İçeriğe geç

LAÇİN

Bölüm 27 · 9 dk okuma

LAÇİN

Bölüm 27

²⁶| antrenman

'Ağlayacaksan oynamayalım'

¤

“Sonrasında amcam size ne yaptı?”

Yeğeninin sorusuyla bir kez daha gülümsedi yaşlı kadın. Abisi... “ne yapmadı ki?” diye sordu kendi kendine. Yine geçmişe kapılmıştı olanları anlatırken. "Canımızı çıkarmıştı olması gerektiği gibi."

...

“Kaçtasın asker!”

Abimin sorusunu 1 diyerek cevapladım. Şınav pozisyonundaydım ve 65’inci şınavımı çekiyordum. 66, 67, 68...

Abim bu sefer Tarık a sordu. Tarık da 1 diye cevaplayınca “dur ben sana yardım edeyim,” dedi. Göz ucuyla baktığımda Barbaros un sırtına oturduğunu görmüştüm. Sırıttığımı görmemeleri adına kafamı çevirdiğimde bağırdı. “Bana dua et Barbar! Kas yapıyorsun sayemde!”

Kaslı erkek severiz. Abim de herhalde terminatör yetiştirmeye çalışıyordu. Kim bilir kaç kiloluk adamdı.

Barbaros “sağol komutanım!” diye bağırırken abim devam etti. “çıtı pıtı prenses gibisin, kas iyidir! Güçlenmezsen kızlar sevmez!” Barbaros abimden yapılıydı bu arada.

Barbaros “emredersiniz!” en ufak bir zorlanma belirtisi yoktu sesinde. Şınavıma devam ederken sırtımda sert bir baskı hissettim. Abim yumruğu ile beni zorlaştırmaya çalışıyordu. Oturmadın ya? Seni de kaldırırız evelallah.

Abim “yoruldun mu asker!”

“Hayır!”

Abim “aferin! Kasırga kalk!”

Daha bu ısınma turuydu. Abimin emriyle asıl parkura koşturduk. Başlamamızı söyleyen düdük girdi araya.

Ipli parkuru seke seke geçtikten sonra biraz koşmuş, sonra hızlıca yere atmıştım kendimi. Uzunca ama bir o kadar da dar bir silindirin içini dirseklerim üzerinde kendimi sürüyerek olabildiğince hızlı aştım. Çıktığım gibi ayaklanırken bu arada buradan çıkınca Barbaros un beni nereye götüreceğini düşünüyordum. Yine koşturmuş, maymun askısı verdiğim sıralı demirlerin en başındakine zıplamıştım. Aslında ismi kedi merdiveniydi ama böyle diyince havalı olmuyor asla.

Sanki maymun askısı diyince çok havalı oldu.

Hava o kadar soğuktu ki kar yağmaya başlamıştı. Akşama beklenen karın şimdi yağması bende bir miktar tedirginliğe yol açsa da Barbaros a güvenip kendimi ona bırakmaktan başka bir şey yapmamaya karar verdim tabi. Bu sırada maymun askısını tek tek atlarken sonuna geldiğimde bırakıverdim demiri yere. Bizim timde 2 metrelik titanlar olduğu için benim 1,75 olan boy dahi kısa kalıyordu bu tarz aletlere. Ama pek tabii zıplayarak her işimi halledebiliyordum. Ben bunun için eğitilmiştim yıllarca. Eğitim kar, yağmur, çamur ya da kısalık dinlemezdi. Yapamıyorsan kapının önüne koyarlardı seni.

Önümüzdeki engelden atlarken bir sonrakini de aştım. Yorulmak veyahut soluklanmak yoktu. Abim, yani binbaşı Kartal gördüğü an hepimizi yakardı. Antrenman sonrası birde 50 tur karargah etrafında koşmak istemezdik.

O ikili engelin ardından yüksekçe bir engel daha vardı. Sıralı üç demiri merdiven olarak kullanıp ona tırmandıktan sonra kendimi diğer tarafa atarken demire sarılıp döndüm. Taklayla birlikte yere, iki ayak üstüne düşer düşmez toparlanıp devam ettim parkura. Kimseye söylemeyin, bu parkur arkamızda kalan karargahın bahçesinde en sevdiğim yerdi. Bir sonraki engele gelince yine kendimi yere atmıştım. Uzunca bir ip parkurunun altından yine dirsek ile sürünme vaktiydi. Abim geldi başıma bir anda. “Yoruldun mu!”

“Hayır komutanım!” yorulmuştum.

Abim “mermiler havada uçuşuyor kafandan vurulacaksın hızlı ol!”

“Emredersiniz!”

