Beğendiğiniz vakit beğenmeyi unutmayınnn
...
'Beni çok sevme, güzel sev.'
¤
Barbaros ile olmak, onunla vakit geçirmek o kadar iyi geliyordu ki bana. Bu yeni yeni fark ediyordum. Çünkü onunla doğru dürüst bir vakit geçirmemiştik.
Barbaros aslında çok anlayışlı bir adamdı. Karşındakinin isteklerine göre hareket etmeyi iyi bilirdi. Yani karşısındakine nasıl davranması gerektiğini iyi bilirdi. Oldukça saygılı olmasının yanında oldukça da nazikti.
Ve gerçekten iyi yemek yapardı.
Ha birde oldukça güçlü ve dehşet yakışıklıydı.
Yolda geçen 2 saati devirirken aklımdan geçen düşünceler bunlardı. Barbaros u övmek dışında şuan pek de yapacağım birşey yoktu çünkü.
Derin bir nefes aldım. "Barbar ben çok sıkıldım ne kadar kaldı?"
Barbaros güldü. "Güzelim yaklaşık 20.soruşun. Sorunca daha hızlı varmayacağız biliyorsun değil mi?"
Ofladım. "Ne var söylesen?"
Hızını arttırdı. Ama yollar karlı olduğu için kaygandı.
"Tamam yavaşla. Yollar kaygan."
Barbaros "bana güven."
Bana güven dese de ikazımdan sonra yavaşlamıştı. Oldukça temkinli gitmeye başlamıştı.
Aklıma ikizi geldi bir anda. Merak ettiğimi fark edince ona da sordum.
Barbaros “Bahra... iyi o da. Toparlanmaya çalışıyor,” derin bir nefes aldı. “Biliyorsun Harun mevzusunu. Soysuzu istihbarata verdik.”
“O, istihbarattan mı?”
Barbaros “hıhım, MİT personeli.”
“Vay be... sizin gibi iki çocuğun babasının terör örgütü mensubu çıkması nasıl bir ironidir.”
Barbaros “sorma.” gülümserken sağ eli bacağımdaki elimi buldu. Nazikçe kavrarken dudaklarına götürüp minik bir öpücük bıraktı. “Ama şimdi biz 2 günlük tatilimizden başka bir şey konuşmasak? Hiçbir şeyin mahvetmesini istemiyorum.”
Bende gülümsedim. Ama o yola baktığı için görmemişti. Allah aşkına, yerlerde buzlanma oluşmaya başlamıştı bir zahmet önüne baksındı.
“O iki gün çok güzel geçsin.”
Barbaros “geçecek güze-” elimi birden bıraktı. Direksiyonu iki eliyle kavrarken sarsılan arabayı kontrol altına almaya çalışmıştı. Yola fırlayan yaban domuzuna çarpmamak için direksiyonu sağa kırarken sıkıca kapı koluna tutundum.
“Dikkat et!” dememe kalmadan şiddetle durdu araba. Ne olduğunu anlayamadan ileriye doğru savrulacakken önüme uzanan kol yerime sabitledi beni. Barbaros, refleksle beni tutmuştu.
Biz ağaca mı çarptık?
Birkaç saniye öylece durup soluklandık. Ilk kendine gelen Barbaros oldu.
“İyi misin? Sana bir şey oldu mu?” sorusuyla ona döndüm. Gözlerim baştan aşağı onu yoklamıştı. Birşeyi olmadığını görünce rahatlama hissi sardı bedenimi. O da kolunu çekmişti.
“İyiyim.” arabadan inecekken engel oldu bana. “Bize birşey olmadıysa gerisi önemli değil. Inme hava çok soğuk.”
“Arabaya bakmamız gerek ama. Böyle devam edemeyiz.”
Başını salladı. “Ben bir bakayım.”
Arabadan inerken izledim onu. Bütün heybetiyle arabanın ön tarafına ilerledi. Hafifçe eğilip durum kontrolü yapmıştı. Suratından anladığım kadarıyla ona pahalıya patlayacaktı. Allah bizi korumuş canımızla ödememiştik. Öyle olsaydı çok daha pahalıya patlardı bize.
Geri gelip sürücü koltuğuna oturduğunda ona geri dönmeyi teklif ettim.
