Esil in mutfağa gitmesinin ardından yaklaşık bir saat daha oturmuştuk. Helva yemiştik bir güzel. Evet, kız harbiden de helva yapmıştı kuzeni için. İtiraf etmeliyim ki gerçekten lezzetli bir helvaydı. Her ne kadar Oğuz yiyememiş de olsa. Bir saat boyunca bolca sohbet edip eğlenmiştik. Uzunca zamandır matemin ardından bugün iyi gelmişti. Bir saat önce bizimkiler ayrılırken yüzlerindeki acının bir nebze de olsa dindiğini görmüştüm.
Askerin yaraları hiçbir zaman kapanmazdı. Her seferinde en derinlerinden tekrar tekrar kanardı. Bizim acımız hep tazeydi. Hele birde şehit verdiyse bu vatan...
Baran abinin arabasındaydık şimdi. Başım koltuğun arka kısmına yaslı bir halde dururken gözlerim kapalıydı. Arabadakilerden, Baran ve Elçin’den çıt çıkmıyordu. Müzik çalardan kısık bir şarkı çalıyordu. Mabel Matiz’in Aşk Yok Olmaktır şarkısı çalarken bile aklımda bir Barbaros vardı. Benim bir sevgilim vardı ve sevgilimden yaklaşık bir buçuk haftadan beri ayrıydık. Nerede olduğuna dair kimsenin bir bilgisi yoktu. Olan da söylemiyordu. Biliyorum gizli görevdeydi ama hiç olmazsa nerede olduğunu öğrenseydim hım? Olmaz mıydı?
Telefonum mesaj geldiğini belirtircesine titrerken ekranına göz attım. Bir yeni mesaj ibaresi beni bir anlık umutlandırırken karşılaştığım adres kaşlarımı çatmama neden olmuştu. İsimsiz gelen mesajda adresin ardından bir mesaj daha geldi.
-Sevgilin burada, kurtarmak istiyorsan acele et
Bu da neyin nesiydi? Gitmeli miyim? Beynim sakın gitme diye bağırırken kalbim git ne olacak diyordu. Ben normalde aklımın olduğu yerde asla dinlemezdim kalbimi. Zaten biraz da bunun için eğitilmiştim. Peki şimdi ne yapacaktım? Baran abim arabasını istesem verir miydi? Arabam da yoktu ya.
“Şimdi ne yapacaksınız?”
Elçin “ben direkt arabamı alıp adliyeye gideceğim. Üzerinde çalıştığım vakalar beklemeye gelmez.”
Baran “mümkünse sabaha kadar uyumayı planlıyorum. Sen ne yapacaksın?” bende bilmiyordum ki.
“Bilmem...” Derin bir nefes aldım. Gitsem en fazla ne olabilirdi ki? Azıcık ucundan bakar geri dönerim. “Bir arkadaşım çağırdı aslında.”
Baran “kimmiş o arkadaş?”
Onu da bilmiyorum henüz.
“Sena diye eski bir arkadaş. Ankara ya gelmiş de. Birşey isteyecektim Baran abi.” Yalan söylediğim için utandım. Ama başka diyebileceğim birşey yoktu. Ya peşimden gelir ya da gitmeme izin vermezdi. Her iki türlü de sıkıntılıydı.
Baran “dinliyorum güzelim?”
Güzelim kelimesini bu kadar seveceğim aklıma gelmezdi arada. Garip bir şekilde mutlu ediyordu beni.
“Benim arabam serviste de...”
“Benimkini alabilirsin,” dedi hemen. Daha istemeden anlamıştı. “Zaten bugünlük bir işim yok.”
“Teşekkür ederim abicim.”
Baran abim güldü. “Abin kurban olsun sana.”
Eve gelince bizimkilerle vedalaşıp Baran abimin arabasına atladığım gibi yolumu atılan adrese yönlendirmiştim. Ben asla akıllanmazdım. Kendime olan güvenim umarım boşa çıkarmazdı beni. Aklımdan türlü düşünceler geçiyordu. Ama içimden bir ses de gitmem gerektiğini savunmaya devam ediyordu. Bende onu dinledim atılan adrese giderken. Yaklaşık beş dakikalık yolum kaldığında fark ettiğim araç gerilmeme neden olmuştu. Takip diliyordum.
Plakası yabancı olan bir araç yola çıktığımdan beri takip ediyordu beni. Başta kullandığım yolun işlek bir yol olduğundan öylesine bir araç sanmıştım ama çok saçma bir yola girdiğimde peşimden dönen beyaz araç hiç de hayra alametmiş gibi durmuyordu. Aramızdaki mesafeyi koruyordu ama görebildiğim kadarıyla siyah kısa saçlı bir kadındı. Gözünde siyah gözlükleri vardı. Belki de sadece uzun saçlı bir erkekti bilmiyorum.
