İçeriğe geç

LAÇİN

Bölüm 20 · 7 dk okuma

LAÇİN

Bölüm 20

¹⁹| kız isteme

Ali abinin arkadaşı Uğur onun son cümlesinden sonra birşey söyleyememişti. Hatta tam ortada oturan adam birden abimin arkasına doğru kendini çekip benden uzaklaşmıştı. Bu davranış alayla sırıtmama neden olurken içten içe onu vurmayacağımı zaten biliyordum. Ali abi de muhtemelen göz korkutmak için söylemişti bunu.

Uğur u bıraktıktan sonra direkt eve geçmiştik. Yol boyunca sohbet etmiştik onunla. Aramızdaki buzların iyiden iyiye eridiğini hissedebiliyordum. Bu beni oldukça mutlu ediyordu. Ailemdi onlar sonuçta. İnsan ailesiyle yakın olmak isterdi.

Önceki yıllarımda bunun doğru olmadığını savunurdum. Aile göreceli bir kavram derdim. Bazen aile de yeterli gelmez derdim. Çünkü gerçek sandığım ailem o tanıma asla uymuyordu. Yoldan geçen birilerinden farkları yoktu benim için. Benim ailem kan bağım olmadığı silah arkadaşlarımdı. Kan bağımız yoktu. Ama can bağımız vardı. Karda, kışta, tipide, sağanakta, kavurucu çöl sıcağında... sırtımı yasladığım vatan evlatlarıydı ailem. Yıllar önce canla başla, kanla alınan vatan topraklarıydı ailem.

Mutluydum. Aklımın derinliklerinde yüzbinlerce düşünce kol geziyordu ama mutluydum. Bunlar da geçecekti biliyorum. Herşey yoluna girecekti elbet. Girmezse de bir yolunu bulurduk. Hep de öyle yapmamış mıydık zaten?

Eve dönünce pastayı hemen dolaba kaldırmıştık. Biraz büyük olduğu için sığdırmamız zor olmuştu ama halletmiştik. Şimdi ise kuaförden gelen Elçin benim saçlarımı yapıyordu. Daha doğrusu maşa yapıyordu. Sonra tarayıp at kuyruğu yapacaktık.

Elçin "kuaföre götürseydik seni de be ikiz."

Uzun sarı saçlarımı yılda bir kestirmek dışında gitmezdim kuaföre. Saçlarımın işlem görmesini pek sevmezdim.

"Böylesi daha iyi," dedim. "Sana izin verdiğime şükret."

Elçin "hiç mi yaptırmadın bunca zaman ya? Şu saçlara bak, bebek saçı gibi yumuşacık."

Elçin in söylediklerine gülmüştüm. "İnsanın ömrü dağda geçince kafasını kaşıyacak bir vakti dahi olmuyor."

Elçin "tamam demedik birşey."

...

Elçin "geldiler!" diye heyecanla yanıma geldiğinde göz devirmekten kendimi alıkoyamamıştım.

"Kartal abim karargaha döndüğümüzde Oğuz u bir güzel haşlayacak sen daha ne yapıyorsun be gülüm."

Elçin "öf sende hep felaket tellalı gibi. Abim ona birşey yapmaz. O da türk askeri sonuçta."

Ah be Elçin. Bizimkiler her zaman sert oynamayı sevmişti.

Aynadaki yansımama son kez bakıp Elçin in koluna girerek çıktık odamdan. Salona geldiğimizde timimi süzdüm bir. Takım elbiseleri ile tam takım karşımdalardı.

"Düğüne mi gidiyoruz?" diye sordum alayla. Böyle giyinmeleri hoşuma gitmişti ama. Ciddiye almış olduklarını gösterirdi bu.

Feyzullah "komutanlarımızın kardeşine gelin almaya gidiyoruz komutanım. Atlet don ile mi gelseydik?"

Güldüm. "Abartma Feyzo."

O sırada abim girdi içeri. Gözü önce ikimizi buldu. Beğeniyle tebessüm etti. "Gözlerim kamaştı bu ne güzellik?"

Elçin cilveyle kıkırdayım Kartal abimin koluna girdi. Kartal abimin gözleri bu sefer timi bulduğunda birinde duraksadı. Oğuz da. "Sen," dedi sert sesiyle. "savunman neden masama gelmedi?"

Aha. Gelelim fasulyenin faydalarına.

Oğuz "k-komutanım unutmuşum."

Sıçmış ve şimdi de sıvıyordu.

Kartal "ben döndüğümüzde göstereceğim unutmak nasıl oluyor Oğuz." Bize döndü. "gidiyoruz."

Bahçede yerimizi alırken dışarıdaki arabalara yerleşmiştik. Yaklaşık 25 dakikalık bir yolculuğun ardından Baran abimin arabası dururken kenara çekti. Bir sokak ötedeydi Hilal in evi. Bir ev arkadaşı ile kalıyordu Ankara da Hacettepe'de okuduğu için. Ailesi Konya'dan buraya gelmişti.