Barbarı dilini şaklattı. “Hiçbir güç ayarladığım o güzelim tatilimizi bozamaz.” Arabanın motorunu çalıştırdı. “Şimdi yapman gereken tek şey arkana yaslanıp keyfine bakman.”
Neyse ki araba çalışmıştı. Oldukça büyük jeep tarzı bir arabası olduğu için yola girmemiz çok da zor olmamıştı. Benim kızıl emektarın içinde olsaydık şimdiye 50 defa yolda kalmıştık. Ee, memur maaşıyla anca bu kadar oluyordu.
Tam yarım saat sonra aracı bir evin önünde durdurdu Barbaros. Arabadan indiğimizde Barbaros bagajdan çantalarımızı aldı. Bende birkaç adım atıp evi süzdüm bir güzel.
Iki katlı tahta ev ormanla bir bütün oluşturmuştu sanki. Camlarla kaplı ön cephe bile öylesine bir uyum içerisinde görünüyordu ki hayran kaldım yapısına ve onu yapan mimara.
“O kadar güzel görünüyor ki...”
Sıcak eli elimi buldu. Birbirine kenetleyip sıkıca kavradı. “İçerisi çok daha güzel. Zülal... burası artık ikimizin.”
“Ne ara ayarladın burayı?”
Barbaros “tek ayarladığım şey bu değil.”
Başımı ondan yana çevirirken tek kaşım havalandı. “Diyorsun.”
“Dedim bile,” diye mırıldanırken yürümeye başladı. Elimi tuttuğundan dolayı bende peşinden yürümüştüm. Elindeki çantaları omzuna asıp boşalan eliyle evin tahta kapısını açtı. Içeriye girdiğim an yüzüme çarpan sıcak hava dalgası gülümsetmişti beni. Gözlerim hızlıca içeriyi taradı.
Bir köşede ev ile uyumlu krem bir L koltuk vardı. Tam karşısında konumlanan şömine cayır cayır yanıyordu. O an anladım bizden önce birileri gelmiş, şömineyi ve evi hazırlayıp gitmişti. Bizim için hazırlanmıştı.
Ortada, koltuğa yakın bir orta sehpa vardı. Üzerinde şarap bardakları ve birkaç atıştırmalık duruyordu. Merak ettim, acaba kimdi bizden önce gelip bunları hazırlayan?
Evin diğer köşesinde bir merdiven vardı yukarıya çıkan. Merdivenin altında konuşlanan jakuzi, koca bir pencere ile öyle güzel bir manzara sunuyordu ki insana. Şimdiden beyaz bir örtüye bürünen orman oldukça hoş görünüyordu. Kim bilir iyice karlara gömüldüğünde nasıl bir manzara sunacaktı bize? Bu beni oldukça heyecanlandırdı.
Birkaç adım atıp etrafımda dönerek bir kez daha süzdüm. “Gerçekten çok hoş döşenmiş. Bayıldım.”
Barbaros dikkatlice bana bakıyordu. “İlanı gördüğüm gibi satan kişi ile görüştüm ve attık imzaları. Karşıma çıkmasaydı kendim yaptıracaktım.”
“Öyle ilgi alanların da mı vardı senin?”
Barbaros “konu sen olunca yapacaklarımın bir sınırı yok güzelim.”
Kaşe kaban vardı ikimizin de üzerinde. Siyah dar kot ve yine siyah bir crop giymiştim. Ayağımda postallarım vardı. Bu havada başka bir şey ile zaten gezemezdin. Ayakların donardı.
Kabanımı çıkarırken Barbaros da aynısını yaptı. O sırada geldiğimden beri meraklandığım o soruyu sordum ben de.
“Bizden önce biri gelmiş belli. Kim hazırladı?”
Barbaros “Bahra,” dediğinde aslında çok da şaşırmamıştım. Onun hayatında başka bir akrabası yoktu. Ama timden biri de olabilirdi. “Ondan rica ettim benim için halletti.”
Şömine karşısına geçip oturduk. Sıcak daha da fazla gelmeye başlamıştı buradan.
“Onunla oturup birer kahve içmek güzel olurdu. Gitmeseydi?”
Barbaros beni kendine doğru çekip başıma bir öpücük bıraktı. “Başka bir zaman. Bugünü bize ayırdı herkes.” bana dolanan eli açıkta kalan belimi bulurken dairesel hareketlerle dolanıyordu.
