İçeriğe geç

LAÇİN

Bölüm 26 · 8 dk okuma

LAÇİN

Bölüm 26

²⁵| bayan

Unutmadan, beğendiğiniz vakit kalbe basmayı unutmayın. Ben yorum atıp tepkinizi de görmek isterim :)

...

'Haşin bayandan dayak yedin diye incinen gururunu tamir ettirmeye çalışıyorsun.'

¤

Bugün diğerlerinin aksine gayet iyi ve dinç bir şekilde uyanmıştım. Saatin epey erken olmasından dolayı hava hala karanlıktı. Yaklaşık 1 saate aydınlanır diye düşünüyordum. Yatağımdan kalkıp kısa bir duş almıştım kendime gelmek için. Oldukça kısa süren duşun ardından hızlıca hazırlanmış ve çantamı aldıktan sonra kendimi odadan mutfağa atmıştım. Karargaha gitmem gereken saate henüz vardı. Bu yüzden kendime bir kahve yapmak için köşede duran kahve makinesine bir kapsül attım. Içinde su olduğundan tuşuna basmak dışında birşey yapmama gerek kalmamıştı. O kendi kendine olurken bahçe kapısına yöneldim. Kapıyı açtığım gibi yüzümü yalayıp giden soğuk hava dalgasıyla gülümsedim. O kadar iyi hissettirmişti ki bu.

Kaç dakika öylece orada kaldım bilmiyorum arkamdan Kartal abimin sesini duyduğumda ona döndüm hemen. “Üşüteceksin.”

Üzerimde ince bir badi vardı. Genel olarak giydiğim türden. Gümseyerek kapıyı kapattığımda “günaydın,” dedim abime.

Kartal “günaydın. Kahve mi yapıyorsun?”

Kahvemin olduğunu görünce elime aldım. “içmek istersen al.”

“Yok,” dedi. “Ben içmeyeceğim. Kahvaltı yaptın mı?”

Başımı sağa sola salladım.

Kartal “o zaman hadi çıkıp bir yerlerde kahvaltı edelim. Sonra tabura geçeriz.”

“Çıkalım o zaman abicim? Ben hazırım.”

Çantamı elime aldım. Kahvemi bırakmadan Kartal abimin peşinden yürümüştüm. Evdeki geri kalan herkes hala uyuyordu. E doğal olarak, çünkü saat sabahın 5.30uydu. Muhtemelen bir Ali abi uyanırdı birazdan. Kartal abimin arabasına bindikten sonra yola çıkmıştı. Bildiğim güzel bir yer var dediği için ona güvenmiş ve arkama yaslanıp onu beklemiştim. Hava oldukça soğuktu. Hatta bugün Ankara’ya kar yağışı da bekleniyordu. Sırf bu yüzden Barbaros beni nereye götürecek deli gibi merak ediyordum. Neyse, akşam görecektik.

Abim sonunda bir mekanda durduğunda indik arabadan. Mekana doğru ilerlerken elini hafifçe belime yerleştirip beni yönlendirdi. Sakin bir yerdi, dışarıdan hoş görünüyordu. Zaten ben hiçbir zaman kasıntı mekanlardan hoşlanmazdım. Öyle ki Kartal abim de öyle mekan yerine daha sıcak bir ortam oluşturacak bir yer seçmişti bizim için. Bizim ilk abi kardeş baş başa yemeğimiz miydi? Sanırım. Bu beni nedensizce heyecanlandırmıştı bir anda. Kartal abi tam bir abi modeliydi. O kadar heybetli duruyordu ki tam karşımda. Binbaşıydı, komutanımdı o olacaktı o kadar.

Içeriye girince şömineye yakın bir yere ilerletti abim beni. “Ben burayı geçen gün gördüm,” dedi sandalyemi benim için çekerken. “gelmek istiyordum sana nasip oldu.”