“Pes etsene!” kime sorduğunu görmedim ama “etmiyorum!” diye bağıran Hakan ile ona sorduğunu anladım tabi.

Engelin altından çıkmıştım. Denge tahtasına gelip çıktım üstüne.

Abim “düşersen baştan başlarsın!”

Yürüdüm dümdüz.

Abim de bağırmasına devam ediyordu. Ara ara o da bize katılıp kendini zorluyordu bu arada. “Çok yavaşsın Kasırga! Siz yetişene kadar rehineler öldü! Bunun hesabını nasıl vereceksin hızlan!”

Denge tahtası sonunda ilerideki duvara koştum. Ipi elimle güzelce kavrayıp kendimi yukarı çekmeye başladım. Elimde eldiven, spor değil de üniformalar vardı. Olabildiğine zorlaştırıyordu işleri. Onlarca kiloluk çanta yoktu neyse ki sırtımızda. Neyse, hafif eğik bir duvardı ve birkaç metre yüksekti. Ucuna geldiğim gibi kendimi düzlüğe çektim hemen. Birkaç saniye nefes alıp kendimi aşağı atmıştım. Ama dengemi sağlayamayıp dizlerimin üzerine düştüğümü umursamadan hızlıca kaldırdım kendimi. Parkurun sonu, barfiks çubuğuna geldiğimde en kısa olana zıplayıp başladım. Barbaros da hemen arkamdan bitirmişti ama kendisi 1,99’luk bir çıtır olduğu için en sondaki demire tutundu.

Son setimi yaptıktan sonra kendimi yere atıp soluklandım artık. Diğerleri de teker teker bitirip yanıma kendini atıyordu. Canımız çıkmıştı ama abim de canımızı çıkaracağını söylemişti zaten. Sözünün de eriymiş maşallah.

Başka ne kaldı? Yaralı tahliye antrenmanı ve dövüş kalmıştı.

Barbaros un karşıma oturmasıyla gözüm onu buldu. “Kar yağıyor.” üstümüz başımız çamur olmuştu yer yüzünden.

Başını salladı usulca. Minik bir tebessüm bahşetti. Nefeslerini ne ara düzene sokmuştu bu oğlan? “yağsın. Manzaramız çok daha güzel olur.”

Oğuz “hayırdır komutanım? Bir yere mi gidiyorsunuz?”

Başımı salladım. “Nereye gideceğiz bilmiyorum ama...”

Barbaros ile bakıştılar. Bir anda muzip bir gülümseme sundu. “Anladım ben komutanım. Size iyi eğlenceler.”

“Ne diyorsun lan sen?”

Sustu. Konuşsaydı batırırdı kendini muhtemelen.

...

Başımı sağa sola kırıp boynumu kütlettikten sonra abime baktım. Üzerimdeki ceketi ve dirsekliklerimi çıkarıp kenara koymuştum. Kısa kolluyla duruyordum aynı abim gibi. Birazdan sağlam bir ısınacaktık zaten. Ikili ikili eşleşmiştik ve ben abime düşmüştüm komutan yardımcısı olarak. Ilk adımı atmasını bekliyordum ama o da benden bekliyor olmalı ki savunma pozisyonunda olduğu gibi bana bakıyordu. Pekala. O zaman ilk adımı ben atarım.

Ona doğru ardıldım birden. Yumruk atmıştım ama yumruğumu sıkıca kavrarken dirseğime bir tane vurup kendi dirseğiyle çeneme vuracakken diğer kolumla engellemeye çalışmıştım. Ama o dirsek yine çenemi buldu. Yine de yavaşlatabilmiş olmanın verdiği sakinlikle hızlıca yan dönüp dizlerinin arkasına vurarak devirdim onu yere. O da aynısını yapıp bacağıma bir tane geçirdi.

Abimle ilk defa dövüştüğümü söylememe gerek var mıydı? Hayatımın hatası olduğunu sonra öğrenecektim.

Hızlıca ayaklandık ikimizde. Bu sefer bana saldıran abim olmuştu. Bana doğru koşturunca kolundan yakaladığım gibi sırtımı ona verip sırtımdan attırdım onu. Ters çevirip yumruk atmama izin vermeden yerde kendini döndürüp ayaklandı. Elini savurmuştu ama yumruğunu havada yakalayıp kolunu çevirdim ve bir tane ben geçirdim ona. O ise hemen ardından bana sarıldığı gibi boğazımı kilitledi koluyla. Nefes almamı kesmişti manyak.

Öldürmeye çalışıyor bu beni imdat.

Tabi ben durmamış altta kalan elimi yumruk yapıp arkaya doğru savurarak özel bölgesine yakın bir yere geçirmiştim. Ee, yukarıdaki hayati bölgelere çalışmamı engelliyorsa aşağıda da vardı pekala.