Farlarını yakıp yakıp söndürdü birkaç defa. Ulan ne yapıyordu bu? Beni takip ettiğini mi gösteriyordu sellektör yakarak? Bütün deliler de beni buluyordu anasını satayım. Durmam gereken yolun dört sokak ötesinde durdum ne olur ne olmaz. Bendeki cesaret miydi salaklık mı bunu sonra özel olarak tartışacağız arkadaşlar.
Arabadan inerken göz ucuyla diğer arabaya bakmıştım. O da az ilerleyip durunca direkt sokağa attım kendimi. Bir kapı boşluğuna kendimi siper almıştım. Ne biçim bir andaydım Allah ım? Kimdi bu peşimdeki? Ben kimin adresine gidiyordum?
O siyah saçlı kız tam da önümden geçtiğinde benden beklenecek atiklikle onu kapıya yaslamış, kolumun tersi ile boğazını tutup silahımı ona doğrultmuştum.
“Kimsin ve beni neden takip ediyorsun?”
Gözlüğünü çıkarmıştım bir çırpıda silahımın ucu ile. Gözlerinde korku kırıntısı bile görmediğim kadın şaşırtsa da suratımdaki sinirli ifadeyi silmedim.
Kadın “yanlış yere gidiyorsun üsteğmen,” dedi. Bu da şaşırtmadı beni. Takip ediyorsa zaten tanıyordu beni.
“Nereye gidecekmişim?”
Kadın “karargahına. Bak, sana zarar vermek istemiyorum ama-” sözünü kestim. “başına silah dayalı bir hatuna göre fazla konuşuyorsun. Kimsin sen?”
Kadın hamle yapacakken engelledim. “Sakın.”
Kadın “tamam söyleyeceğim! Bırak canımı yakıyorsun!”
Geri çekilsem de tabancamı indirmemiştim. Ama arkamdan gelecek kişi ya da kişileri hesaba katmamıştım tabi.
...
Issız bir ormanda koşuyordum. Hava o kadar soğuktu ki titriyordum resmen. Ama soğuk havaya ters bir şekilde askılı siyah bir elbise vardı üzerimde. Çığlık sesi yankılandığında adımlarım istemsizce koşmaya dönüştü. Nereye varacağımı bilmeden sadece koşuyordum. En son ne olduğunu bile hatırlamayan beynim sanki acı çekiyordu.
Durmama sebep olan şey Barbaros oldu. Üstü oldukça pisti. Beni görünce acı acı gülümsedi.
“Barbaros!”
Uzun zamandır görmememin özlemiyle ona doğru atılmamla yüzünün kanla boyanması bir oldu. Karnımdan tuhaf bir sızı yayılınca bakışlarım orayı buldu. Bıçağın olduğu yerden oluk oluk kan akıyordu. Nasıl ya? Başımı kaldırdım. Barbaros beni mi bıçaklamıştı? Kanla boyanan yüzü bu sefer öyle kötü bir sırıtışa üründü ki bir adım geriledim. Sonra bir el silah ateşlendi. Bir kurşun Barbaros un alnının tam ortasından girerken bir feryat koptu dudaklarımdan.
“Barbaros?”
Nefes nefese kan ter içinde uyandığımda görüşüm oldukça bulanıktı. Nerede olduğumu bir an idrak edemedim. Edememem gayet normaldi çünkü bir sandalyeye ellerim bağlı atılmıştım. Ensemdeki sancı bir kez daha kendini belli ederken yüzümü buruşturdum. “hay sikeyim böyle işi.” Ellerimi oynatmaya çalıştığımda bileğimi zorlamaktan ileri gidemedim. Kim yaptıysa oldukça sağlam bağlanmışım. Gemici düğümüydü mübarek
Bir dakika... kaçırılmış mıydım ben şimdi? Her yerimden bir sızı yükseliyordu. Bu oldukça pis depoda kendimi çöp poşetinden hallice hissediyordum birde. Nerede olduğumu bilmiyor oluşum beni endişelendiriyordu.
En son gördüğüm o kadın aklıma geldi bir anda. O an anladım. Ben basbayağı tuzağa düşmüştüm ve kimseye de haber falan vermemiştim. Kendime olan yersiz güvenimin bir gün başıma bela olacağını tahmin ediyordum aslında. Sadece bu kadar çabuk olacağını tahmin etmemiştim. Neyse, bildiğim tek şey vardı ve o da buradan çıktığımda beni kaçıranlar her kimse elimde kalacağıydı. Illa kurtulurdum. Kurtulduğumda konuşurduk bunları.
“Hey!” diye bağırdım en sonunda. Belki birileri gelirdi benim uyandığımın farkına varırlarsa. “kimse yok mu!” bağırınca başım daha da zonkladı.
Kimse gelmedi. Bir kez daha bağırdım. “Ulan madem kaçırıyorsunuz misafire bir bakın. Ne biçim ev sahibisiniz siz?”