Çektiği sandalyeme oturup teşekkür ettim. “Gerçekten çok sıcak bir ortam.”

Bir tane genç bir çocuk geldi elinde iki kartonla. “hoşgeldiniz,” diyip bize uzattığında abim konuştu direkt. “abim sen bize direkt serpme kahvaltı getir varsa. Koca bir demlik isterim birde.”

Çocuk kafa salladı. “Hemen iletiyorum abim,” dedi ve gitti. Gözüm birkaç masa ileride oturan adamlara kaymıştı. Yüksek sesle konuşup gülüşüyorlardı.

Aklıma yeni gelecek asker geldi. Bakışlarım abimi bulmuştu. “Yeni bir istihbaratçımız var dedin,” diye hatırlattım. “İsmi ne, rütbesi ne, nereden geliyor? Bir bilgimiz var mı?”

Başını salladı usulca. “Odamdayken biri dalmıştı ya odaya. O işte.”

Kaşlarım çatılmıştı. “Nasıl ya? Niye söylemedin bana?”

Kartal abim “fırsat mı oldu güzelim? Biliyorsun.” onun da gözleri bir anlık yandakileri buldu. Göz devirip bana geri bakmıştı.

“Ee?”

Kartal abim “eesi, teğmen Gamze Bostancı, 26 yaşında. Tekirdağlı. Albay kızı.”

Albay kızı demek... “Umarım dişli bir askerdir fıs çıkmaz.”

Sırıttı. “bordo berelilerde fıs asker mi var?”

Gülmüştüm bende. Bu gülüşümle yandakilerin hedefi ben olmuştum bu arada, söylemeli miydim? “Doğru haklısın.”

Bizim time girmek için bir ön elemeden geçmek zorundaydılar. Aslında çoğu tim, hatta özel kuvvetlere girmek için bir dizi eğitimden ve elemeden geçiyorduk biz askerler. Ama bizim tim sıkıydı. Özel olarak kurulmuştuk. En küçük detay bile elerdi.

Yandakiler kahkahalarla sohbetlerine geri döndüler. Kahvaltımızı getirmişlerdi. Biz sakin sakin kahvaltımızı yapmaya devam etmiştik ama onlar sakin değildi. Allah'tan sadece biz vardık. Yoksa sert bir dille milleti rahatsız etmemesi gerektiğini söylerdik.

“Abi, ben bir elimi yıkayayım.”

“Tamam abim,” dedi. “Daha vaktimiz var birer türk kahvesi söylüyorum.”

“Olur,” dedikten sonra lavaboya ilerledim. Lavaboya girip hızlıca ellerimi yıkamıştım. Birkaç peçete alıp ellerimi kuruladıktan sonra gözlerim aynadaki yansımamı buldu. Sarı uzun saçlarımın perçemlerini kulağımın arkasına atmıştım. Iki renkli gözlerim artık canlı görünüyordu. O kadar çok şey olmuştu ki, bu halimi görmeyeli uzun zaman olmuştu. Sanırım saçımı kestirmeyeli de uzun zaman olmuştu. En kısa zamanda uçlarından aldırmak için gitmeyi kendime hatırlatıp kapıya yöneldim.

Lavabodan çıkar çıkmaz bir adamla karşılaşmayı beklemiyordum. Bu o masadan biriydi. “Merhaba bayan,” dedi. “Adım Tamer, tanışabilir miyiz?”

Bayan senin babandır dememek için kendimi zor tuttum. Onun yerine “sevgilim var,” dedim. Yanından geçip gitmek için hareketlendim. Ama benim kolumu tutup engelledi.

Kolumu mu tuttu o?

“O elini g@tüne sokmamam için geri çek.”

Söylediğim basitti aslında. Ama o dediğimi yapmadı, üstüne beni baştan ayağa süzdü. “Oy... haşin bayan severim. Hem yalan deme, içerideki senin abin.”

