros gülümsemesini bozmadan Oğuz a baktı. “Resmi duruş sonraya kalacak Oğuz. Göstereceğim sana şimdilik sıranı bekle.”

Altta yatan tehditi kapmıştı zaten. Hemen toparladı kendini. “Emredersiniz komutanım.”

Feyzullah atladı bu sefer. “Adam tehdit ederken bile kibar. Damatlık yaramış gibi.”

Güldüm. “Sakin ol,” dedim Barbaros’a.

Barbaros “yarın 50 tur fazladan koşuyorsun.”

Hiç konuşmayan Bahra ile göz göze geldim. Hafifçe gülümseyince bende gülümsedim.

“Hoşgeldiniz hepiniz.”

Hepsini içeri buyur ettiğimizde tamamlanmıştık işte. Rıfat albay ile tanışma aşamasına geçmişti ailem. Albay benim başarılı görevlerimden bahsetmeye bile geçmişti.

Babam gururla göğsünü kabartmıştı. “tam bir Turhal. Abileri gibi aynı.”

Onlarla tanışmamız biraz geç olsa da babam doğru söylüyordu. Bütün özelliklerimiz tutmasa da çok benziyorduk her açıdan.

Albay “Zülal her zaman başı dik, onurlu bir insan oldu. Ama tabii, özel hayatında da aynı dengeyi bulmasını temenni ederim.”

Uyarısı bizeydi farkındaydım. Evliliğimizin timi etkilemesini istememesi gayet normaldi ama biz işimize özel hayatımızı karıştırmazdık.

Kartal abim “ben onların sınırlarını iyi çizeceğine eminim.” bize güveniyor oluşu içimde bir şeylerin kıpraşmasına neden oldu. Güven...

Annem buruk bir gülümsemeyle bakıyordu bize. Hafif gözleri de dolmuştu sanki. Ona hafifçe gülümsedim.

Albay “bende eminim zaten. Aksi ne mümkün? İkisi de en iyisini hak ediyorlar. Umarım bu süreç sizin için en iyisi olur.”

Amin sesleri yükseldi bizimkilerden. Komutanımızın da bize bu denli güvenmesi gururumu okşamıştı. Evet. Evlilik zordu ama bu insanlar bizim yanımızdayken her şeyin üstesinden öyle güzel gelirdik ki biz. Hep beraber oluşumuz bir aile sıcaklığı hissettirmişti. Kendimi tam hissediyordum. Bu o kadar önemli bir şey ki.

Herkesin sesleri biraz daha hafiflerken, odamızda huzurlu bir sessizlik hâkim oldu.

Albay “evet... gelelim sebebi ziyaretimize.” Boğazını temizledi. “Bizim çocuklar birbirlerini sevmişler ve hayatlarını birleştirme kararı almışlar. Barbaros Zülal’in hayat yolculuğunun en değerli parçası olmasını istediği için gelip benden ricada bulundu. Bende bu hoş mutluluğa şahit olmak istediğimden memnuniyetle kabul ettim. Evlilikleri için ilk adımı birlikte atalım.”

Sözlerinin sonunda odada bir anlığına sessizlik oldu. Ne kadar güzel konuşmuştu bizim için.

Babam “Zülal’in mutluluğunu her şeyden önde tutmalıyım. Barbaros ona değer verip el üstünde tutmaya devam ettikçe en büyük destekçileri de ben olurum. Yani bende isterim mutlu bir yuva kursun, sağlıklı bir evliliği olsun.”

O an, her şey bir anda tamamlanmış gibi hissettim. Zaten öyle hissederken meğersem eksikler varmış. Albayın ve babamın desteği gibi.

Albay gülümsedi. “O halde Allah’ın emri, peygamberin kavliyle kızınız Zülal’i oğlumuz Barbaros’a istiyorum.”

Herkes susmuş babamın ağzından çıkacak kelimeyi bekliyordu. Babam albaydan gözlerini alıp bana çevirdi. Ona gülümsediğimde o da gülümseyip Barbaros’a baktı bu sefer. Sonra tekrar bana döndü. “Sen bu adamı istiyor musun kızım?”

Başımı salladım usulca. Gözlerindeki o anlamlı bakışı görmüştüm. “O halde,” dedi. “Verdim gitti.”

Bir an vermeyecek sanmıştım. İşte şimdi her şey doğru ve yolundaydı.

Kalkıp ailelerimizin ellerini öpüp selamlaştık. Sonra ben ve kızlar mutfağa geçmiştik kahve yapmak için. Kahveleri yaparken ellerim titrememişti. Heyecanım uçup gitmişti artık. Barbaros'a verilmeyi mi bekliyordum anlamamıştım. Inanılmaz mutlu hissediyordum. Babam beni verdiğini söylediğinde dünya sadece o iki kelimeden ibaretmiş gibi hissetmiştim.

Ve bu henüz başlangıçtı.

