İçeriğe geç

LAÇİN

Bölüm 25 · 8 dk okuma

LAÇİN

Bölüm 25

²⁴| karmakarışık

“Söylesene,” dedi. “bu kokun hangi çiçekten çalıntı?”

¤

Canım yanıyordu. Ama bu seferki acı fiziksel değildi. Elçin vurulmuştu.

“Vuruldum!” cümlesi kulağımda yankılanıp duruyordu. Elçin vuruldu!

Kartal abim “Laçin al şu sandalyeyi siper et kendine, arkadan dolaşıyoruz,” diyince sandalyeyi kaptığım gibi geri geri mekanın çıkışına yürüdüm. O tarafa cam yoktu. Ilerlememiz kolay oluyordu. Hatta göz ucuyla Ali abinin de aynısını yaptığını görmüştüm ama Kartal abim bizimkilerin yanında kalmıştı. Elimle sürüdüğüm sandalyeye mermi yağıyordu ve birazdan parçalanarak beni meydana koyacaktı.

Neyse ki güvenle kendimi duvar kenarına attım. Ali abim önüme çıkanı daha ben görmeden indirmişti.

Mermim bitmek üzereydi. Botlarıma sakladığım bıçağı aldım elime. Ali abim önüme geçmişti bunu fark edip. Hatta “Laçin şarjörünü yenilemeden nasıl çıkarsın?” diye kızdı.

“Abi şuan sırası mı gözünü seveyim?” derken bıçağı fırlattım ileriye doğru. Kalbine saplandığı gibi yere yığıldı adam. Sırıttım. “Bak, şimdi bir silahım var.” derken adamın keleşini elime almıştım. Onu kullanınca midem bulanıyordu ama yapabileceğim başka birşey yoktu. Evet şuan mecburum susar mısınız?

Koridorda ilerleyip önümüze geleni vururken zaman sanki slow motion’a almıştı kendini. Aklım hala Elçin de olsa da içeride doktor olan bir abim ve Kartal binbaşının olduğunu da bildiğim için düşünmemeye çalışıyordum. Çıkışı bulduğumuzda etrafın iyice sarılı olduğunu gördük. Ücra bir köşe de değildi. Bu kadar terörist nasıl gelebilmişti buraya?

Ali abi “Laçin geri çekil. Çok kalabalıklar.”

Dediğini yapıp yapıyı kapattım. Bu taraftan etkisiz hale getirmeye çalışıyorduk. Zaten yaklaşık 5 dakika içinde emniyet de, bizim tim de gelmişti. Etrafı bir güzel temizlemeye başladıklarında içeri koştum. Baran abim Elçin in başını kucağına almış kolundaki kurşun yarasına baskı yapıyordu bir bez ile. Annemin şok içinde Elçin i izlediğini gördüm. Yağmur babamın kollarının arasında göğsüne saklanmış duruyordu. Hilal ise Elçin in yanında sağlam olan elini tutuyordu. Annemin önüne çöküp suratını avuçlarım arasına aldım.

“Annecim,” dedim yumuşak sesimle. Çatışma durmuştu artık. “bak bana, herkes iyi çatışma da durdu.”

Gözünden bir yaş aktı. “Kızım... Elçin kızım vuruldu.”

“sakin ol, hiçbir şeyi yok onun tamam mı? Iyi olacak.”

Biri koluma dokundu. Barbaros’tu gelen. Iyi miyim diye beni kontrol ediyordu.

Ayaklandım hızla. Kolumdan tutarak o da destek olmuştu. Etrafa bakıp bağırdım. “herkes iyi mi!”

Ağlıyordu bazıları. Ama aksini söyleyen olmadı. Barbaros a döndüm. “ikizim vuruldu.”

Barbaros “dışarda ambulans var. Şimdi götürürler merak etme.”

“Demir i istiyorlar,” diyerek sertçe nefesimi verdim. “baban için göz dağı vermeye gelmişler. Akıllarınca bizi korkutacaklar.”

Barbaros ellerini yanaklarıma yasladı. “o benim babam değil.”

