Anlamlandırmaya çalışıyordum. Barbaros en son gizli görevdeydi. Yani bana öyle söylenmişti. Şuan gizli görevi babasının yanına mı sızmaktı? Yoksa babasının yanında mı olmaktı? Onun hain olacağını sanmıyordum. Daha doğrusu buna inanmak istiyordum.
“susacağımı bilmen gerekir aslında. Oğlun iyi bilir, ha Barbaros? Haksız mıyım?”
Gözleri bir an olsun gözlerime dokunmamıştı. Ama ona seslenmemle bana baktı. Kaşları çatılmıştı. “Kes sesini,” dedi. "Anlatacağın tek şey devlet sırrı olsun."
“Hain çıktın demek. Buradan kurtulduğum vakit elimden kurtulamayacaksın, biliyorsun değil mi?”
Harun “buradan kurtulmak gibi bir şansın olmayacak üsteğmen! Bir tek ölün çıkacak buradan.” Barbaros a baş işareti yaptı.
Güldüm alayla. “Ne o? Benim askerimi bana karşı mı kullanacaksın?”
Barbaros arkama geçmişti. Saçlarımı geriye çekti sertçe. Boynumda hissettiğim metalin soğukluğu içimi ürpertirken içten içe titremiştim bir anlık. “Sen konuşacaksın,” derken bıçak olduğunu tahmin ettiğim şeyi boğazımda gezdirdi. “İşkence çekmek istemiyorsan uzatma.”
“Konuşmayacağımı en iyi sen biliyorsun Barbar.”
Boktan bir durumun içindeydim. Askerim bana bıçak çekmişti. Normal şartlarda olsak burnundan getirirdim ben bunu. Bir dakika, buradan çıktığım ilk vakitte getirecektim zaten.
Barbaros “benim de pes etmeyeceğimi biliyorsun.”
Harun dikkatle izliyordu. Gözlerindeki duyguyu çözemiyordum.
“Ne yaparsan yap Barbaros. Buradan ölümün çıkacağını da bilsem, dünyanın en ağır işkencelerini yapacağını da bilsem konuşmam. Derimi yüz üzerine tuz bas nefesimi kes umurumda değil.”
Barbaros “cesaret iyidir Zülal ama böyle beylik laflar etmek...” cıkladı. “Hiç sevmem.”
“Biliyor musun? Bu da umurumda değil.”
Barbaros bıçağı biraz daha bastırdığında bir sızı yayıldı. Ardından hafifçe akan sıcaklığı hissettim.
Harun ayaklandı. “Konuşturma işi sende,” dedi ve gitti.
Barbaros önüme geçmişti o sırada. Kasatura vardı elinde. Askere tecilli bir kasatura. Üzerinde türk bayrağı olan cinsten. O an anladım, onun görevinin sızma olduğunu.
“neden?” dedim kameradan izliyor olabileceklerini düşünüp. Görevi riske atmamalıydım. “Neden bu ihanetin?”
Gözlerime baktı. Kasaturayı masaya koymuştu. “Bu soruyu benim sormam gerekiyor Zülal. Neden buradasın?”
“Öyle bir arkadaşa bakıp çıkacaktım. Oğlum sen benimle dalga mı geçiyorsun? Nasıl hain olursun sen!”
Göz devirdi. O sırada odaya başka birisi geldi. Beni tuzağa çeken o kadını görürken ofladım.
“Abi cidden t@şak geçiyorsunuz herhalde benimle?”
Kadın “bende ondan yok,” derken Barbaros da ofladı. “Bütün plan alt üst oldu ne bok yiyeceğiz @mına koyayım.”
Huh, demek plan. Bu herşeyi açıklardı.
“Ne diyorsunuz siz? Bak az daha durursam kendimi buradan kurtarmanın bir yolunu bulacağım ve bu hiçbiriniz için iyi olmaz.”