Ik büklüm olsa da beni sertçe ileri attı. “Kızım sen ne yapıyorsun?”

Omuz silktim. “Dövüşüyorum komutanım,” sırıttım. “ağlayacaksan oynamayalım. Kız gibi dövüşmemen gerektiğini hatırlattım hem.”

Söylediğim cümlelerden sonra gelecekleri tahmin edip savunma pozisyonu alır almaz abim birkaç yumruğunu ardı ardına savurdu. Hepsini engelleyebilmiştim ama yarın dehşet bir ağrı ile uyanacağımdan eminim. Oldukça yorgundum aslında ama abimle dövüşmeye başlayınca şarj olmuştum resmen. Ama bir daha bunu ister miydim orası tartışılır. Çünkü ben hiç sanmıyorum.

Tekme attım bu sefer. Kendini geriye çekerek beni sırtladı. Yere çarpmıştı sertçe. Üzerime ardılacakken ayaklarımla karnına vurarak geriye ittim onu. Hızlıca kalkmıştım yerden. Karşımda terör unsuru olsaydı çoktan ölmüştü ama söz konusu abim olunca adamı bir kere devirebilmiştim sadece.

İkincisini ise az önce abimin yumruk atan kolunu ters çevirerek yapmıştım ama abim kendisini bilerek yere atıp vücudunu hızla döndürmüş ve ayağıma çelme takarak beni de düşürmüştü. Benden atik davranarak kolunu üzerime atıp soluğumu kesti.

Az önce abime karşı kaybetmiştim.

Yüzüm düşse de abimin binbaşı olduğu aklıma geldi. Benden rütbeli ve tecrübeliydi ama daha çok çalışıp ona yetişmeliydim. Bahane olamazdı benden tecrübeli olması.

Vücudumu serbest bıraktığımda abim de kolunu çekti benden. Bağdaş kurarak oturdum ve vücudumu ona döndürdüm. Abim kollarını geriye doğru yaslayıp ayaklarını uzatmıştı ıslak ve çamurlu çimlere. Soluklanmaya çalışıyorduk.

Abim “aferin asker, iyi işti.”

Güldüm. “Seni deviremedim ama bir türlü.”

Abim “Savunmaların çok zayıf. Full saldırı odaklısın çünkü. Bu yüzden inanılmaz kolay saldırabiliyorum sana.”

Kaşlarım havalandı. Hırsıma yenik mi düşmüştüm abimi alt edeceğim derken?

“O zaman bunun için çalışmalıyım.”

Abim “bir zahmet. Saldırılarda oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Astlarım olan kimse beni bu kadar zorlamamıştı.”

Güldüm. “Ee, kimin kardeşiyim ben komutanım?”

Abim de güldü. Çocuklar da bırakmıştı dövüşmeyi. Yanımızda oturuyorlardı.

Oğuz “yalnız hikayenizi roman haline getirsek yok satar valla.”

Abim yüksek sesle kahkaha attı. “haklısın Oğuz.” Derin bir nefes aldı. “Hadi kalkın duş alıp üstünüzü giyinin. Hasta olanı yakarım. Serbestsiniz.”

Yerdeki ekipmanlarımı alıp kendimi hemen duşa atmıştım. Hızlıca yıkanıp kirlerimden arındıktan sonra giyindim bir güzel. Temiz üniformalar giymiştim. Üniformamdaki cırtları ve armaları çıkarıp kirli kıyafetleri bir çantaya doldurmuştum. Eve gidince annemden yıkamasını isteyecektim.

Omzuma taktığım iki yıldızlı apoletimi buldu gözüm. Gülümsemiştim üzerinde parmağımı gezdirirken. Kolay kolay gelmemiştim bu seviyeye. Vücudumda taşıdığım sayısını unuttuğum izlerdi.

Temiz giydiğim üniformama taktım armaları. Iki yıldızlı apoletlerimi de yapıştırdım omzuma. Aynadaki yansımamı bulmuştu gözlerim. Hızlıca uzun saçlarımı da aşağıdan at kuyruğu toplamıştım. Bordo rengindeki beremi de yerleştirdim başıma. Şimdi tamamdım işte. Şimdi oldukça dinç görünüyordum. Derin bir nefes aldığımda kapım çalındı. Gel komutumla içeri giren Barbaros ile gülümsedim ona. Heybetli duruşu ve başındaki beresiyle nasıl da yakışıklı görünüyordu.

Odanın içine adımlayıp karşıma geçti ve sıkıca sarıldı bana. “Seni çok seviyorum,” demeyi ihmal etmedi.