Tepsiyi alıp salona döndüğümde albaya, anneme, babama ve abimlere kahvelerini sundum. Elçin de benim arkamdan kalan misafirlere vereceğimiz kahveleri yapıyordu. En son Barbaros’a da verip yanına oturdum.

“afiyet olsun,” diye fısıldamıştım.

Barbaros hareketlendi. Elini iç cebine atıp bir kutu çıkardı ve küçük tepsinin yanına koydu.

“O ne?”

Barbaros “küçük bir hediye.”

Uzanıp elime aldım. Sakince açarken beni karşılayan zarif bir kolye gülümsememe neden olmuştu. Kaza günü de bir kolye vermişti bana. Ama onu sonra bulamamıştık. Yenisini mi almıştı? Bu ne tatlı bir jestti.

“Teşekkür ederim sevgilim.”

Barbaros “sözlüme en güzeli olmalı.”

Beni gülümsetmeyi başarıyordu.

Feyzullah “yuh anasını jeste bak,” diye mırıldandığını duydum.

Kartal abim hemen ona döndü. “Feyzullah,” dedi uyarırcasına.

Selçuk “bırakın komutanım bunlar nezaketten anlamaz.”

Feyzullah “kırılıyorum ama Selçuk.”

Selçuk “kırılmayın komutanım sadece şakaydı.”

Barbaros “bunların diline düştük ya Allah kurtarsın bizi.”

Güldüm. “İyi çocuklar da fazla gevşekler. Sıkmaya gelince o da işe yaramıyor.”

Kahveler içildi yüzükler takıldı ve en sonunda gitme vakti geldi. Yavaştan kalkmışlardı. Albay ve timi geçirmek için bahçeye yöneldik. Havalar yeni yeni düzelmeye başlıyordu ve bahçede birkaç çiçek de açmaya başlamıştı. Bir anda içime kötü bir his doğdu. Bahçeyi kontrol ettiğimde etrafta olan bordo bereli birkaç asker dışında kimse göremedim.

Albay “gençler çok mutlu olun tamam mı? Bir sorun olduğu gibi kapımı çalabileceğinizi unutmayın.”

Gülümsedim. “Teşekkür ederiz komutanım. Çok onure ettiniz bugün bizi.”

Gülümseyip babama döndü. Onunla tokalaşmıştı. “Tanıştığımıza çok memnun oldum. Bir gün de makamımda ağırlamak isterim gelirseniz eğer.”

Babam “gelirim tabi Rıfat bey. En kısa zamanda”

Birden motor sesi yükseldi. Bir motor ani frenle bahçede durduğunda motordan inen adam kaskını çıkarıp silahını bize doğrulttu. Askerler anında pozisyon alırken Kartal abim albayı arkasına çekip silahını ona doğrultmuştu.

Harun'a.

Ağzım şaşkınlıkla açılırken kafam karıştı. Bu şerefsizin evladı içeri alınmamış mıydı?

Istihbarat nasıl elinden kaçırmıştı? Ve en önemlisi biz neden bilmiyorduk?

Harun denen terörist kayınbabam silahını Barbaros’a doğrultmuştu. Pis pis sırıttı. “Ee oğlum,” dedi. “İsteme mi oldu, neden babanı da çağırmadım bak çok kı-”

Barbaros “kes sesini!”

Albay “buradan sağ çıkamazsın Harun teslim ol. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum.”

Ali abim “içeri girin anne,” diyerek annemleri içeri soktu.

Harun “ah hadi ama albay... yaşamak istesem buraya bu şekilde tek başıma mı gelirdim?”

Barbaros “seni buraya gömmek zorunda kalacağım Harun!” silahını belinden çıkarıp o da ona doğrulttu.

Harun kahkaha attı birden. “Beni öldürecek cesaretin var mı oğlum?”

Bahra bir adım öne çıktı. Silahın namlusu babasına bakıyordu. ”Onun yoksa da benim var baba.”

Silahını bir anda bana doğrulttu. Barbaros anında arkasına almıştı beni.

Kartal “teslim ol! Buradan birinin kılına bile zarar gelirse ölmek için yalvaracak raddeye getirtirim seni!”

Durmadı. Bir adım attı, atmasıyla bir silah sesi yankılandı havada. Eş zamanlı olarak çığlıklar yankılanmıştı.

Ne olmuştu?

¤

tamam sövmeyin getirdim yeni bölümü. bir türlü paylaşamadım bölümü. umarım bunu okuyabiliyorsunuzdur.

nasıldı? neler olacak sizce?

geçen kaza olmadan önce karargaha çağırılmalarının sebebi harunun kaçmasıydı. ama komutanları sözlenme arefesinde diye söylemedi sonrasında. biraz da iyileşmelerini beklediği için. finale ya bir ya iki bölüm kaldı yazacağım kelimelere göre değişir tam bir şey söylemem de spoi olacağı için söylemeyeceğim ama hazır olun. çok güzel bir final ile geleceğim size.

eheh :)

Bölüm sonu

3 yorum