“Öyle mi?”
Barbaros “hıhım...” diye mırıldandı.
“Şuan o kadar huzurluyum ki.”
Barbaros “bende. Seninle olmak hayallerimin ötesinde bir mutluluk. Şu an her anımız, birlikte geçirdiğimiz her an rüya gibi.”
Sözleri öylesine işliyordu ki içime.
“Bu benim de hayallerimin ötesinde bir mutluluk,” gözlerim kararmaya başlayan gökyüzünü bulmuştu. “Bir masalın içindeyim sanki.”
Barbaros “öyle... masalın içindeyiz ve sen hayatımın en güzel hikayesinin baş kahramanısın.”
Barbaros un bu kadar romantik olduğunu bilmiyordum. Sanki bir kez daha aşık oldum ona.
Doğruldum birden. Gözlerine bakıp söylemek istedim onu çok sevdiğimi.
“Ben ilk kez böyle hisler tattım seninle. Bana öyle güzel duygular yaşatıyorsun ki. Teşekkür ederim tüm bunlar için.”
Gülümsedi. Sağ eli önüme gelen sarı tutamı kulağımın arkasına attı. Sonra yanağımı okşadı. “Ben gözlerinde hayat bulduğumu söylüyorum sen teşekkür ediyorsun, hoş mu bu güzelim?”
“Seni çok seviyorum.”
Barbaros alnıma minik bir öpücük bıraktı. “Ben de. Kalbimin en derin köşesinde her zaman sen olacaksın.”
“Umarım.” Ondan ayrılıp ayaklandım. “Dinlendiğimize göre artık kar topu savaşı yapabiliriz!”
Heyecanla bağırmama karşı hemen kalktı o da. “Sonra ağlama ama kaybettim diye?”
“Ay ne münasebet be!”
Az önceki romantik konuşmamızdan sonra çirkefliğim takdire şayandı resmen. Ama unuttuğu çok önemli birşey vardı.
“Ben keskin nişancı kullanıyorum bebeğim.”
Tek kaşı havalandı kabanımı bana verirken. “İddialısın birde?”
“Ne sandın?”
Kabanımı giyer giymez botlarımı da ayaklarıma geçirip dışarı attım kendimi. Kar şiddetini arttırmıştı. Hava da kararmak üzereydi.
Kollarımı iki yana açtım birden. Açıklık alana koşturmuştum. Etrafımda dönmeye başlarken yüzüm gökyüzünü buldu. Yarınım yokmuş gibi dönerken bir anda yediğim darbe ile sarsılarak durdum. Dengemi anında toparlamıştım. Evin orada dikilen Barbaros a döndüm. Sırıtarak elindeki ufak kar yığınını döndürüyordu.
“Bu bir savaş ilanı mı teğmen Barbaros Dinçer!”
Kahkahası tüm ormanda yankılandı. “Sana açık çek üsteğmen Zülal Laçın Turhal!”
Hızlıca bir kar topu oluşturdum yerden aldığım yığınla. Olabildiğince sert attığım toptan kurtulup bana yollamıştı elinde hazır tuttuğu topu. Atik bir hareketle kurtuldum. Bunu sen istedin.
Attığı kartopundan kaçıyormuş gibi yapıp koşturdum. Tam o anda yere düşmüştüm. Acı içinde bağırdım birden.
“Aah! Bileğim!” oscarlık oyunculuktu bence. Bana ödül verilmeliydi.
Barbaros tam da tahmin ettiğim gibi yanıma koşturdu. “Ne oldu? Iyi misin?”
Bileğimi kontrol etmeye çalışıyordu. Sinsice sırıtırken sol taraftan aldığım kar yığınını kafasından aşağı boşalttım. Bağırıp geriye doğru gidince kahkaha atarak ayaklandım hemen. Onun da arkamdan ayaklandığını görünce vakit kaybetmeyip koşturmaya başladım.
Barbaros “seni küçük hain! Diye bağırdı arkamdan. “Çabuk buraya gel!”
Durmama gerek kalmadı. Çünkü Barbaros ortadan kaybolmuştu. Bordo bereli yeteneklerini burada kullanmayacaksın herhalde ha Barbaros?
Sanırım öyle yapacak...