Içerideki binbaşıydı. Şimdi bu halimizi görse dayaktan beter ederdi abim onu. O yüzden gitmemiz gerekiyordu. “s!ktir git elimden bir kaza çıkmadan.”

Kolumu sertçe çekip bir yumruk savurdum suratına. Gerizekalı yere düşünce ayrıldım oradan. Al başına belayı, kolum acıyordu ve muhtemelen de moraracaktı. Abimin yanına geçince çantamı aldım elime. “Abi ben çok sıkıldım hadi gidelim.”

Kaşları çatılmıştı. “Ne oldu?”

“Anlatırım hadi kalk.”

Ayaklandı. Kasaya geçmiştik hemen. Abim benim ödememe izin vermeden kendisi ödemişti. Aslında hemen çıkmamız gerekmese uzatırdım ama sorun şu ki derhal gitmemiz gerekiyordu. Adam birazdan uyanırdı ve gelip sataşırsa onları buraya gömmeden gitmezdik.

Kasadaki yaşlı amca “yine bekleriz gençler,” dedi yüzündeki kocaman gülümsemesiyle.

Ben de gülümsedim. “Geliriz çok sevdik burayı.”

Kartal abim de “hayırlı işler dayı,” diyince koluna girip dışarı sürükledim onu. Ama yetişememiştik. Tamer denen adam arabaya yakın bir yere geldiğimizde arkamızdan seslendi. “Hey,” diye bağırdı. “Nereye bize hesap ödemeden?”

Abimin elimin altındaki kolundan bile gerildiğini anlayabilmiştim. Dönecekken engelledim. “Abi boşver gidelim.”

Hayır yani, normal şartlarda olsak zevkle döverdim. Ama şimdi burada bunlarla uğraşmak istemiyordum. Haşat edeceğimizden emindim çünkü.

Yine bağırdı. “Sana diyorum haşin bayan!”

Kartal abim “haşin bayan diye, sana mı dedi o?” diye sordu tane tane. Heh, sıçmışlardı. Ben daha da tutamazdım abimi. Neyse, düzülmek kaçınılmazsa zevk almaya bak, demişlerdi atalarımız. Koy gitsin.

Kafamı salladığımda arkamızı döndük. 6 kişi, yan yana sıralanmış pis pis sırıtarak bize bakıyordu.

Kartal “yüzüme de söylesene, kardeşime haşin bayan dediğini.”

Sırıtışını bozmadı. “Kardeşini istiyorum.” Yanındakilere döndü. “Karıyı bırakın, diğerinin ağzını burnunu dağıtın.”

Kendimi tutamayıp güldüm bu sefer. Ilk defa duyduğum bir fıkra değildi ama her duyduğumda çok eğlendirirdi beni. “Komikmiş.”

Iki adam ben gülmmeye devam ederken beni umursamadan abime çullanmıştı. Tabi abim durur mu? Uzun boylu olanın yumruğundan hafifçe eğilerek kurtulduğunda postallı ayağını bir güzel özel bölgesine geçirdi. Diğerine de sağlam bir yumruk çaktığında diğer ikili de vakit kaybetmeden bize yaklaştı. Yerdeki kalkamamıştı bile acıdan.

Sıkıldığımı fark ettiğim vakit çantamı yere koydum. Ama çıtçıtının açılıp silahımı meydana çıkardığını görmemiştim. Onu da birazdan fark edecektim.

Önüme gelen bir tanesine hafif yan dönüp dirseğimi geçirdikten sonra sağ omzunu tuttum ve sağlam bir yumruk geçirdim karın boşluğuna. Oh, bu bana iki dakika kazandırırdı. Öteki yüklendi bu sefer. Iki yumruğunu da kolumla savuşturduktan sonra yumruk nasıl atılır göstermek adına sağdan bir tane vurmuş hemen ardından kolumun dış tarafıyla boğazına geçirmiştim bir tane.