“Yok,” dedim kendimi geri çekip. “Ben buradan akıl hastanesine gideyim.” elimi ileriye uzatıp sinirle konuşmuştum. Ardından daha fazla dayanamayıp başımı Barbaros un göğsüne yasladım. “Barbaros geçecek mi?”

Saçlarımı okşamaya başladı. “tüm bunların hepsi geçecek. Sadece bir zaman ver. Söz veriyorum sana bütün hepsinde ben yanında olacağım.”

“Sevgilimin babası terörist elebaşı çıkıyor, sevgilim de yanında sanıyorum, ailemin gerçek olmadığını öğreniyorum.”

Vücudu kasıldı, elleri durdu. “Anlamadım?” dedi. “Sen benim görev icabı orada olduğumu anlamadın mı? Sen beni hain mi zannettin?”

Ayrıldım göğsünden. “evet ama-” sözümü kesti. “Zülal sen beni hain mi sandın?”

Başımı salladım.

“benim hain olduğumu nasıl düşünürsün!” diye bağırdı bir anda. “nasıl ya!”

Biri gelip göğsünden itti. “Hop,” dedi. Ali abimdi bu. “Önce o sesini bir alçalt, elimden bir kaza çıkmadan.”

Barbaros un kaşları iyice çatıldı. “sen kimsin?”

Gözlerim dolmuştu. Ben bu kadar sulu göz, yumuşak biri değildim. Ne oldu bana böyle?

Ali abim “benim kardeşime sesini yükseltip onu üzemezsin! Asıl sen kimsin de bu hakkı kendinde buluyorsun?”

“yeter!” diye bağırdım. “ikiniz de şuan sakin oluyorsunuz! Sırası değil!"

Kartal abim geldi. “Ne oluyor burada?”

Ali abi “bu arkadaş kimse gelmiş Laçin e bağırıyor Kartal!”

Bana döndüğünü hissedebiliyordum. “doğru mu bu?”

Barbaros un gözlerinden bir kez olsun ayırmadım gözlerimi. Pişmanmış gibi bakıyordu. Bütün gardını indirdiğini görebiliyordum. O an anladım onun zaafı da bendim. Bu iyi miydi kötü müydü daha sonra görecektik.

“Barbaros ile gerildik biraz.”

Ali abi “bu bağırma hakkını ona vermez ama.”

Barbaros “abin haklı, biraz konuşabilir miyiz?”

Başımı sallayınca abimlere iyi geceler dileyip arkasını döndü ve çıkışa yöneldi.

Ali abi “kimsenin sana saygısızlık etmesine izin verme Laçin, dikkat et kendine.”

Kartal abi “bunu dönerken konuşacağız.”

Başımı sallayıp çıktım bende. Sedye sokuyorlardı içeriye Elçin için.

Barbaros un karşısındaki yerimi aldım. Gözlerimin içine baktı. “özür dilerim Zülal.”

“Bende özür dilerim. Ama şimdi konuşmasak olur mu? Elçin vuruldu onu hastaneye götüreceğiz yanında olmam gerek.”

Barbaros “tamam, eşyalarını al gel burada bekliyorum. Birlikte gidelim.”

Birkaç saniye duraksadım öyle. “peki tamam. Çözelim tüm bunları.”

Içeriye geçtim hızlıca. Elçin i sedyeye alıyorlardı. O an fark ettim iki yerden yaralandığını. Yanına koşturdum.

“Ne oldu? Neden söylemedin iki yerden vurulduğunu?”

Elçin “aşkım söyleseydim panik olacaktınız.” yüzü çok solmuştu. Kaybettiği kandan ve şoktandı muhtemelen.

Baran “kolundaki sıyırmış, bacağındakinde de giriş var çıkış yok. Kurşun hala içeride.”

Sedyeyi kaldırdıklarında Elçin in gözleri kapandı.

Annem “Elçin!” diye bağırdı. “Kızıma birşey oldu!”