Buradan sonrasını yürüyecektik.

Hepimiz çıkarken gözlerim Baran abimi buldu. Aşırı heyecanlı görünüyordu.

Ali "oğlum bir sakin ol. Heyecandan bayılıp kalacaksın şimdi."

Baran abim sertçe nefesini verip gülümsedi. "Abi sorma çok heyecanlıyım."

Oğuz "o zaman ortamı şenlendirelim. Tarık, hadi aslanım çıkar meşaleleri."

Kartal abim "ne meşalesi lan?"

Feyzullah "mahalleyi ışıldatmadan gelin almaya gitmeyeceğiz herhalde?" Derken Tarık ın elinden bir tane küçük birşey aldı. Şu yakınca duman çıkaran şeylerdendi herhalde. Biz de helikopterin ineceği noktaya yakıp bırakırdık. Helikopterin doğru iniş yapmasını sağlamak için kullanırdık onlardan.

Annem "ay çocuklar çok iyi düşünmüşsünüz. Bizim aklımıza hiç gelmedi."

Elçin Hilal lere haber verirken sokağa girmiştik elimizde meşaleler.

"Komando marşı falan mı söylesek?" diye fısıldadım abime. "Çok sessiz ve sıkıcı geldi."

Abim anlık bana bakıp sırıttı ve açtı ağzını. "Oooooo!"

İşte başlıyoruz.

"Oooooo!"

Abim yine tekrarlayınca biz de tim ile birlikte tekrarladık.

"Biz dağlara atarız pusu!"

Abim söyledikçe biz de tekrar ediyorduk. Bir iki cümleden sonra annemlerin de tekrar ettiğini bile görmüştüm. Belki başka bir şarkı marş söylemeyliydik bilmiyorum. Ama bu da olmuştu bence.

"Haram oldu gece uykusu!"

Bordo bereli bir tim ile kız istemeye gidersen böyle olurdu işte.

"Komandoya bir yudum su!"

Kameramanımız da vardı. Bu mutlu günlerini sonsuza kadar saklamak isterler diye düşünmüştük.

"Vermez misin Konya kızı!"

Dağları inlettiğimiz marşı abimin kız istemesinde söyleyeceğimiz aklımın ucuna dahi gelmezdi.

"şırıl şırıl suyun akışı! Beline de bağlamış al nakışı! Komandonun bir bakışı! Yetmedi sana konya kızı!"

Evin önüne geldiğimizde fark etmiştim ki çoğu kişi pencereye çıkmıştı. Hilal i mahalleye reklam ettiğimize göre görevi tamamlamıştık. Kapıdan içeri teker teker girerken kapıdakilerle merhabalaşıyorduk. Hilal in sadece ev arkadaşı, annesi ve babası vardı.

Elçin "ay bunlar ne nemrut insanlar," diye fısıldarken koltuğa yerleşmiştik.

"Ana! Kuzen?" Diye bir ses yükseldi Oğuz'dan. Hilal in ev arkadaşı ile konuşuyordu. "Ooo, sende mi buradaydın?" diye cevap verdi kız da.

Hilal "Baran bu arkadaşlar kim?"

Kartal abi "Kardeşim, benim timden hepsi."

"Çok kalabalık," diye mırıldanan da Hilal in annesi olmuştu.

Galiba bu gece biraz olaylı geçecekti. Şimdiden memnuniyetsizliğini gösterirlerse ilerleyen vakitte neler olurdu kim bilir. Ben susmazdım, abimler hiç susmazdı.

...

"Anladığım kadıyla 20 yıl sonra bir kızınız daha ortaya çıktı." diye laf açan adama döndüm. "Askermiş galiba?"

He askerim, göstereyim mi beylik tabancamı?

Babam "öyle, Tuğrul bey."

Herşeye rağmen yine sabırla konuşuyorduk. Ama fokurdamaya başladığını hissedebiliyordum. O kadar memnuniyetsiz insanlardı ki. Arada abim ve Hilal olmasaydı dünürümüz olmayı gözden geçirirdim.

Annesi konuştu bu sefer. "Bizim kız da deli doktoru olacak işte."

Ne? Deli doktoru ne biçim bir tabirdi öyle?

Kendimi tutamayıp "önce sizi tedavi edecekmiş." dediğimde ortalık bir anda sessizleşmişti. Sinirlenmiştim ve kendime artık hakim olamamıştım. Öyle bir konuşuyorlardı ki. Anladığım kadarıyla psikologluğunu hor görüyorlardı. Halbuki Hilal birincilikle girmişti o üniversiteye. İki senedir de bölüm birincisiydi. Annemler olmasaydı ben onlara diyeceğimi biliyordum da neyse.

