'yurdumda böyle Asenalar, Bozkurtlar olmaya devam ettikçe sırtımız asla yere gelmez evelallah.'
¤
Mutluluğun bana çok uzak olduğunu düşünürdüm hep. Hatta gerçekten mutlu olunmadığını falan düşünürdüm. Olduysam da bunun sonucunda kesin çok kötü şeyler yaşıyordum. Bu güne kadar da öyle oldu zaten. Bir mutlu olduysak, 5 üzülüp ağlıyorduk. O yüzden artık mutlu olmaktan korkar hale geldim. Mutluyum demeye korkuyorum.
Kartal abim ne düşünüyorsun diye sorduğunda tam da bunları düşünüyordum.
“Son bir aydır öyle şeyler geldi ki başıma. Dizi falan mı çekiyoruz acaba, bir simülasyonda olabilir miyiz diye düşünüyorum.”
Hımladı. “Ben artık şaşırmıyorum.”
“Neden?”
Kartal “her seferinde daha beteri başımıza geliyor da ondan.”
Arabanın sıcaklığını arttırmıştı. Üzerimde bir elbise parçasından başka birşey olmadığı için abim bana ceketini vermişti. Havaların oldukça soğuk olduğunu, geçtiğimiz operasyonda kar fırtınasına yakalandığımızı hatırlatmama gerek yoktu herhalde.
“Öyle.”
Kartal “bu arada ellerine sağlık. Barbaros u benzetmişsin.”
Güldüm. “hak etmişti.”
Istese yanına bile yaklaştırmaz kolaylıkla savuştururdu. Barbaros kendi gardını düşürmezdi aslında. Benim için izin vermişti biliyordum. O zorlu bir askerdi. Benim vuruşlarımdan kurtulmak için serçe parmağı bile yeterdi.
Kartal "bu arada o pezevengin de kolu kırılmış."
"Beter olsun. Ölsün istedim de yüce rabbim de istememiş onu bak görüyor musun?"
Kartal abim "öyle," diyip derin bir nefes aldı. "Askerlerimin kardeşlerimle alıp veremediği neydi acaba?” daha çok kendi kendine konuşur gibiydi.
“Abi Oğuz hakkında kötü düşünme lütfen.”
Aklıma yara bere içindeki Oğuz geldi. Abimin dövdüğü Oğuz.
Kartal “bak,” derken direksiyonu sağa kırıp yoluna devam etti. “Benim onlarla bir derdim yok. Hatta onlardan iyisini bulamayacağınızı da biliyorum. Sadece... ulan birşey de diyemiyorum anasını satayım. 27 yaşına gelmişsiniz ben artık birşey de diyemem ki.”
Göz devirdim. “O yüzden mi dövdün Oğuz u.”
Kartal “hayır. Ben onu bana söylemediği için dövdüm. Korkaklık edip sakladığı için. Ayrıca iki tane yumruktu sadece.”
DNA testine gerek yoktu. Resmen benim kopyamdı. Ona benziyordum basbayağı.
Sonunda evin bahçesine giriş yaptığımızda indik araçtan. Arabanın sesini duymuş olmalılar ki annemler kapıya çıkmıştı.
Kapıda duranlardan ilk annem gelip sıkıca sarıldı. “güzel kızım... o kadar çok korktum ki sana bir şey olacak diye.”
Gülümsedim. “iyiyim anneciğim. Merak etme bana birşey olmaadı.
Babam geldi ardından. Annem benden ayrılmadan üstümüzden sarıldı ikimize. “içeri girmenizi bekleyemedim. Sana doyamadan kopacağız diye canımızdan can gitti.”
“Bende korktum baba, gözünüzü bir kez daha yaşlı bırakacağım diye.”
“Aile sarılması mı!” diyerek aramıza dalan küçük kız elbette ki Yağmur du. Gülerek kucağıma aldım. Bu hamlemle annemle babam da geri çekilmişti.
Babam suratımı avuçları arasına aldı. “ Sen bizim gözümüzü anca gururla parlatırsın,” diyip alnıma bir öpücük bıraktı. “benim güzel kızım.”
Kartal “iyi hoş da içeride devam edelim mi? Donduk da.”
Ali abi kapı girişinde bekliyordu. Yanına adımladık kucağımda Yağmur ile.
Ali abi ikimize bakıp gülümsedi. “Hoşgeldin,” dedi.
“Hoşbuldum abi.”
Gülümsemesi daha da büyürken içeri girmemiz için kenara çekildi. Bizde içeri girmiştik. Salondaki yerlerimizi alırken Baran abimle Elçin i göremedim.
“Evin geri kalanı yok ya?”
Ali abi “Elçin adliyede, Baran da hastanede. Bir saate gelirler.”
Kartal abim oturduğu gibi kalktı. “ben bir duşa gireyim.”