Kilit sesi duyuldu odada. Hım. Demek kapı kilitli.
Içeri bir adam girerken keleş tutmasına şaşırmamıştım. “Ne var lan?” dedi bozuk türkçesiyle.
Şimdi bir çarpacağım görecek ne var lanı. Anan var it köpek.
“Adın ne senin?”
Adamın kaşları çatıldı. “Napacan?”
“Arkandan bir fatiha okucam. De hele.”
Adam “gece gece belanı benden bulma hatun. Birazdan başkan gelecek ona dersin.” keleşi tutan parmakları sıklaştı.
Demek gece olmuştu. Bu da demek oluyordu ki birkaç saattir baygın yatıyordum.
“Hey dur. Tuvalete gitmem lazım. Gel de ayaklarımı çöz bari.”
Adam “yasak olmasaydı şu dakika vururdum seni.” Yanıma yaklaştı. Eliyle yanağımı okşamıştı. Bir anda kirlenmiş gibi hissettim kendimi. “Halbuki pek de güzel kızmışsın. Yazık olacak.”
Kednimi tutamayıp yüzüne tükürdüm bir anda. Adam da bir tokat yapıştırmayı ihmal etmedi. Sinirlenmiştim.
“Gücün seni elleri bağlı kadına mı yetiyor bir tek? Yemiyor tabi ellerimi çözmeye.”
Ağrı falan hak getire. Uykum vardı.
Adam “ulan elimde kalacaksın hala konuşuyorsun amına koyayım.” Silahının namlusunu bana doğrulttu.
Sırıttım. “sıksana,” dedim. “Ben senin gibi yapmıyorum. Namluyu yoldaşlarına dayadığımda gördüğü son şey ben oluyorum.”
Adam iyice sinirleniyordu. “Kapa çeneni!”
“Tabi Türk askerindeki cesaret sizde yok. Biz cesareti vatandan alırız zira. Tabi sizin bir vatanınız olmayınca anca böyle iplerin arkasına sığınıyorsunuz. Soysuz köpekler sizi.”
Adam “yasak olmasa seni burada öyle bir sikerdim ki üsteğmen...” dudaklarını ısırdı. Ne yasağı? “Soysuz köpek dediğinden 15 tane doğurttururdum sana.”
Kaşlarım daha da çatıldı. Yüzümdeki alaycılık gitmişti birden. “Önce seni, ardından kendimi patlatırdım ben.”
Adam “ama merak etme. Başkanın işi bittiğinde alacam seni.”
Başımı sakinleşmek adına sağa sola eğdim. “Dikkat et, ben almayayım seni. Ama kendime değil, ayağımın altına. Ağzına el bombasını verip yalvartacağım seni.”
Tam konuşacakken başka birisinin ayak sesleri duyuldu. Adam hemen geri çekip başını öne eğmişti. Merakla girecek kişiyi beklerken daha fazla dayanamadım. “Aheste aheste gelme piç kurusu!” zaten canıma tak etmişti ufak fırsat bekliyordum buradan kurtulmak için.
Içeri Barbaros un babasının girmesini beklerdim. Irak itlerinden bir elebaşını beklerdim. Ne bileyim Ebu Cehil’i bile beklerdim. (Mekke’nin eski bir lideri. Muhammed’e muhalefet ilk müslümanların zorbası kısaca.)
Ama Barbaros u değil.
Zihnimdeki curcuna bir anda sustu. Sanki kalp atışlarım da durmuştu. Bağırmak çağırmak veyahut ağlamak istedim. Ben sevgilimin olmasını da geçtim, bir özel kuvvet askerinin hain olmasını kaldıramazdım. Hayır bu şaka olmalıydı.
“Ne oluyor burada Barbaros?”
Hemen ardından babası girdi. Adamın suratında kocaman bir gülümseme vardı. Beni görünce sinsice kıkırdadı. “Gelinim de uyanmış... pardon, eski gelinim.” saçmalamasına devam edecek gücü bulamayacaklardı kendilerinde.
“Hayır hayır hayır... bu kesinlikle bir şaka olmalı. Hangi kameraya selam vereceğim?” Sağa sola bakındım. Sol üst köşede bir kamera vardı ama onun da çalışıp çalışmadığından şüpheliydim.
Harun “kamera şakası falan değil üsteğmen. Artık elimizdesin.” Boşta bir sandalye vardı. Önüme çekip oturdu ona. “Anlat bakalım.”
.
.
.
Dayanamayıp erken yayınladım. Diğer bölüm ne zaman gelir bilmiyorum. Normalde her çarşamba atıyordum ama muhtemelen bu hafta bu bölümle birlikte iki bölüm birden gelir. Hızlandık biraz final yaklaşmışken. Normalde birkaç bölüme bitmesi gerekiyordu ama galiba 30u bulacak ya.
Nasıl olmuş?