Nereden çıktı bu demedim “ben de seni seviyorum,” dedim. Küçük bir kelime bile bir insanı bu kadar mutlu eder miymiş? Edermiş.

Barbaros ile bir süre öyle kaldık. Sonra ilk ayrılan o olmuştu. “Kartal serbestsiniz diyince yanında bittim hemen. Bir kahve içelim mi?”

Gözlerimin parladığına yemin edebilirim. “O kadar iyi gelir ki şuan.”

Elimden tuttu ve çekti beni. “Hadi o zaman üsteğmenim, birer sade türk kahvesi gömelim.”

Odadan çıkınca elimi çekmiştim. Üniformalarla karargahta olduğumuzu bildiğinden Barbaros da umursamadı bu durumu. Ne de olsa astımdı o benim. Astım olmasa bile ikimiz bu üniforma içindeyken bunu yapamazdık. Etik olmazdı.

Kantine girdiğimiz anda ayaklanmaya çalışan askerleri elimle oturmalarını işaret ettim. “oturun arkadaşlar,” derken bir masaya yerleşmiştim. Barbaros kantinde duran uzman çavuşa iki sade türk kahvesi istediğimizi söyleyip yanıma gelmişti. O sırada kantine bir kadın girdi. Gamze isimli yeni teğmendi bu. Tanımıştım hemen. Bizi görünce yanımıza adımladı ve selam durdu. “teğmen Gamze Bostancı Tekirdağ, emredin komutanım!”

“Otursana, bir tanışalım.”

Başını sallayıp oturdu. Beresi ve üniformasıyla tam takır duruyordu. Neden antrenmana o da katılmamıştı?

“timimizin yeni mensubu,” diye açıkladım Barbaros a. “artık bundan sonra yanımızda olacak.”

Gamze “umarım komutanım,” diyince kaşlarım çatılmıştı.

“kendine güvenmiyor musun?”

Yüz ifadesinde mimik oynamadı. “Bir ayağımız çukurdayken kesin konuşamam ben komutanım. Yoksa tabii ki de artık bu timdeyim. Umarım lafın gelişiydi, kesin konuşup size saygısızlık yapmak istemedim.”

Güzel toplamıştı. O sırada masamıza bir tepsi konuldu.

“Sağ ol Akkoyun.”

Asker “Rica ederim komutanım. Siz de ister misiniz komutanım?”

Gamze “teşekkür ederim,” diyerek reddedince gitti asker. Kahvemi önüme çekip bir yudum aldım.

Barbaros “kaç yaşındaydınız teğmenim?”

Gamze “26 yaşındayım teğmenim. Siz?”

“30,” diyerek kısa kesti.

“Buraya kendi isteğinle mi geldin yoksa seni üstlerin mi atadı?”

Gamze “ben istedim komutanım. Timde bir boşluk olduğunu duyunca direkt dilekçemi verdim.”

“Hım,” bir yudum daha aldım kahvemden. “Umarım kalırsın o zaman teğmenim. Timde bir hemcinsime ihtiyaç duyabilirim.”

Benim gülümsememle o da gülümsedi. Bakalım, sana uygulanacak olan testten geçecek misin Gamze. Geçtiği an timde sayılırdı. Şimdi değil.

Barbaros “neden öğlenki antrenmana katılmadın?” Benim de merak ettiğim bir soruydu bu.

“Evrak işleri vardı onu halletmek umduğumdan uzun sürdü,” diyerek açıkladı durumu. Hadi bakalım.

Kahveleri içtikten sonra biraz daha sohbet edip çıkmıştık. Sonunda mesai bitince eve geçtim direkt. Yalnızdım çünkü abimin karargahta işleri vardı.

Annemlerle biraz vakit geçirip onlarla sohbet ettikten sonra bir mesaj gelmişti Barbaros tan. Geldiğini söyleyen mesajı okur okumaz hazırladığım çantamı alıp evden çıkmıştım. Barbaros un arabasına biner binmez durmuş olan kar yeniden başlamıştı.

Barbaros arabaya binince yanağıma bir öpücük bıraktı. “Hoşgeldin sevgilim.”

“Hoşbuldum.”

Arabayı çalıştırınca bir kez daha nereye gideceğimizi sordum.

Barbaros “dağ evine. Bizim için haftasonu kaçamakları yapabileceğimiz bir dağ evi aldım.”

Ne?

¤

Ahlaksız ahlaksız teklifler ne diyorsun sen Barbaros dmclwlxöşw

Neyse baya zorlayan bir bölüm oldu ama keyif de aldım umarım siz de keyif almışsınızdır. Bir sonraki bölüm ne zaman gelir hiç bilmiyorum ama çok bekletmiyorummm

Bölüm sonu

2 yorum