Barbaros “hayır sen uslu duracaksın,” bana yaklaşıp çenemi tuttu sıkıca ve yüzüme doğru eğildi. “Bütün herşeyin tepetaklak olmaması için en azından birkaç saat uslu uslu otur.”
Kameradan dolayı böyle davranıyordu herhalde. Gözlerindeki samimi parıltılardan bunu anladım.
“Benim uslu durmayacağımı en iyi sen bilirsin Barbar.”
Sırıttı. “Üçümüzün ölmemesi için. Çıkınca istediğini yapabilirsin.”
Hilal in sözünden çıktığımız için üzerimde hala giydiğim elbise vardı. Siyah kadife uzun kollu sırt dekolteli bir elbiseydi. Bari gelmeden bi rahat birşeyler giyseydim.
“Buradan çıkınca elimde kalacaksın zaten Barbaros!”
Ikili odadan çıkarken Barbaros kasaturasını unutmadı.
Albay Korkmaz’ın emri ile hemen toplanmıştı Kasırga timi. Kartal en derinlere gömdüğü endişesini kontrol altına almaya çalışıyordu. Kardeşinin yokluğundan anlamıştı onun başının belada olduğunu. Kamuflajlarını giyip teçhizatlarını donandığı gibi de albayın odasına gitti.
Albay Kartal ı görünce içindeki sıkıntıyla “gel Kartal, gel,” dedi.
Kartal içeri girdi ve albaya selam durdu. “Komutanım kardeşim, Zülal ortada yok.”
Albay ellerini masanın üzerine koydu. “Göreviniz Kartal binbaşı, rehine kurtarma operasyonu. Istihbaratımız ve bir askerimizi almanız gerekecek. Yüksek güvenlikli bir binada korunduğunu biliyoruz. Bir dolu da eli silah tutan adamları olduğunu da göz önüne almanı istiyorum senden.”
Kartal o ana anlamıştı rehinenin kardeşi Laçin’in olduğunu. Sinirlendi. “Kimsenin kılına dahi zarar gelmeden alıp getireceğiz komutanım.”
Albay öyle olacağına emindi. “Öyle olmak zorunda. Barbaros ve Laçin i sağ salim getir binbaşım.”
Kartal Barbaros un ismini duyduğuna şaşırsa da yüz ifadesini bozmadı. “Emredersiniz komutanım.”
...
Kartal “Atmaca durum bilgisi,” diye kısık sesle konuşsa da birbirlerini rahatça duyabiliyordu kulaklıklarından.
Feyzullah “4 kişiler komutanım,” derken gözünü dürbünden ayırmıyordu. Kapıyı koruyan dört kişiyi inceliyordu.
Kartal “kapıya geldiğimizde mümkün olduğunca sessiz ilerleyeceğiz çocuklar. Içeride alarmlar olduğunu biliyoruz.”
Kartal, Hakan, Selçuk ve Oğuz ilerlemiş kapının oraya gelmişlerdi. Engelleri aşarak.
Kartal tekrar konuştu. “Atmaca.”
Feyzullah uyarıyı aldığı gibi teker teker indirdi adamları. Sessiz olmaya çalışıyorlardı. Içeridekilerin ruhu bile duymadan dalıp Barbaros ve Zülal ile çıkmaktı niyetleri. Barbaros un verdiği bilgilerin arasında kapıların şifreleri de vardı.
Feyzullah hepsini öldürdüğü gibi timin yanına koşturdu. Kartal Selçuk kapı şifresini girdiği gibi içeri daldı. Bahçede bir deste kadar insan vardı. Kapı tarafındakini boynuna sarıldığı gibi kolları arasında iyice sıkarak omurgasını kırdı. O kolları arasında çuval gibi yığılan adamı bir kenara savururken Hakan ve Oğuz görünürdeki iki adamı vurdu.