Yağmur u indirdim kucağımdan. “bende. Hala elbise ile duruyorum kokuştum resmen.”
Yağmur “hayır hala kokuşmadın. Mis gibi kokuyorsun.”
Iltifatına karşılık yanağına öpücük kondurdum. “teşekkür ederim güzelim.”
...
Elçin ile Baran abi geldikten sonra arabalara bindiğimiz gibi yemek yiyeceğimiz mekana gelmiştik. Yanımızda Hilal de vardı. Artık o da ailemizden olmuştu. Yakında o da Turhal olacaktı çünkü.
Güzel bir restoranda bir yer ayarlamış babam. Bugün geleceğimden emin gibilerdi. Sanırım Kartal abim olanlardan haberdar etmişti. Bu da bütün her şeyi açıklardı. Beyaz örtülü genişçe bir masa, üzerinde gümüş şamdanlarla sade bir şekilde döşenmiş. Etrafındaki yerimizi sakince aldığımızda menü direkt önümüze kondu.
Işin en güzel kısmı da burasıydı işte. Ne yiyeceğini düşünmek. Acaba ne yesek?
Ali abi kararsız kaldığımı fark etmiş olmalı ki hafifçe bana doğru eğilip konuştu. “buranın bir spesyali var, ondan yemelisin bence.”
“Güveneyim mi damak zevkine?”
Güldü. “e herhalde.”
“e güvenelim madem.”
Garsona siparişlerimizi ilettiğimde ailemin geri kalanının da siparişlerini alıp gitti. Gözüm boş bir noktaya takılırken düşüncelerimin içinde boğulmaya başladım birden. Oturmayan şeyler vardı. Bahra niye onların yanındaydı? Harun un da üstü var mıydı? Emirleri kimden alıyordu? Konuşmazsa ne yapacaktık? Bir sürü soru vardı. Dolayısıyla Barbaros un annesinin de ölümünün doğal olmadığını bile düşünüyordum. Çocuklarını terörist olarak yetiştirmek için planlı bile olabilirdi.
Ama bütün bu zorlukların asker olmaya iteceğini düşünmemişti muhtemelen. Kanımızda vardı işte. Harun gibilere de o yüzden kanı bozuk diyorduk biz.
Düşüncelerimi kenara itip bizimkilerin konuşmasına verdim kulağımı.
Babam “yeni ortaklar yarın geliyor,” diyordu Ali abime.
Kartal abim atladı lafa. “Tanıdığımız bildiğimiz biri mi baba?”
Başını salladı. “Caner Selçuk var ya, bir ara bize akşam yemeğine davet etmiştim bize gelmişlerdi. Işte o, onunla ortaklık imzaları atacağız.”
Elçin “aile yemeğinde bile iş konuşuyorlar. Bende adliyeden mi bahsetsem ne?”
Güldüm. “Dağda kelebek avlıyorum, türlü türlüsü var. Ben de ondan bahsedeyim.”
Hilal “bugün 5 kişiliği olan borderline tanısı koyulan kadın hastamdan bahsedeyim. Hoş, ben onu psikiyatri servisine gönderdim ama.”
Psikologtu o. ilaç yazmaya yetkisi yoktu ve kişilik bozukluğu bildiğim kadarıyla ilaçla tedavi edilmesi gereken bir hastalıktı.
Baran “ne o kızlar? Mesleğinizin zorluklarından mı bahsediyorsunuz?”
“Yo, biz aslında iş konuşulan masa ile dalga geçiyorduk abi. Yoksa bütün mesleklerin zorluklarının olduğunu biliyoruz.”
Annem “bütün çocuklarım tehlikeli mesleklere yönelmiş, peki ben ne yapayım?” diyince Kartal abim yanağına bir öpücük kondurmuştu. “sen rahat ol annegülü, biz hallediyoruz bir şekilde.”
Yağmur “bende asker olacağım.”
Ah! Yine başlamıştı küçük asena.
“Ali abi, siz bu fıstığın ismini yanlış koymuşsunuz. Asena olmalıymış.”
Ali abi “hiç sorma,” diyerek güldü.
Babam “yurdumda böyle Asenalar, Bozkurtlar olmaya devam ettikçe sırtımız asla yere gelmez evelallah.”
Yemeklerimizi masaya koymaya başladılar o sırada. Dakikalar içinde konuşma seslerimize birde çatal bıçak sesleri karıştı. Çok huzurlu hissediyordum kendimi. Zaman tam burda dursun istiyorum hatta şuan.
Olmaz mıydı?
Annem “zaten Kartal ın ilk kelimesi de vatan oldu. Ona Ali öğretmiş."
Ilk kelimesini görmem zaten mümkün değildi. Ama benim ilk kelimem neydi şuan merak etmiştim.