Bende koşmayı durdurup etrafa baktım. Ses duymaya çalıştım ama duyulmuyordu. Kar dehşet yağdığından bastığın yeri hemen yok ediyordu. Zaten Özel Kuvvetler askeri karda yürür, izini belli etmezdi.
Sırıttım. Barbaros iyi bir askerdi. Benim sevgilim olanından.
Ama benim sevgilim arkamdan bir kar topu fırlatarak resmen arkamdan bıçaklamış oldu. Arkamdan yediğim sert darbe ile sendeledim. Karın bir kısmı da içime girmişti. Umarım bu tatilimizden sonra hasta olmazdık.
Bir tane kar topu geldiğinde hızla bir kar topu oluşturup az önceki topun geldiği yönün biraz ilerisine baktım. Iki toptan anladığım kadarıyla topu attıktan sonra biraz sağa kayıyordu. Tahmin ettiğim yerde gördüğüm Barbaros a topu fırlattığımda tam alnının ortasından isabetlemiştim. Ama üçüncü attığı toptan kurtulamayıp bu sefer kendimi yerde buldum. Bir anda gülme krizine girmiştim.
Şu on dakikada nasıl eğlenmiştik.
Barbaros da yanıma gelip elini uzattı. “Hadi içeri girelim. Hasta olmak istemeyiz değil mi?”
Elini tutup beni kaldırmasına izin verdim. “Abim bizi yakar.”
Eve doğru ilerlemiştik. “Hemde ne yakmak. Buraya gelirken bile elli kere uyardı.”
Güldüm. “Ciddi misin?”
Barbaros “malesef. Kıskanç biraz.”
O değildi sanki.
Eve girer girmez kabanımı üstümden attım. Vücudum titriyordu. Allah aşkına daha soğukta dağda savaştaydık biz geçen.
Gerçi üniformalarımız soğuk ve sıcak anlar için özel tasarlanmıştı. Yanmaya karşı dayanıklı soğuk geçirmezdi. Ama üzerimizde basit kıyafetler vardı. O yüzden donmamız gayet normaldi.
Gözüm köşedeki jakuziyi buldu. Açık değildi ama açsak hemen ısınırdı diye düşünüyordum. Fokur fokur bu soğukta ne iyi gelirdi şimdi o. Barbaros a baktım. O da baktığım yeri görmüş bana bakıyordu. “Girmek ister misin?”
Başımı salladım. Arkasını dönüp jakuziye ilerledi. “Üstündekilerden kurtul gel, hazırlayayım bende.”
“Tamam,” dedim yalnızca. Sonra merdivenlere yönelmiştim kenardaki çantamı da alıp. Koşar adımlarla tahta merdivenleri aştım. Beni karşılayan yeşil tonlarında koca bir yatak olmuştu. Evin geri kalanı gibi burası da tamamen ahşaptı. Köşe komple cam ile kaplıydı ve buradan yine muhteşem bir manzara görünüyordu. Yatağın yaslı olduğu boydan boya bir duvar vardı. Duvarın arkasındaki kapının banyoya açıldığını düşünüyordum.
Çantamı yatağın üstüne bırakıp içindekileri boşalttım hızlıca. Bornozumu çıkarmıştım. Üstümdekilerden bir çırpıda kurtulup bornozu üstüme geçirdim. Iç çamaşırlarımla kalmıştım sadece. Onları da bir zahmet çıkarmayayım yoksa utanırdım ondan. Of susun!
Merdivenleri geri indiğimde Barbaros u görmüştüm direkt. Kaslı omuzlarını gösterirmiş gibi kollarını iki yana açmış jakuzinin kenarlarına yaslamış. Fokurdayan suyun içinde manzaraya karşı... nefes kesici görünüyordu.
Bornozumu sakince çıkarıp merdiven altında duran askıya bıraktım. Yine aynı sakinlikle suyun içine girerken titremelerim yavaşlamıştı sanki. Bu arada bir yerlerden kısık sesli, sözsüz bir müzik çalıyordu. Muhtemelen girmeden önce o açmıştı.
Barbaros bir kez bile başını döndürüp bana bakmamıştı. Bu davranışı beni istemsizce mutlu ederken kendimi tamamen suyun içine bıraktım. Elini belime dolayarak beni kendine çekti.