Adamlar ne ile beslendiyse vuruşlarım işlemiyordu. Sert de davranmak istemiyordum sivil oldukları için ama epey de zorluyorlardı. Biraz eğildiğim gibi ayağımı saat yönüne savurduğumda bana doğru gelen birini devirdim. Ona saldıracaktım ki biri arkamdan boğazımı yakaladı. Yüzüm buruşurken arkamdakinden destek almış ve üzerime çullanan az önce devirdiğim ama geri kalkmış adama iki ayağımla bir tepik koymuştum. Boğazımı tutan herifin karın boşluğuna sertçe geçirdiğimde gevşeyen kolunu tuttuğum gibi eğilmiş ve üstümden atmıştım. O an fark ettim ki Tamer denen adam çantamın içinden silahımı kaptığı gibi bana doğrultmuştu.

Sıçtık.

“abi...”

Tamer sırıttı. Ağzı gözü kan içindeydi. Ulan bu haldeyse kesin çift de görüyordur bu. “Şimdi gülme sırası bende.”

Kartal abim göğsümden geriye iterek önüme geçti direkt. “İndir o silahı çabuk."

“Neden?” dedi Tamer. “Attığınız meydan dayağının hesabını ödeyeceksiniz.” Yavaşça yaklaşıyordu. Uzaktan vuramazdı diye herhalde çok anlayamamıştım. Umurumda da olmamıştı zaten.

“Ha sen,” tırnak içinde gösterdim, “haşin bayandan dayak yedin diye incinen gururunu tamir ettirmeye çalışıyorsun.”

Kartal “Laçin sus,” dedi. O da yavaşça ona yaklaşıyordu.

“Yaklaşma!” diye bağırdı Tamer. “Yeminime kuranıma vururum.” Emniyetini bile açmamıştı neyden bahsediyordu bu?

Kartal “yemin kuran bahsediyorsun ama türk askerine silah doğrultuyorsun şerefsiz. Bizi vurunca ne olacak sanıyorsun?”

Adamın gözleri büyüdü. “A-asker misiniz siz?” elleri titremişti.

Başka ne bekliyordu? Silah taşıyordum. Silah taşıyan bir kadını tehlikeli görmüyordu da askeri mi tehlikeli görüyordu şuan?

Abim atik bir hareketle bileğine vurduğu gibi silahı düşürmesini sağlamıştı. Hemen uzanıp silahımı elime aldım. “Önce tabanca tutmayı öğren aptal.” Emniyetini açıp mermiye namluya sürüdüğüm gibi adamın kafasına dayadım. “bak işte bu ölüm garantili. Seninkisi göz korkutma bile olmuyor.”

Kartal “hadi abisinin gülü, gidiyoruz.”

Namlunun ucuyla hafifçe kafasına vurdum. “Bayan değil, kadın diyeceksin. Her önüne gelene yürümeye çalışma bundan sonra ecelin olurum. Ayağını denk al.”

Adam “emredersiniz,” derken bile kekelemişti. Bu korku ona on yıl yeterdi. Abime döndüm. “Aç bakalım arabanı.”

Kartal abim arabayı açmıştı. Ben ön koltuğa yerleşirken o arkamdan adama söylenmeye devam ediyordu. “topla şu adamlarını da s!ktir ol git.”

Sürücü koltuğunda yerini alan abimle rahat bir nefes verip arkama yaslandım. “Oh, sabah yorgunluğumuzu üzerimizden attık. Şarj olduk resmen.”

Güldü. “ben eğitim alanında da şarj edicem seni bekle."

¤

Nasıl olmuş? Okuyup geçiyorsunuz fikir beyan etmiyorsunuz üzülüyorum :(

Bölüme Kartal ile başladık, ikiye böldüm günü. Part 2 çarşamba günü gelir akşam 8de görüşürüz. Sıra Barbaros un partında bakalım neler olacak :)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.