Kartal abim benim bakışlarımı anlamış gibi burukça gülümseyerek konuştu. “Laçin in ilk kelimesi abi oldu. Birde Ali diyip duruyordu Elçin ile birlikte.”
Baran abi “ikisinin Ali abime karşı ayrı bir düşkünlükleri vardı,” diye homurdanırken son kelimesiyle göz devirmesi bir oldu. “şeytan tüyü var bu adamda.”
Ali abi “kıskanma koçum ne olacak sanki,” dese de göğsünü gururla kabartmasından altta yatan imayı anlayabiliyordu insan.
Keşke onlarla büyüseydim diye düşünmeyi bir kez daha ihmal etmedim. Onlarla el bebek gül bebek büyümek isterdim. Zira diğer ailem bana hiç öyle davranmamışlardı. Gerçek aileme bir kez daha şükrettim. Çünkü bir kez olsun eski ailemi sormamıştı. Muhtemelen yaramı deşeceklerini zannettikleri için hiç sormamışlardı. Ali abi ya da herhangi abinin geçmişimi araştırdığını düşünüyordum.
Hiçbir zaman parlak bir çocuk olmadım. Notlarım yüksekti evet ama sicilim de buna oranla oldukça kabarıktı.
Birde Ali abiye düşkünmüşüz. Bu aslında çok hoşuma gitmişti.
Annem “sevgilin varmış Laçin, duyunca çok mutlu oldum,” diyerek bir bomba patlattığında babam öksürük krizine girmişti. “ne?” dedi. “Ne sevgilisi?”
Ali abi “kim ve biz tanıyor muyuz?”
Kartal abimin göz devirdiğini görmüştüm.
“Bizim timden.”
Kendisi bir zamanlar çok güvendiğim birisiydi. Şimdi olanlar ilişkimizi kötü etkileyecekmiş gibi hissediyordum. Umarım bu yanlış bir histir.
Elçin bambaşka bir şeyden bahsedip konuyu dağıttığında yanımda oturan Kartal abim kulağıma doğru eğildi. “Bir problem yoktur inşallah aranızda.” karargahın bahçesinde hiç böyle demiyordun ama Kartal binbaşı?
“Bilmiyorum. Ufak bir soğukluk var gibi ama halledebileceğimizi umuyorum.”
Kartal abi “bir süre uzaktınız. Yarın başbaşa bir kahvaltı falan yapın, çözersiniz. Bak, birbirinizi dinledikten sonra yargılayın tamam mı? Babası yüzünden aranıza bir engel gelmiş gibi hissetmeyin.”
“Bakıcaz.”
Yemeğimin geri kalanlarını yerken anın güzelliğine bıraktım kendimi. Çok mutluyduk. Ama bizim oralarda bir söz vardı belki bilirsiniz. Çok gülersen çok ağlarsın. Illaki bozuluyordu bu güzel anlar. Tıpkı şuan olduğu gibi. Bir anda yükselen sesler ile Yanımda oturan Hilal in üstüne kapanıp kafasını eğmesini sağlarken “masanın altına girin!” diye bağırdım. Camlar patlamaya, tabak çanaklar kırılmaya başlamıştı. Çığlıklar da aynı hızda artarken çantamı çektiğim gibi tabancamı çıkardım. “kartal abim vardı diğer yanımda. “annemler iyi mi!”
Yağmur un ağlamalarını duyuyordum. “Yağmur?”
Ali abi “o iyi siz iyi misiniz?”
Hilal ve onun yanında onu korumaya çalışan Baran abiye baktım. “iyiyiz.”
Kartal abim siper aldığı çantanın ardından kafasını hafif çıkarmış birilerine sıkıyordu.
Ali abi “yalnız bunlar paso size sıkıyor!”
Buraya en yakın birim polislerdi.
Kartal abim de aynısını düşünmüş olmalı ki “abi emniyeti ara. Laçin sen de karargahı çabuk!”
Telefonumdan bizim taburun numarasını bulduğum gibi arayıp kulağıma dayadım.
Annem “bunlar kim Allah aşkına bizden ne istiyorlar!” diye bağırdığında ağladığını anlamıştım sesinden. Babam da “hanım bir sakin ol gözünü seveyim. Birazdan kurtulacağız,” diyince doğru tahmin ettiğimi anlamıştım.
Telefonumdan yükselen Büşra nın sesini duyunca daha konuşmasına fırsat vermeden mekanın ismini verdim. “Büşra acil destek gerek saldırıya uğradık!”
Büşra “karargaha bildiriyorum komutanım,” diyince “Mürver Restoran Büşra, çok acil!” diyip kapattım.
“Kasırga!” diye bağırdı birileri megafondan. Kaşlarım çatıldı. “Demir i rahat bırakmazsanız dahası gelecek! Peşimizi bırakın!”
Abimle göz göze geldik. Onun da kaşları çatılmıştı. “Harun piçi...”
¤
...
Nasıldı?