Annemleri nasıl araçlara bindirdik, nasıl hastaneye yetiştik bilmiyordum. Her şey ışık hızında olmuş gibiydi. Elçin in durumu kötüleşmişti hastaneye yetiştiğimizde. Hepimiz çok endişelenmiştik onun için. Oğuz bile buradaydı, onu bekliyordu. Ameliyata almışlardı çok acil. Biz de şimdi kapıda çıkmasını bekliyorduk.

Kendimi daha fazla taşıyamayıp duvar dibine çöktüm. Birileri Hilal ve Yağmur u götürmeliydi. Onların daha fazla burada kalmaması gerekiyordu. Ama galiba bu kimsenin aklına gelmemişti. Herkes şoktaydı tabi. Bu gibi durumlara alışmış ben bile şoktaydım onlar nasıl olmasındı?

Kartal abimin sinirle çıktığını gördüm. Hemen ardından bende ayaklanmıştım. “abi nereye!”

Hiçbir şey söylemeden ilerlemesine devam etti. “Ali abi buradakiler sana emanet abime bir gözümden ayırmayayım.” diyip bende koştum ardından. Barbaros kapıda bekliyordu. “Abim nerde?”

Barbaros “arabasına bindi. Koş.”

Onun arabasına bindiğimiz gibi takibe aldık.

Barbaros “nereye gidiyor?”

“bilmiyorum. Bir delilik yapmasın gözünden ayırma.”

Karargaha gelmişti. Arabasını bahçenin ortasında bırakıp binaya girdi. Biz de aynısını yapıp arkasından koşturmuştuk. Harun un tutulduğu odaya gitti. Kapıdan içeri girdiği gibi yüzü gözü dağılmış birini beklemeyi tahmin ediyordum. Zaten Kartal abim de bunun için gelmişti. Bir yumruğunu savurduğu gibi sandalyesiyle yeri boyladı.

“Kim benzetti bunu?”

“Ben,” dedi Barbaros gayet rahat bir şekilde. “Konuşturmaya çalıştım da konuşmadı piç.”

Kartal abim baya güzel hırpalıyordu. Engel olmadım. Zaten bizim buralarda kendinden rütbeliye birşey diyemezdin bu konularda.

“konuşsana şerefsizin evladı!” diye bağırdığında Harun kan içindeki dişlerini göstererek güldü. “ne o bizimkiler canını mı yaktı?”

Kartal abim yerdekine iki tekme daha savurdu. “tasman kimlerin elinde!”

“geberip gidecek hala ne diyor.”

Barbaros ile kapı girişinde ikiliyi izliyorduk ta ki kulağımızın dibinde albay bağırana kadar. “çekirdek de getireyim mi!”

Anında dikleşip selam durduk.

“Binbaşı Kartal!” albay daha gür bir sesle bağırdı. “Ne oluyor lan burada!”

Harun “bak senin tasmanın sahibi geldi.”

Abim bu sözüyle daha da sinirlenmişti. Sandalyeyi aldığı gibi Harun piçinin üzerine geçirdi. Adam zaten o son darbeyi alınca bilinci gitti.

Albay “Kartal!”

Abim albayı daha yeni fark etmiş gibi önüne geçip selam durdu. “Emredin komutanım!”

Içimin yağları öyle bir erimişti ki son darbesiyle. Utanmasam OH diye bağıracaktım.

Albay “odama,” diyerek yanımızdan ayrıldı. Kartal abim bana dönmüştü. Az önceki tavrından eser yoktu. “Güzelim sen hastaneye geç, ben de gelirim arkandan.”

Ona zaten birşey olmazdı. Şerefsizin birinin kafasında sandalye kırdığı için ceza alacak değildi ama muhtemelen savunma yazdırırdı albay.

“tamam. Haber et.”

O albayın odasına doğru ilerlerken çıkışa yöneldik bizde. O sırada Ali abimi arıyordum. Çok çaldırmadan açmıştı zaten o da. “efendim?”

“abi var mı Elçin den bir haber?”

Ali abi “ameliyattan çıktı şimdi normal odaya alacaklar. Iyi yani sorun yok. Sen neredesin?”