Sürekli spor yapmaktan oluşan kaslı karnım ve biçimli vücuduma ilk kez biri dokunuyordu.
Eli karnımın üstündeki hareketlerine devam ederken başımı geriye doğru, omzuna yasladım. Şimdiden rahatladığımı hissediyordum. Sıcak suyun sağladığı bir rahatlık mıydı bu yokta Barbaros un eli miydi bilmiyorum. Umurumda da olmadı o an.
Barbaros “seninle yapmak istediğim o kadar çok şey var ki. Ama mesleği asker olan iki birey olarak korkum da hat safhada. O yüzden yan yana geçirdiğimiz anları dolu dolu yaşayalım.”
Birşey diyemedim.
Barbaros “kolay şeyler yaşamadık. Sen de ben de... ama ben sana anlayışlı yaklaştım, sen de bana. Kavgalar ilişkinin tuzu biberidir ama birbirimizi dinlemeden bir yargıya varıp kırıp dökmeyelim olur mu? Çünkü geri dönemeyeceğimiz yanlışlar, geri dönemeyeceğimiz pişmanlıklar yaşamak istemiyorum ben.”
Derin bir nefes alıp Barbaros a döndüm. Yüzüm boynuna yakın bir yerde olduğundan kendine has kokusu ciğerlerimi bayram ettirmişti. Ona baktığımı hissetmiş gibi o da gözlerime kenetledi kendi kahvelerini. “ben de istemiyorum. Bundan sonra dikkat edelim.”
Gülümsedi. “Edelim bebeğim.” burnumu öptü, sonra dudaklarımı. “Seni çok seviyorum. Öyle çok seviyorum ki görsen aklın hayalin şaşar.”
Kendimden beklemediğim bir şey yaptım: bir anda Barbaros un kucağına oturdum. “Beni çok sevme, güzel sev.”
Saçlarımı geriye doğru attı. “Güzel de severim. Ben seni her türlü severim.”
Sıkıca sarıldım çıplak üst bedenine. Boynumdan öpüp o da sıkıca sardı kollarını. Neyse ki altındaki pantolonu çıkarmamıştı. Sanırım benim rahatsız olacağımı düşünmüştü. Evet, Barbaros bunu bile düşünecek kadar ince düşünceli bir adamdı.
“Kendimi çok şanslı hissediyorum.”
Barbaros “senin gibi bir kadının sevgilisi olduğum için asıl ben şanslı hissetmeliyim kendimi.”
Ondan ayrılıp güldüm birden. “şanslı hissedeceksin tabi. Koskoca üsteğmen duruyor karşında.”
Barbaros “o üsteğmeni ben yerdim şimdi ama artık çıkalım. Saat epey geç oldu, yatalım da yarın daha dinç kalkalım.”
Sudan çıkarken yine bir kez olsun bakmadı bana. Bornozumu giyip yukarı fırladım. Hızlı bir duş aldıktan sonra benim ardımdan Barbaros da girdi. O sırada saçlarımı kurutmuştum. Pijamalarımla birlikte köşedeki makyaj aynasının önünde oturuyordum.
Barbaros duştan saçlarını kurulayarak çıkınca aynadan onu incelemeye başladım. Beni görünce yüzünde bir gülümseme oluştu. Arkama geçti ve elindeki havluyu masaya bıraktı. Eğilip bir öpücük bırakmış ve ardından saçlarımı arkaya doğru taramıştı eliyle. “Sarı saçların var ya... güneş gibi doğuyor içime. O kadar seviyorum ki.”
“Ben de.” bir anda aklıma gelen sürpriz ile arkama dönüp Barbaros a baktım. “Sürprizim var demiştin, ev ile sınırlı olduğunu sanmıyorum. Ne o?”
Güldü. Elimden tutup sandalyeden kaldırmıştı beni. “onu da yarın göreceğiz. Uyuyalım da çabuk yarın olsun.”
Meraklı bir insan değildim ama bunu merak etmiştim.
“Tamam.”
Geceyi yatağa yerleşerek bitirmiştik. Kar manzarasını izlerken de uyuyakalmışım.
¤
Nasıldı? Oldukça içime sinen bir bölüm oldu ve epey de uzundu. Umarım sizin de hoşunuza gitmiştir. Beğendiyseniz yıldıza basmayı unutmayınız ♡