Kartal “Koç sağdan, Atmaca soldan bahçedekileri yok edip gelin.” Temkinli adımlarla ana binaya doğru ilerlerken Hakan, Selçuk ve Oğuz da onun arkasından ilerledi. Ana binanın da şifresini girdiler. Işte, artık binadaydılar.
Öte yandan Bahra isimli kadın Zülal in tutulduğu depoya ilerlemişti. Terör unsurlarının yanından onlara zarar vermeden sıyrılmıştı. Kapıyı açıp içeri girdiğinde Zülal in kaşları çatıldı.
“Yine mi sen?”
Kadın beni şaşırtarak arkama geçti. Elindeki çakı ile bileğimdeki ipi kesti. “Canım kusura bakma ama bundan sonra daha sık görüşeceğiz.”
“Ne saçmalıyorsun sen ya yine?”
Kadın ofladı. “Bak, adım Bahra ve sana yardım için buradayım. Sadece dediklerime uy ve uslu dur.”
Göz devirdim. O sırada bacaklarımdaki ipi sökmekle meşguldüm. “Ben üstlerim dışında kimseden emir almam.” İpten kurtulduğum gibi ona saldırıp kaşla göz arasında bıçağını aldım. Duvara yaslamıştım hiddetle. “Ve sen benim üstüm değilsin.”
Bahra denen kadın göz devirdi.
“Bir daha bana göz devirirsen gözünü oyarım kendi bıçağınla. Anladın mı beni?”
Odaya dalan kişiler ile hızla kadını önüme rehin alıp bıçağı boğazına tuttum. Gelenler Barbaros ve babasıydı.
Harun güldü alayla. “Yerinde olsam rehineyi bırakırdım güzel sarı fırtına. Zira kızımı öldürmek istemezsin.”
Kızım? O zaman rehin aldığım bu kadın aynı zamanda Barbaros un da ikiziydi.
Barbaros ile göz göze geldik. Ne yapmaya çalıştığını hala tam anlamış değildim. Niye hala bir harekete geçmemişti?
“Bu umurumda olsaydı keşke Harun. Senin dölünden olan herkesi, ki buna sevgilim de dahil olmak üzere gözüm kırpmadan öldüreceğim.”
Hain olan herkes cezasını çekmeye mahkumdur. Benim öğrendiğim yegane şey buydu.
Harun “bunu yapamazsın. Sende o cesaret var mı?”
Güldüm. “Görmek ister misin?”
Barbaros “bırak Bahra’yı Zülal. Uğraştırma bizi.”
Herşey bir anda gelişmişti. Odaya giren terörist ile dağılan dikkatimden yararlanmıştı esir aldığım o kadın. Beni yakamdan tuttuğu gibi silahının namlusunu bana dayadı. Kolayca alt edebileceğim pozisyonda durduğunun farkında değil miydi yoksa bilerek mi öyle duruyordu? Umursamadım. İçeri giren konuştu. “başkan, askerler geldi! Her yeri sarmışlar!”
Güldüm. “Ve bingo, kim sağ kim selamet birazdan göreceğiz aslan parçası.”
Harun ağırca bir küfretti. “Askerler buranın yerini nereden biliyor!”
“GPS sokmuşlar götüne. Haberin yok muydu?”
Harun “eh yeter be!” Silahını çıkarıp bana doğrulttu. “Öl!”
Barbaros da silahını çıkarıp bana doğrltunca göz devirdim.
“Bir dakika ya. Film mi çekiyoruz burada anasını satayım?”
Barbaros u buldu gözlerim. Elini dudaklarına götürüp susmamı işaret etti. Bu kez ona güvenmek istedim.
Barbaros elindeki silahı ateşlediği anda Zülal göğsüne isabet eden kurşun ile öne doğru yığıldı. Barbaros babasının kolundan çekiştirerek odadan çıkardı hemen. “Yürü baba askerler yakalamadan kaçalım.” Harun küfürlerini sıralamaya devam ederken kaçış kapısına yürüyorlardı. Tam o anda önüne birileri çıktı. Kartal, Hakan ve Selçuk.