Barbaros un arabasına bindiğimiz gibi çıktık bahçeden. “karargaha geldik abimi takip ederek. Muhtemelen bugün albay azarı işittikten sonra sabaha kadar o adamı konuşturacak. Tabi kendine gelirse.”

Ali abi “bak şimdi, sen direkt eve geçiyorsun. Annem, babam ve Yağmur u da göndereceğim şimdi. Baran ve Hilal i de yollarım.”

Kaşlarım çatıldı. “ama abi Elçin orada yatarken ben eve gidemem ki.”

Ali abi “güzelim lütfen zorluk çıkarma yeterince yorulduk hepimiz. Ben onun yanında kalacağım, hem zaten Elçin oldukça iyi ama yanına kimseyi almıyorlar refakatçi dışında. Zaten senin o herifle konuşacakların var.”

Derin bir nefes aldım. “peki tamam. Yarın sabah güneş doğar doğmaz oradayım. Birşey olursa haber ver olur mu? Saat kaç olursa olsun.”

Barbaros nereye gideceğimizi anlamış gibi rotasını değiştirdi.

Ali “tamam merak etme. Hadi iyi geceler. Eve varınca mesaj at. Meleğim gelince sana emanet.”

Onunla vedalaşıp kapattım telefonu. “o iyiymiş.”

Kısa bir araba yolculuğuyla evin önüne geldiğimizde indim arabadan. Buz gibi hava suratımı yalayıp giderken bahçedeki oturma grubuna yerleştim. Umursamamıştım. Barbaros da yanıma oturdu. Kabanıma iyice sarılıp kendimi sevgilimin göğsüne yasladım. Kolunu bedenime sarmıştı o da.

“Barbaros ben çok yoruldum. Kafam şu bir ayda öyle bir çullama oldu ki. Doğru düşünemiyorum. Tamamını mutlu geçirdiğim tek bir günüm bile yok.”

Saçlarımla oynamaya başladı. Bu soğukta bizi deli mi dürtmüştü de dışarda oturuyorduk? “biliyorum. Ben de aynı durumdayım. Babam terörist çıktı ve ben hiçbir şey yapamadım. Zülal ben bugün babamı dövdüm, hem de öldüresiye.”

“Sana karşı yanlış şeyler düşünmemin sebebi de olamaz aslında ama söyleyeyim. Ben düşünmedim bile üstüne.”

Barbaros “biliyorum. Özür dilerim fazla çıkıştım.”

“ben de özür dilerim.”

Barbaros “seni çok mu üzüyorum ben?”

“biz birbirimize pek his veremedik ki Barbaros. Yan yana gelemedik çünkü. Ama sana şunu söyleyebilirim, ben senin yanında o kadar iyi hissediyorum ki...”

Barbaros un yüzünü göremesem de gülümsediğini hissedebiliyordum. “şey gibi değil mi, sanki her şey mükemmel gidiyormuş gibi. Her şey sorunsuzmuş gibi.”

Başımı salladım. “bana çok güzel hisler tattırıyorsun.”

O benim dediğimin dışında çok farklı bir şey söyledi. “Söylesene,” dedi. “bu kokun hangi çiçekten çalıntı?”

Gülümsedim. Demiştim, bana çok güzel hisler tattırıyordu. O an ona inandım. Onunla olduğum sürece her şey yoluna girecekti. Biz el ele verip her şeyin üstesinden gelirdik. Öyle de yapacaktık.

“Sen benim için çok başkasın.. Bu hiç bozulmasın olur mu? Ben bunu kaldırabileceğimi zannetmiyorum.”

Barbaros “herşeyi konuşup halledeceğiz. Yarın için kendini hazırla olur mu? Seni bir yere götüreceğim.”

“nereye?” diye sordum kollarında iyice sakinleşirken. Yüreğim ferahlamıştı sanki. Ne güzel bir histi bu? Ne güzel bir histi sevilmek.

Barbaros “sürpriz.”

¤

Sonunda Barbaros Zülal sahnelerine geldik. Bakalım daha neler olacak.

Yeni bölüm ne zaman gelir bilmiyorum henüz yazmadım. Ne görmek istersiniz?

Bölüm sonu

1 yorum