Bizimkilerden tıksırırcasına ses gelirken Ali abim konuyu dağıtmak için konuştu. "Konuya girelim o halde biz. Baba?" Kimdi o gülmemek için kendini tutan? Hakan ile göz göze geldiğimizde dudaklarını oynatarak pardon komutanım diyince önüme geri döndüm.

Babam "evet sebebi ziyaretimiz belli. Bizim çocuklar bir süredir birlikteler. Allah var yukarıda çok da yakışıyorlar." Göz ucuyla abimle Hilal e baktı. "Biz de bu mutlu çiftleri birleştirmek için buradayız. O halde usülünce soruyorum. Allah ın emri peygamberimizin kavliyle, kızımız Hilal i oğlumuz Baran a istiyoruz."

"Verdik gitti." dedi babası. Kısa ve öz. Zaten evden atmak için can atıyorlardı. Hoş, zaten birlikte yaşamıyorlardı.

Yüzükler takılırken ben ikiliyi inceliyordum. Hilal in üzerinde oldukça zarif toz pembe bir elbise vardı. İçinde biblo bebek gibi duruyordu. Abimin ceketinde elbisesinin renginde bir mendil vardı. Yan yana çok tatlı görünüyorlardı.

Kurdeleyi kesmek için makası eline alan Ali abi olmuştu. Ali abiye ne kadar saygı duyduklarını o an anlamıştım. "Çok mutlu olursunuz inşallah," dedi. Gözlerindeki acıyı buradan bile görebiliyordum. Kaybettiği eşini hatırlamıştı belki de. "Bismillahirrahmanirrahim."

Kurdeleler kesildikten sonra annesi ve babası gitmişti. Annemler de gençleri yalnız bırakalım diyerek terk etmişlerdi evi. Ali abim yüzükler kesildikten sonra hava alacağım diyerek kaçmıştı evden. Geri de gelmemişti. Muhtemelen kafası doluydu ve dolu olan yerde de durmak istememişti. Kartal abim karargahtan çağrılınca gitmek için ayaklandığında tim de ayaklanmıştı.

Selçuk "komutanım biz de gidelim artık," dedi. "Daha fazla rahatsızlık vermeyelim."

"Ne rahatsızlığı Selçuk?"

Hilal "arkadaşlar, kalabilirsiniz."

Selçuk "Allah tamamına erdirsin gelin hanım. Çok mutlu olduk bugün adınıza."

Baran "geldiğiniz için çok teşekkür ederiz."

Tim abimle bir dışarı çıkarken Oğuz bana döndü. "Komutanım müsaade ederseniz ben kalmak isterim."

Derin bir nefes aldım. "Oğlum kuzenin burada zaten, benden ne izin alıyorsun?"

Kuzeninin adı Esil'di. "Kal kuzen kal."

Elçin "Hilal gel biz pasta koyalım o sırada. Canım çekti bir daha yicem."

Oğuz hülyalı hülyalı arkalarından bakarken Baran abim "Oğuz?" diye uyarı geçti ve ayaklandı. "O gözlerini oyarım kardeşim."

Oğuz anında kendini toplarlamıştı. "Tabi."

Abim de mutfağa ilerlemişti.

"Hasbiptir," dedi Esil. "komutanının ikizine, aynı zamanda üç abisi olan birine mi aşık oldun?" kocaman kahkaha attı. "Ciddili mi?"

"Valla ben uyardım ama dinlemedi."

Esil "iyisi mi ben kuzenime şöyle bol fıstıklı bir helva karayım ben."

Oğuz "benim fıstığa alerjim var biliyorsun değil mi kuzen?"

Bu dediğine bende güldüm. "iyi ya, abimin elinde işkenceyle can vermektense anafilaktik şok anında götürür seni."

Esil "ay valla tam da bu yüzden demiştim," o mutfağa koştururken bizimkiler içeri girdi.

Hilal "nereye gitti bizim kız?"

"Oğuz un helvasını yapmaya."

Elçin "o ne demek be?"

"E birilerinin elinden kurtulamayacağı kesin ya, o yüzden."

Yarına Allah kerimdi.

Acaba Barbaros neredeydi?

.

.

.

Acaba Barbaros neredeee??? Var mı tahminleriniz?

Bu bölüm de böyle geçti gitti. Nasıl buldunuz? Okuyorsunuz iyi hoş da ben etkileşim hiç görmüyorum ya. Üzülüyorum.

Birde Uçuş Hattı isimli hikayeme de bakar mısınız? Güncel yazdığım iki hikayem var şuanlık. Laçin ve Uçuş Hattı. Laçin bitmek üzere ve o bittikten sonra diğer yazdıklarıma yoğunluk verip yeni hikayeler yayınlamaya devam edeceğim. Uçuş Hattı en heyecanlı olduğum hikayem.

Bu hafta erken geldi. 19 kasımda yeni bölümde görüşmek üzere.

Bölüm sonu

4 yorum