Kartal “aa,” dedi alayla. Elindeki tüfeğini ona doğrultmuştu. “Nereye böyle ya? Gökte ararken yerde bulmuşum seni.”
Barbaros dizlerinin arkasına vurduğu gibi ellerini arkada tuttu. “Paketin sağlam olması için özenle uğraştım komutanım.”
Önüne doğru ilerledi. “Hem de ne sağlam aslanım, ellerine sağlık.”
Harun “sen!” dedi sinirle. “hain miydin lan piç kurusu!”
Barbaros “anam belli ama babamın kimin köpeği olduğu belli değil Harun. Çenenin yayını s1ktirmeden sus.”
Kartal “Selçuk, Hakan alın bu iti buradan, baheçeye çıkarın. Biz Laçin i alıp dönüyoruz.”
Barbaros aklına sevgilisi gelince hızla onları bıraktığı odaya koştu. Zülal hala yerde yatıyordu. Yanına çöktü ikili.
Kartal “niye baygın?”
Barbaros “babam vuracaktı komutanım. Ondan önce davranıp vurdum.” yanaklarını patpatladı kadının. “Zülal, hadi kendine gel.”
Zülal zorlukla nefes alarak gözlerini araladığında bir anlık öksürük krizine girdi.
Kartal “tamam geçti, sakin ol.”
Nefesleri düzene girmeye çalışırken eli göğsüne gitti. Göğsünde hissettiği metali titrek elleriyle çıkarırken rahat bir nefes aldı. Sevgilisi onu vurmuştu ama ölmemişti. Şoktan tek kelime edemiyordu.
Barbaros sevgilisinin sağlam olduğunu görünce rahatça bir nefes verdi. “çok şükür.” Babası onu vursaydı öldürürdü ve bundan çok korkmuştu. Yanına gittiği vakit kimseye fark ettirmeden plakayı koyarken de ya vuramazsam diye korkmuştu. Babasını oradan hiddetle çıkaramasaydı, tim gelmeseydi kan gelmediğini görseydi neler olurdu? Koruyabilir miydi yine?
Kartal üzerine mermi saplanmış plakayı eline aldığında herşeyi anlamıştı. Sırıttı. Barbaros un dahiyane planından kendisi bile haberdar değildi... Zülal e baktı. Iyi misin diye sorduğunda cevap vermemişti.
Bahra en sonunda konuştuğunda gözler onu bulmuştu. “Artık çıkabiilir miyiz buradan?”
Kartal “sen de kimsin?”
Bahra nın kaşları çatıldı. “Sana kim olduğumu söyleyeceğimi düşündüren şey ne?”
Barbaros “komutanım Bahra, kız kardeşim.”
Zülal in kaşları çatıldı. “Kafamda binbir tane fil tepişiyor. Allah için burada neler olduğunu biriniz anlatabilir mi?”
Barbaros “binadan çıkalım. Daha fazlası gelmeden buradan gitmemiz gerek.”
Bahçeye çıktılar hızlıca. Harun ayakta olan Zülal i görünce daha çok sinirlenmişti. “Kızım da mı hain!”
Harun un sesi sinirlerimi iyice hoplatırken sinirimi elimde toplayarak hiddetli adımlarla ona yürümüş, yumruğumu olduğu gibi yüzüne geçirdim. “O çenen gidene kadar kapalı duracak Harun. Beni anladın mı!”
Ağzına dolan kanı sağ tarafına tükürüp kanlı dişleriyle sırıttı. “Durmazsa ne yaparsın?”
Sol tarafında Selçuk duruyordu. Göğüs kısmındaki cebe uzanıp el bombasını aldım. Pimini sakince çekip ağzına tıkmıştım.
“Şimdi konuş da hepimiz havaya uçalım. Selçuk al şunu, gidiyoruz.”
.
.
.


